Bir Mahalle Serüvenin Peşinde: Yahudi Mahallesi’nden Arap Şükrü Sokağı’na

AGAH ENES YASA
ORTADOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (ODTÜ) TARİH BÖLÜMÜ’NDE LİSANS ÖĞRENCİSİDİR.

Bir zamanlar Keşiş Dağı’nın kuzey yamaçlarına sere serpe uzanmış, tüm ovaya hâkim o dev kayanın üstüne konmuş bir hisar, o hisarın da sağını solunu sarmış bir diyar varmış. O şehrin kuzey gölgeliğinde cumbalı evlerin konduğu, içlerinde hali orta şeker olanın da çarşıyı avucunda evirip çevirenin de yaşadığı Kuruçeşme adlı bir mahalle varmış. Ya da halen bu diyarın kadimlerinin dediği gibi Yahudilik diye isimlendirilirmiş. Genci yaşlısı Şabat sofralarında buluşur, kadınları ev oturmalarında laflarlarmış. Klarnet ve darbuka seslerinin rakılara katılan su ve buz seslerine karıştığı, aşağı yukarı iki yüz yıldır meyhaneleriyle Bursalı demkeşlerini ağırlayan bir sokağı gezerken düşünüyorum bunları. Karşımda kapısı sımsıkı kilitli Mayor Sinagogu’na uzun uzun bakıyorum… Masaj salonları, çay ocaklarını dolduran işsizler ve garip giyimli ergenler, Altıparmak’taki cadde üzeri dükkanların ucuza tuttukları depolar, 70’lerden kalma yorgun betonarme apartmanın islenmiş cephesi ve kapısına atılmış demode gözden düşmüş koltuk… Hepsi, yüzlerce yıllık bir serüvenin peşine düşmeye sevk ediyor beni.

Kuruçeşme Mahallesi ve Oluşum Süreci

Fotoğraf 1 – Bursa Şehri Harita Mufassalası, Kuruçeşme Mahallesi Detayı, Suphi Bey, 1862. (SALT Araştırma).

Bursa, Orhan Bey tarafından 1326’da fethedildikten sonra kentin merkezini oluşturan Hisar içi İslami unsurlarla harmanlandı ve beyliğin merkezi haline getirildi. Bu süreçte Hisar’dan çeşitli sebeplerle çıkarılan gayrimüslimler kentin çeperinde öbek öbek mahalleler kurdular. Ermeniler henüz Bursa’nın sakini değildi, en azından bu konuya dair yapılmış bir araştırma bulunmuyor. O yüzden kentten çıkarılanlar arasında değillerdi. Rumlar ise Muradiye ve Balıkpazarı’nda kendilerine bir yer bulurken -rivayet o ki- Roma zamanından beri Bursa’nın sakini olan Yahudiler Hisar’ın kuzey ve kuzeybatı eteklerine taşınmışlardı (Selçuk, 2011, s.25). Osmanlı Arşivlerinde yer alan Devlet’in gayrimüslim tebaasına yönelik hazırladığı ilk belgelerden birisi Orhan Bey’in Bursa’da kurulan yeni Yahudi Mahallesi’ne bir su yolu bağışlaması hakkındadır.

