Bir Yaşındayız!

Muratcan Zorcu
Koç Üniversitesi Tarih Bölümü doktora öğrencisidir.

Yarının Kültürü ailesi olarak sizlerin de gayet iyi bildiği şekilde yayımladığımız ilk yazı, 31 Aralık 2021 tarihindeydi. Sitemizin giriş yazısını, niyetlerimizi ve öykümüzü benim kalemimden okudunuz. O günden bugüne tam tamına bir yılı geride bıraktık. Geride bıraktığımız bu sürede, daha başlar başlamaz çok önemli bir krizle baş başa kaldık: On dört günde bir yazı yayımlanacağı yıllık olarak planlanmış, yazarlarla görüşülmüş ve yola çıkılmıştı. On dört günde bir yayımlanan yazılarla sitenin geri kalan günlerde âtıl kalacağı eleştirisi haklı bir itirazdı ve bizi yeniden yönlendirdi. Şubat 2022 itibariyle her ay haftalık düzenle ilerlemeye çalıştık. Yüksel Gölpınarlı röportajımızı da Şubat 2022’de yayımlayarak Türk kültür hayatına reverans yapmamız çok kıymetliydi. Türkan Şoray röportajımız da yine Türk sinemasına gösterdiğimiz saygıyı ifade ediyordu.

Yıllık programımızı takip ederken çerçeveyi geniş tutmaya çalıştık. İstanbul temasıyla kıymetli büyüğümüz Gavsi (Bayraktar) Bey’in hâtıralarına yer verdik. Politik gündemin nabzını tuttuk: Rusya-Ukrayna Savaşı’nın deniz ticaretine etkisini kıymetli bir yazıyla ilan ettik, Kıbrıs’ı da gündemimize aldık. Angela Merkel sonrası Alman politikasını Emrah (Aslan) Bey’in değerlendirmeleriyle sizlerle buluşturduk. Sâbık İngiliz Kraliçesi II. Elizabeth’in vefatına yetiştik; Kutay Yavuz dostumuz fotoğraflarını ve düşüncelerini bizle paylaştı. Bir hafta içerisinde hızla yazının yazılması, editör arkadaşımızın düzenlemesi ve yayına hazırlamasıyla en hızlı yazılarımızdan biriydi. Altı çizilmesi gereken diğer bir çerçeve de hiç şüphesiz Japonya idi. Japonya politikası tarihsel arka planlarıyla incelendi kıymetli yazarlarımızca. Gezi yazılarımızın sayısı çok olmasa da bu alanda da kıymetli yazılar yayımlandı. Ceren Turna Fide’nin İsviçre yazısı ve Ece Uğuz’un Edinburgh yazısı ilk aklımıza gelenler… Bugünkü Türkiye şartlarında, oralardan Türk gençliğinin nefesini duymamız bizi iyileştirdi. Bahsetmek istediğim son nokta da ulusal bayramlarımız oldu. M. Kemal Atatürk’ün vizyonunu her daim zihinlerimizde taşıyan, her adımımızda ona minnet duygusuyla hareket eden Türk gençliği olarak ulusal bayramlarımıza özel bir önem gösterdik ve birbirinden kıymetli yazılar yayımladık. Nedense artık üzerinde pek durulmayan ama T.C. Anayasası’nın âmir hükmü laiklik, sekülarizm ve devlet dini meselesi, Selçuk Erenerol dostumuzca yazıldı. 30 Ağustos’ta, Büyük Taarruz’un yüzüncü yılında, Doğukan Oruç arkadaşımız genel çerçeveyle bu kıymetli günü değerlendirdi. 29 Ekim’de de Türk gençliğinin gür sesini Gaye Naz (Özyol) Hanım’ın sesiyle bir kez daha duyduk.

Muratcan Zorcu tarafından yapılan kolaj çalışması.

Eksiklerimize gelirsek… En başta tercüme meselesine değinmek isteriz. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın yıla damga vurduğu 2022’de, Ukrayna konulu bir İngilizce yazıyı Batuhan Aksu arkadaşımız özenle Türkçemize kazandırdı. Keşke bunun gibi onlarca yazıyı dilimize kazandırabilecek kıymetli bir ekibi kurabilseydik. İlk eksiğimiz bizce burası. İran’da Mahsa Amini’nin katledilmesi sonrası meydana gelen gösterilere kolumuz yetişmedi. İçeride olanları yansıtan bir İran yazısı yayımlayabilirdik, planlarımız aksadı. Arkeoloji yazı yayınlama maceramız keza aynı minvalde değerlendirilmeli. Arkeoloji yazısı yazmak isteyen insanlar çıksa da süreçler bir şekilde tamamlanmadı. Türkiye’nin özelindeyse düzensiz göçler, kadın, toplumsal cinsiyet, spor eksik kaldığımız, kolumuzun yetişemediği kısımlar oldu. Meslekî deformasyon olarak yorumlanabilecek, tarih içeriklerinin biraz fazla olmasıysa 2023 içerisinde çözeceğimiz bir mesele, hiç merak etmeyin. Bugünü Miras Edenler olarak bu eksiklikleri de belirtmek isteriz. Önümüzdeki yıl, yine eksikliklerimiz olacak ama bunlardan bahsedilmesi bile Yarının Kültürü’nü inşa ederken birer tuğla olacaktır.

