Barış 101: Ne İçin ve Kiminle Barış?

1 Pankart 1 Mektup

Barış, sadece savaşın veya çatışmanın yokluğu değil; aynı zamanda insanların bir arada güven, adalet ve karşılıklı anlayış içinde yaşayabildiği bir haldir. Bireyden topluma, ulustan uluslararası sistemlere kadar birçok düzeyde barış, hem bir değer hem de bir süreçtir. Ancak barışın nasıl kurulacağı, nasıl sürdürüleceği ve ne zaman kalıcı hale geleceği soruları, günümüzde hâlâ tartışılmaktadır. Barış kelimesi her ne kadar umut verici bir çağrışım yapsa da kiminle, nasıl ve hangi koşullarda yapılacağı sorusu çoğu zaman göz ardı edilir. Barış, sadece bir uzlaşma değil; aynı zamanda hukuki, ahlaki ve meşru zeminde atılan bir adımdır. Bu nedenle barışın muhatapları, yalnızca meşru aktörler olabilir. Hukukun karşısında konumlanan; şiddeti bir araç, halkı ise hedef olarak gören yapılarla barış yapılmaz. Teslimiyetleri kabul edilir.

Norveçli barış araştırmacısı Johan Galtung, barışı “negatif” (şiddetin yokluğu) ve “pozitif” (adaletin ve eşitliğin varlığı) olarak ikiye ayırır. Ancak hangi anlamda ele alırsak alalım, barışın inşa edilebilmesi için önce bir hukuki muhataplık zemini gerekir.

Alman düşünür Jürgen Habermas’a göre de meşruiyet, ancak kamusal akıl yürütme ve demokratik temsil yoluyla kazanılabilir. Bir aktör, bu süreçlerin dışında kaldığı sürece barışın tarafı olamaz. PKK gibi silahlı bir örgüt, şiddeti araçsallaştırmakta, uyguladığı şiddeti haklı göstermekte ve demokratik temsili değil, silahlı dayatmayı esas almaktadır.

PKK, KCK’nın Türkiye Koludur: Feshi Nihai Çözüm Değildir

PKK, 2005’te kurulan KCK (Koma Civakên Kurdistanê) adlı çatı örgütün Türkiye ayağını temsil etmektedir. KCK; Irak, İran, Suriye ve Türkiye’deki silahlı yapıları kapsayan bölgesel bir terör ağını ifade eder. PKK yalnızca Türkiye sınırlarında değil, aynı zamanda Kuzey Irak ve Suriye’de de faaliyetlerini sürdürmektedir.

Bu nedenle PKK’nın feshedilmesi, örgütün tümüyle sona erdiği anlamına gelmez. Aksine, Türkiye içinde sağlanan bir meşruiyet, PYD/YPG gibi KCK’nın diğer uzantılarının uluslararası alanda da güç kazanmasına neden olabilir. Türkiye’de elde edilecek siyasi zemin, dış operasyonları da etkileyecek stratejik bir üstünlüğe dönüşebilir.

Devlet ve Terör: Kamusal Düzen Açısından Temel Farklar

Devletin uygulamaları eleştirilebilir, sorgulanabilir ve en önemlisi devletin kurumları ve idareden sorumlu kişiler yargılanabilir. Devletin yetkisi, anayasa ve yasalarla sınırlıdır. Devletin neden olduğu hak ihlallerinde vatandaşların mahkemelere başvurabileceği bir yargı sistemi, yani kamusal denetim mekanizması vardır.

Terör örgütlerinde ise böyle bir hesap verebilirlik yoktur. PKK’nın düzenlediği bir saldırı sonucunda hayatını kaybeden birinin, örgüte karşı herhangi bir hukuki talepte bulunması mümkün değildir. Bir terör örgütüyle yapılan anlaşmanın ne yasal güvencesi ne de mağdurlar için bir muhatabı vardır. Örgütler şekil değiştirir, isim değiştirir, yeniden yapılanır ama hesap vermezler. Hesap vermeyi ve teslim olmayı kabul ettiği gün, işte o zaman, “Barış Süreci” işlemeye başlar.

Barış Süreci Nasıl İşler?

Barış genellikle ikiye ayrılır: negatif barış ve pozitif barış. Negatif barış, şiddetin yokluğu anlamına gelirken; pozitif barış, adaletin, sosyal eşitliğin ve refahın varlığıyla tanımlanır.

Barışa Giden Sürecin Temel Aşamaları

  • Çatışmanın Tanınması ve Nedenlerinin Analizi: Çatışmaların yüzeysel değil, yapısal ve tarihsel nedenleri anlaşılmadan çözüm sağlanamaz.
  • Diyalog ve Müzakere: Taraflar arasında iletişimin kurulması; duygusal, siyasi ve tarihsel yüklerin açıkça konuşulması gerekir.
  • Adalet ve Hakikat Arayışı: Geçmiş ile yüzleşmeden kalıcı bir uzlaşı sağlanamaz.
  • Yeniden İnşa ve Güven Oluşturma: Fiziksel yıkımların onarılması kadar toplumsal güvenin inşası da önemlidir.

Teslimiyet Barışın Ön Koşuludur

Barış, ancak terör eylemlerinin sonlandırılması, örgütün silahsızlanması ve tüm yapılanmasının şartsız şekilde sona ermesiyle mümkündür. Pişmanlık göstermeyen, şiddeti bir hak arama yöntemi olarak gören ve bundan haklı bir gururla bahseden bir örgütle barış süreci yürütmek; yalnızca devleti zayıflatmaz, aynı zamanda adaleti ve kamu vicdanını da örseler.

Unutulmamalıdır ki şiddeti araçsallaştıran ve insanları korkuya sevk etmeye çalışan hiçbir yapı, barışın öznesi olamaz. Barış; hakikate ulaşmak, toplumda kapanmayan yaraları iyileştirmek ve ortak geleceği kurmak içindir. Şart koşan, kurucu antlaşmaları, anayasayı ve hukuki düzeni tanımayan bir örgütle masa kurmak önce hukuku yıkmaktır. Terör örgütünün katliamlarını meşru kılarak örgütün katliamlarından zarar görmüş insanları dikkate almamak anlamına gelir.

Barış, toplumun hakkıdır; terör örgütlerinin kazanımı değildir. Şiddeti kutsayan yapılarla kurulacak her türden “barış”, gerçekte adaleti feda etmek anlamına gelir. Türkiye’nin geçmişi, bu konuda acı derslerle doludur. Gerçek barış ancak hukuka dayanan bir düzende, meşru aktörler arasında kurulabilir.

PKK ile barış mümkün değildir. Barış ancak pişmanlıkla, teslimiyetle ve şiddetten tamamen arınmayla mümkün olabilir.

Umut Dumangür

Yorum bırakın