Sonrasında, II. Beyazid’in kabulüyle Anadolu’nun ticaretle içli dışlı olmuş hemen her noktasına yerleşmeye başlayan Sefarad Yahudileri, Bursa’yı da eklemişlerdi rotalarına. Sefaradların peyderpey gelmesiyle Kuruçeşme, Bursa’nın merkezinde varlığını sürdüren genişçe bir mahalle halini aldı. Bunu, 1530’da 117 olan kayıtlı Sefarad Yahudisi hanesinin, 16. yüzyılın sonlarına gelindiğinde 403’e çıkmasın-dan anlıyoruz (Ergenç, 2006, s. 270). Osmanlı Bursa’sında ve diğer birçok İslam Kentinde de olduğu gibi Müslüman ve gayrimüslim mahalleleri arasında kimi zaman doğal kimi zamansa kapılarla ayrılmış sınırlar bulunuyordu. Kuruçeşme Mahallesi de özellikle Celali asilerinin kenti kuşattığı zamanlarda yapılmış kapılara sahipti. 15. yüzyılda Buhara’dan Bursa’ya gelerek Yahudi Mahallesi’ne hâkim tepeciğin üstüne dergâhını kuran Seyyid Usul, muhtemel ki Yahudiliğin Müslim unsurlarla arasındaki sınırı belirliyordu. Bir ufak detay olarak, Kâmil Kepecioğlu’nun aktardığına göre, eskiden Bursa’da evini satamayan ya da kiraya veremeyen ev sahipleri Seyyid Usul’ün bu dergâhının çatısından bir kiremit alıp evlerinin çatısına koyarlar, böylece de satışlarının kısmetinin artacağını umarlarmış (Kepecioğlu, 2010, 4. Cilt, s.98). Kepecioğlu bunu aktarırken âdetin hangi döneme ait olduğuna dair bilgi vermez. 1701’de Bursa’yı ziyaret eden Joseph P. de Tournefort, kendi tabiriyle Bursalı Yahudilerin, benzerine ancak Madrid’de rastlanacak kadar güzel İspanyolca konuşmalarına şaşırmıştı. Konuştuğu Yahudiler seyyaha ayrıca Grenada’dan gelen atalarının dilini halen muhafaza ettiklerini söylemişti (Lowry, 2004, s.53).

Fotoğraf 2 – Bir bayram günü Kasaplar Sokağı’nda poz veren Bursalı Yahudiler, Aguste Leon, 30 Mayıs 1913, Albert Kahn Arşivi, A2203.

Mahallenin bugünkü Cemal Nadir Caddesi’ne doğru uzanan ucunda ise Balıkpazarı (Bazar-i Mahi), yani büyük bir Rum mahallesi bulunuyordu. Bu iki gayrimüslim mahallenin arasındaki sınır her zaman kesin şekilde belirlenmiş değildi. Tam ortada Yahudi Pazarı diye de adlandırılan, bugünkü balıkçıların ve Arap Şükrü meyhanelerinin olduğu bir çarşı bulunuyordu. Sınırın net olmadığını, Bursa nüfusunun ciddi bir patlamaya uğradığı 1573 yılına ait tahrir defterinde Kuruçeşme içerisinde yer aldığı söylenen Ortodoks Rumlara ait on sekiz evden anlıyoruz (Lowry, 2004, s. 49). Ayrıca, Bursa’nın farklı Müslüman mahallerinde de zaman zaman Yahudi ya da Hristiyanların ikamet ettiklerini kadı sicillerine yansıyan olaylardan ve seyahatnamelerden görebiliriz.

Eremya Çelebi hepimizin aşina olduğu İstanbul Tarihi kitabında Kasımpaşa’daki Yahudi evlerinin yanındaki odalardan bahseder. Denize doğru konumlandırılmış bu odalarda Yahudilerin sattığı misket arağın (rakının ilkel bir hali) yanında  balık, turşu ve nice mezeden de detaylıca söz eder (Kümürcüyan, çev. Andresyan, 1988, s. 17). Kuruçeşme’deki Yahudiler de Eremya Çelebi’nin anlatısından onlarca yıl evvel, aynı Kasımpaşa’daki dindaşları gibi evlerinin bir bölümünde meyhane kurmuşlardı. Bunu 1571 tarihli bir hükümde görüyoruz. Hükümdeki şikâyet Hacı Ali Oğlu Vakfıadında birisine aitti ve Divan’a gönderilmişti. Divan’da ise Bursa kadısına “Mahallat arasındaki meyhaneler kamilen kaldırılsın, kimseye meyhane açdırılmasun” denmiş. Halbuki, devir II. Selim devriydi ve İstanbul’da meyhaneler faaliyetlerine devam ediyordu. Muhtemel ki 16. yüzyıl Bursa’sındaki meyhanede bazen sek bazen su katılarak kırmızı şarap tüketiliyordu.