Yazıyı tamamlarken teşekkürlerden önce 2023 yılında devam edeceğimizin müjdesini tekrar vermek isterim. Belli bir düzene kavuşan Yarının Kültürü, bugünlerde yazılacak, yarınlarda paylaşılacaktır. En büyük umudumuz, yıllardır hep aynı fasit daire içerisinde dönüp duran politik dünyanın, daha renkli, daha kaliteli bir yere evrilmesi ve bu dönüşümün başta Türk halkı olmak üzere Türk politik dünyasına da etki etmesidir. Teşekkürlere gelince, bizi var eden tüm yazarlarımıza çok teşekkür ediyoruz. Birçok yazarımızın ciddiyetini son teslim tarihlerine gösterdikleri uyumdan anladık. Bunun için tüm yazarlarımıza siz değerli okuyucularımızın önünde teşekkür ediyorum. Bu teşekkürü pek tabii, editörümüz Nazlı E. Albayrak takip edecek. Yazarlığa ilk adımlarını atanlardan yıllardır profesyonel olarak içerik üretenlere kadar geniş yazar kitlemizin yazılarını düzelten kıymetli mesai arkadaşıma teşekkür ediyorum. Hem yazıların kalitesi konusunda değerli fikirleri, hem de Yarının Kültürü için ne zaman karmaşık bir zihne düşsem zihnimi berraklaştıran tavsiyeleriyle bir yılı başarıyla geride bıraktık. Sonrasında da sitemizin amblemini kullanmaya devam etmemize izin veren arkadaşımızdan, içerik için kıymetli fikirlerini devamlı olarak paylaşan sitemizin teşekkür listesindeki arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

2023’te de her Cuma Yarının Kültürü’ne bekleniyorsunuz.

Merhaba

Muratcan Zorcu
Koç Üniversitesi Tarih Bölümü doktora öğrencisidir.

Kişisel bir hikâyeye hoş geldiniz. Hikâyemiz son üç dört aydır kolektif bir bilinçle hareket ediyor. Gün geçtikçe daha kolektif hâle gelecek. Ama şimdi hikâyeyi başa saralım. Üniversite yıllarında derslerimi takip ederken veya etmeye çalışırken bir yandan ders aralarında tanıdıklarımla sohbet ediyordum, diğer yandan da lise yıllarından beri biriktirmeye çabaladığım birbirinden değerli dostlarımla yılda bir iki kez buluşuyorduk. (İstanbul’da kapılarını aşındırdığım kıymetli büyüklerimden şimdilik bahsetmeyeceğim.) Bu süreçte de Feyzi, Berk, Alparslan, Engin ve Bahadır benim en yakın dostlarım oldular. Her zaman muhabbetlerinden memnun ayrıldım. Ama özellikle Alparslan’la 2010’lu yılların sonlarında Moda Sahili’nde, Kanyon’da, Boğaziçi kampüsünde yaptığımız gezintiler diğerlerinden de başka bir özellik taşıyordu: Dünyayı değiştirmek fikri ana temamızdı. Herhangi bir film yönetmeni bir filmle toplumu çevre felâketine karşı duyarlı hâle getirebiliyorsa Türkiye’nin en önemli üniversitelerinden birinde okuyan biz, niçin böyle bir çaba içine girmiyorduk? Bu fikirsel temellerle bir defterimi ‘proje defteri’ ilan edip her konu hakkında karalamalara başladım. Bu karalamaların hepsi nedense kişisel bir blog fikrine çıkıyordu; yazacaktım ve on dokuzuncu asrın büyük insanları gibi bir şeyleri değiştirecektim. Hem heveslerin hem de amatörlüğün getirdiği çabalarla her yılın Eylül ayında Ağustos’ta zihnen pişirdiğim blog açma fikrini fiiliyata döküyordum; Ekim’de, Kasım’da da bir şekilde içerik üretebiliyordum; ama dönem sonu yaklaşıp final sınavları ve assignment’lar biriktikçe blog konusundaki hevesim kaçıyordu. Bu blog açma çabam Blogger ve WordPress üzerinden üç dört yıl kadar devam etti. Sonrasında Mart 2020’de pandemi zuhur edip evlere kapandığımızda çok güzel bir proje ilgimi çekti; Gergedan Dergi(si) internet üzerinden çok kıymetli bir ekiple sağlam içerikler hazırlıyordu ve günceldi. Eski fikirleri ısıtıp ısıtıp önümüze sunmuyordu. Bu süreçte, kıymetli dostum S. Oğul Tuna’nın davetiyle yoğunluğum müsaade ettikçe ben de yazılar yazmaya başladım. Gergedan Dergi’de yazarken de kişisel bir blog fikrine saplanıp kalma gerekçem, lise yıllarında çıkardığım “Tarih Silsilesi” dergisi sırasındaki deneyimlerimden ileri geliyordu: Dergicilikteki devamlılığın önündeki ana sorun, çoğunlukla matbaa masrafları ve içerik üretim sıklığı olmuştur. Bu deneyim bana sürekli geriye ket vuruyordu.

Okumaya devam et “Merhaba”