Rami Kütüphanesi’nin Dünü ve Bugünü ya da Bir Kütüphanenin Serüveni Üzerine Notlar

Bahaddin Tuncer
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde yüksek lisans öğrencisi ve şair.

I.

Tam 10 senedir Rami’de, Eyüp’te oturuyorum. İslâmbey’e de Eyüpsultan Camii’ne de Rami Meydan’a da çok yakın bir yerde, oldukça dik bir yokuşa inşa edilmiş, mütevazı, sessiz bir sokakta… O kadar ki, Eyüpsultan Camii’nden okunan ezanı duymak kabil olduğu gibi Rami Kütüphanesi’ne de yaklaşık 10 dakika mesafede. Yaşadığım yerden bahsetmemin sebebi, size Rami Kütüphanesi’ni (yeni adıyla Rami Kütüphanesi, çok eski adıyla Rami Kışlası/Çiftliği) anlatırken bu atmosferi de mecburen hesaba katacak olmam. Aynı zamanda edebiyat ve şiir üzerine de bir bahis açacağım zira medeniyetimiz bir şiir medeniyeti ve ben, kişisel olarak bu tarz okumalara kalkışmaktan da büyük bir haz duyuyorum. Konu Türkiye olduğu vakit her zaman mesele şiire geliyor bir noktada ya da ben getiriyorum, kim bilir…

Kaynak: Arife Karakum, AA.

II.

Rami, Osmanlı İstanbulu’nun en eski yerleşim alanlarından biridir. Meşhur Karlofça Antlaşması’nın imzalanmasını sağlayan Rami Mehmed Paşa’dan gelen bu adlandırma, Sultan İkinci Mustafa’nın ona, bugün “Rami Kütüphanesi” dediğimiz arsayı hediye etmesi ve buradan dalga dalga yayılan yapılaşmanın sonucudur. 1703’te Feyzullah Efendi Vak’ası sonucu mahlû hâle gelen Sultan Mustafa yerine, Sultan Üçüncü Ahmed tahta çıkar ve Rami Mehmed Paşa, merkezden uzaklaştırılmak adına Kıbrıs ve Mısır valiliğine atanır, 1705’te ise azledilerek Rodos adasına sürülür. 1707 senesinde burada ölen Rami Mehmed Paşa’dan sonra çiftliğin başka bir hüviyet kazandığını, genişletilerek bir kışlaya dönüştürüldüğünü görmekteyiz. Belediye tarafından, kışlanın hemen önünü kapsayan caddeye (yapının, Acemi Ocağı Kışlası hâlini aldıktan sonra kullanımı da göz önünde bulundurulursa) “Talimhane Caddesi” isminin verilmesine şaşmamalıdır.

Rami Mehmed Paşa, önemli bir siyasi kimliğe sahip olduğu kadar, tezkirelerde ismi anılan, örneğin Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim Efendi’nin Tezkiretü’ş-şuarâ (XVIII. asır) adlı eserinde hakkında bilgiler verilen, devrinde önemli bir edebî şahsiyettir. Mensur eserlerinin yanında bir de divançesi (kayıtlarda divan olarak geçmekle beraber bir divançe boyutundadır) bulunan Rami Mehmed Paşa’nın, mezkûr ve adının geçtiği diğer tezkirelerde yer alan manzumelerine bakıldığında âşıkâne ve nâbiyâne bir üslûbu kaynaşık bir şekilde kullandığını görmekteyiz. Nâbîyâne üslûbunun teşekkülünde, hiç şüphesiz hocası şair Nâbî Efendi’nin etkisi büyüktür. Nâbî’nin ona “oğlum” dediği dahi rivayet edilir. Bu bilgiyi, Mehmed Sirâceddin’in Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ adlı tezkiresinden almaktayız. Öldüğü ve defnedildiği Rodos’ta, rıhletinden az bir zaman evvel yazdığı dört beyitlik gazel ise dikkat çekici olup, sürgünün acısının izlerini taşımaktadır:

Mahv olmadayız za‘f ile pîrâhenimizden
Çekmez mi dahi destini gam dâmenimizden

Lâyık mıdır ey gonca-i gülzâr-ı letâfet
Lebrîz-i tebessüm olasın şîvenimizden

Biz mûrçe-i hırmen-i sahrâ-yı kelâliz
Pâ-mâl oluruz dûr olıcak meskenimizden

Ârâyişi kim verd-i tahammül ola Râmî
Gitmezse ne gam murg-ı elem gülşenimizden

Rami Mehmed Paşa’nın şiirlerinin tesirini, modern şiirimizin kurucularından sayabileceğimiz Yahya Kemal’de de görmek mümkündür. Râmî Mehmed Paşa’nın Gazel Matlaını Taştir isimli sonradan Eski Şiirin Rüzgâriyle’ye alınan bu kısa şiir şöyledir (Yahya Kemal, araya üç mısra eklemiştir, birinci ve beşinci mısralar Râmî’ye aittir):

Biz ol âşıklarız kim dâğımız merhem kabûl etmez
Gönül hem bir devâ-yı mutlak ister hem kabûl etmez
Felekden şâh-ı dârû verseler bir dem kabûl etmez
Yanar bir çöldür iklîm-i mahabbet nem kabûl etmez
Ol gülzârın ki âteşdir gülü şebnem kabûl etmez

Bu şiir, Yahya Kemal’in de Rami Mehmed Paşa’nın şiirine itibar ettiğine kanıt olarak okunabilir zira taştir, nazire, tazmin gibi edebi türler, çoğunlukla şairin beğenisine göre kaleme alınır ve bir çeşit (şairin tabiriyle) imtidâdı da içeren metinlerdir. Yahya Kemal’de de bu şekilde (taştir, nazire ve tazmin gibi nazım şekillerini kastediyorum) yazılmış manzumeler pek azdır açıkçası. Yani Paşa’nın şiirlerinin etki alanı küçümsenecek gibi değil bana göre. Aynı zamanda, oğlu Ref’et de şairdir ve onun da bir divânı bulunmaktadır.

III.

Günümüzde Rami, İstanbul’da merkezî bir konum teşkil ediyor. Her ne kadar yokuşları insanı yorsa da hem yürüyerek Eyüpsultan’a gidip Pierre Loti Tepesi’ni ziyaret edebiliyor hem de Eyüp sahilinde gezinebiliyor, geçmiş zaman insanlarının yaşadıklarını bir flaneur gibi seyredebiliyoruz.

Perakende satış alanlarının taşınmasından önce büyük bir keşmekeşe sahiplik eden Rami’nin o hâlinin son derece gri, anlaşılmaz ve biraz da komik olduğunu belirtmeden edemeyeceğim. Zaten yeşilliklerin devamlı budandığı, yerini iğrenç bir renksizliğin aldığı şu zamanda buna şaşmak da abestir. Doğma büyüme İstanbullu biri olarak, bu şehirde eskiden beri meskûn olanlara Boğaz’ın nasıl bir hâle getirildiğini hatırlatmak isterim. Rami semti de aynı bu şekilde idi fakat Kütüphane’nin açılmasıyla beraber etrafına ve içine az çok yeşillik serpildi. Bunu, semtin diğer sakinleri ya da gezginler doğrulayacaklardır.

Rami Kışlası’nın kütüphaneye dönüştürülmesi ve İstanbul’un en eski futbol kulüplerinden (1924) Rami Spor Kulübü’ne önündeki bir halı-sahanın tahsis edilmesiyle beraber, bu alanın hercümerçten kurtulduğunu söyleyebilirim. Tabii ki şu anda da hem yanındaki oto-pazar hem de dibindeki pazartesi/perşembe açılan pazar sebebiyle işbu karmaşanın bir kısmına hâlen şahitlik ediyoruz fakat daha nizami bir şekle kavuştuğunu söylemeden de edemeyeceğim. Önceleri trafik sorununun daha çok yaşandığı Talimhane Caddesi’nin, perakende satışa son verilmesiyle rahatladığı da ortada.

Her ne denli kamuya açılmış olsa dahi ne kütüphanenin dışının ne de içinin tamamlandığını söylemek mümkün. Kütüphanenin, bazı alanlara tahsis edilmiş bölümlerinin açık olmaması ve özellikle halı sahaya bakan yanındaki çıplak arazilerin zamanla şehre ve topluma kazandırılacağını tahmin ediyorum. Bu arazilerin bir kısmının pazar için kullanıldığını göz önünde bulundurarak bu cümleleri kurduğumu da belirtmeliyim. Bu şehrin daha fazla yeşilliğe, daha az betona ve renksizliğe ihtiyacı var. Zaten çevresinde bir “sanayi öbeği” bulunan Rami Kütüphanesi, bu açıdan büyük bir öneme sahip bence. Bugün yapılan sözde park ve bahçelerin çoğunluğu ne yazık ki bu renksizlikten payını alıyor, birkaç kaydırak ve salıncakla kotarılmaya çalışıyor iş.