Tarih tekerrür müdür bilmem ama bu araştırma sırasında adı şu an Sakarya Caddesi olan eski Yahudi Mahallesi bu yerde birkaç kişi ile görüştüm. Hemen herkes mahallenin içindeki meyhanelerden, Arap Şükrü sokağından şikayetçiydi. Hele muhtar, meyhanelerin kaldırılması için sürekli dilekçe veriyormuş. Kim bilir, defterler incelense bu durumdan Osmanlı reayasından Vakfıgibi şikâyetçi olan kaç hassaskula daha rastlanır? Bense meyhane olan yerde müdavim de olur müşteki de deyip işin içinden çıkıyorum.

1802’deki Büyük Bursa yangınından sonra Yahudi Mahallesi’ndeki evler, dükkânlar ve sinagoglar ciddi zarar görmüştü. Birçok Yahudi, mıntıkalarını terk ederek Bursa’nın çeşitli bölgelerine dağılmışlar, yazdıkları arzuhalle mahallelerini özellikle de havralarını yeniden imar edebilmek için izin istemişlerdi. O dönem gayrimüslimlerin ibadethanelerini herhangi bir sebepten imar edebilmesi yalnızca padişahın fermanına bağlıydı. Hatta sırf bu yüzden 1794’ün Ramazan ayının son günlerinde bine yakın kadın “Padişahtan izinsiz kiliselerini büyüttüler’’ dedikodusuna aldanıp Bursa’ya hiç yağmur yağmamasının sebebinin bu olduğunu ileri sürerek bugün üstünde Setbaşı İlkokulu olan Ermeni Kilisesi’ni yakmışlardı (Yasa, 2022).

1892 yılına gelindiğinde 76.000 kişilik Bursa nüfusunun 2548 kişisi Yahudi’ydi ve  mahallelerinde üç adet sinagog bulunuyordu. Bu sinagoglar tarihsel süreç içinde doğal afetler yüzünden ya da  eskimeleri nedeniyle birçok kez yeniden yapılmış ya da tamir görmüştü. Günümüzde Mayor Sinagogu sembolik olarak dursa da Geruş Sinagogu kullanılmaktadır.  Ancak, bu konu hakkında sivil toplumla paylaşılan net bilgiler mevcut değildir.

Fotoğraf 3 – Kuruçeşme’de poz veren Yahudi Kızlar, 1913, Aguste Leon, Albert Kahn Arşivi, 2258.

Avrupa ile yakın ticari bağlantıların olduğu 19. ve erken 20. yüzyıl Bursa’sında Yahudiler, Ermeniler ve Rumlar kadar büyük bir sermayeyi kontrol etmiyorlardı. Daha önceki dönemlerde tekstil ve ticaret sektörlerinde hatırı sayılır şekilde güçlü olmalarına rağmen artık Ermeniler gibi global pazarın birer parçası olmak yerine geleneksel zanaatlar ve ticaret yöntemleriyle hayatlarını sürdürüyorlardı. Nitekim, şark ticaret yıllıklarında Bursalı Yahudilerin adlarının çok az geçmesi ve terzilik, saatçilik, az da olsa sarraflık gibi yerel esnaflık dışında iş yapmamaları bu tezi doğrular niteliktedir. Albert Kahn arşivinde yer alan, Kuruçeşme Mahallesi’nin 19. yüzyıldaki durumunu gösteren görselleri incelediğimizde dükkânında et kesen ya da demir işiyle uğraşan geleneksel kıyafetli Yahudileri görürüz. Çeşitli fotoğraflarda Avrupai kıyafetler içinde bazı kadınlar görsek de bunlar, o dönem Bursa’yı ziyaret eden Doğu meraklısı Fransız ya da diğer Avrupalı turistlerden başkası değildir. Kuruçeşme’nin içerisinde -her ne kadar elimizde yeteri kadar bilgi bulunmasa da- Alliance Israelite’in lokali gibi faaliyet gösterdiği düşünülebilecek Cafe des Israelites isimli bir sosyalleşme mekânı vardı (Cervati, 1904, s. 1501). Burası, o devrin Pera’sında ya da İzmir’inde görüldüğü gibi Parisienne, yani modern bir kafe miydi yoksa geleneksel bir Şark kahvehanesi miydi, bilemiyoruz. Ayrıca, mahallenin yakınında Avrupalı turistlerin gözdesi Hotel d’Anatolie yer alırken mahallenin içerisinde de butik binalarda hizmet veren Kleyman, Covanni ve Okset gibi oteller bulunuyordu. Kuruçeşme’deki otel fazlalığını, turistlerin uğrak yeri olan kaplıcalara giden cadde üzerinde bulunması ve kente yakın bir mahallede olmasına bağlayabiliriz (Yaşayanlar, 2013, s. 90).