Kütüphanenin sistemine de değinmek istiyorum. Ben, devamlı kitaplardan kitaplara atlayan bir bibliyofilim ve henüz oturmamış bir sisteme sahip olduğu için ne istediğim kitabı yerinde bulabiliyor ne de bu kitaplara kayıtlarda rastlayabiliyorum. Bu, benim kusurum olarak da görülebilir fakat aldığınız bilgi fişleriyle dahi bir kitabı saatlerce arayıp bulamamak (ki bu tek sefer yaşanmadı) insanın canını sıkıyor. Neyse ki henüz açılmış bir mekân olduğu için tepkimi dizginleyebiliyorum fakat zamanla hem eski eserlerin hem de güncel yayınların, kitap ve dergilerin kolayca bulunabildiği bir yere dönüşmesini ümit ediyorum.

Kaynak: Arife Karakum, AA.

Kütüphanenin bahçesinde istediğiniz gibi piknik yapabiliyor, gezebiliyorsunuz; oturmak için güzel, kullanışlı alanlar sağlanmış. Merkezinde (tam ortasında) ve kütüphanenin birkaç yerinde daha kahve dükkânları bulunuyor. Burada dikkat çekmek ihtiyacı hissettiğim mesele, bu dükkânların çokluğu. Nereye dönseniz kahve içecek bir yer gözünüzü alıyor ve bu durum insanın canını bir yerden sonra sıkmaya başlıyor. Evet, burası bir kütüphane ve bahçe de insanların gezmesi için, kahve içecek bir yer olmalı lakin yeşil alanların kısıtlanmasını beraberinde getirmekte bu tasarruf. İçeride açılan bazı mağazalara ve içeriklerine de asla anlam verebilmiş değilim lakin bu konuya girmeyeceğim.

Kur’ân-ı Kerîm’in muhtelif yazmaları ve daha pek çok yazmanın sergilendiği çok güzel bir sergiye de ev sahipliği yapıyordu Kütüphane en son. Sırf o güzel yazmaları görebilmek ve incelemek için dahi ziyaret edilebilir Rami Kütüphanesi.

IV.

Gezip görmek, bir entelektüelin en temel uğraşlarından biri olmalı; okumak, düşünmek ve yazmanın yanında. Bu eylemler, Türkiye gibi bir ülkede artık çok zor, haşır neşir biri olarak ben de farkındayım fakat en azından çevremizi tanımak bence zaruri, çok kısıtlı bir alanı kapsasa da bu keşif (bunu, akademisyenlerin, bir konuyu boylu boyunca bilmesine benzetebilirim). Umarım, bu yazı vasıtasıyla hem civarda oturan sakinlerden bazılarını bu mekâna davet edebilir hem de uzaklardan bazı ziyaretçilerin bu güzel mekânda geşt ü güzâr etmelerini sağlayabilirim.

Bir Öneri ya da Sonsöz

Rami Kütüphanesi’nin dönüşüm süreciyle alakalı daha geniş bilgiye sahip olmak için Yüksel Çelik’in 2022’de Vakıfbank Kültür Yayınları tarafından neşredilen Rami Kışlası: II. Mahmut Devrinde Aydın-Destopik Modernleşmenin Karargâhı isimli çalışmasından yararlandım. Aynı zamanda Eyüpsultan’ın eski veçhesini daha iyi kavrayabilmek adına Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nin ilgili maddelerine, Rami Mehmed Paşa hakkında ismini yukarıda da andığım bazı tezkirelerine ve İslam Ansiklopedisi’nin Recep Ahıshalı tarafından kaleme alınan maddesine gittim. Okur, eğer semt ve Paşa hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsa bu çalışmalara göz atabilir. Bu yazıyı okuduktan sonra ayağının tozuyla Kütüphane’yi dolaşması da en büyük temennimdir… Okur, yani: benzerim, kardeşim!

Yorum bırakın