Hepimizin Kulüp (2021)dizisiyle tekrar yüzleştiği 6-7 Eylül Olayları’nda, kentteki mübadeleden sonra -İstanbul’dan Bursa’ya çalışmak ya da evlenmek için gelen Rumların valilik kararıyla bir otelde emniyete alınması dışında- Bursa’da herhangi bir olay yaşanmamış. Bursa Yahudilerinin burayı uzun yıllar daha vatan bilmelerinin arkasında göçü tetikleyecek bir nefretin oluşmaması yatıyor olabilir. Ancak, 2003’teki terör saldırılarından beri Geruş Sinagogu polislerce korunuyor. Bursa Yahudi Cemaati, cumartesi sabahı ayinlerini yapıp topluca yiyip içtikten sonra ortalıkta pek gözükmeden sinagogdan ayrılıyor.

Türkiye’nin diğer kentlerinde olduğu gibi Bursa’da da Yahudiler 50’lerden itibaren yavaş yavaş ayrıldılar Kuruçeşme’den. Kalanlar da Bursa’nın farklı noktalarına dağıldılar zamanla. Gidenler, taşınmazlarını ya kendileri satmayı tercih etti ya da Türk Musevi Vakfı’na devretti. Sattıkları taşınmazların yerlerinde kalfa işi çirkin apartmanlar sırtlarını Hisar’ın yamaçlarına yaslamış duruyorlar şimdi.

Göç – Kalım İkileminde Bir Aşk Hikâyesi

Binlerce gayrimüslim–Müslim aşkından birini anlatacağım şimdi sizlere. Bursa’da annesiyle beraber yaşayan ve çevresince Şaban diye çağırılan ancak gerçek adı Sebatay olan oğlan ile Bursalı bir köylü kızının hikâyesi bu. Sebatay, Türk ortağıyla beraber Bursa’daki hemen her fabrikaya varil satan bir tüccar ve aynı zamanda Yahudi cemaati içinde de sevilen bir şahsiyet. Kız hakkındaysa daha fazla bilgimiz yok. Sebatay kıza tutulmuş, ikisi buluşup görüşürlermiş. Ancak Sebatay’ın annesi de cemaat içindekiler de bir Türk ile evlenmesini kabul etmemişler. Hal böyle olunca Sebatay kızı istemeye dahi teşebbüs edememiş. Sonrasında ne Sebatay evlenmiş ne de kız. İçlerine gömdükleri sevdalarıyla göçüp gitmişler dünyadan…

(Uzun yıllar boyunca Kuruçeşme Yahudilik Çarşısı’nda berberlik yapmış Behzat Bey’den alıntıdır.)

Bursa’nın Susmayan Eğlencesi: Arap Şükrü Sokağı

Şehreküstü’nden Altıparmak Caddesi boyunca ilerleyince ya da eski Rum mahallesi Balıkpazarı’ndan aşağı inerken “Balıkçı Reşat” tabelasını göreceksiniz, işte burası bir zamanların Yahudilik Çarşısı, şimdilerinse Arap Şükrü Sokağı. Sokaktaki meyhanelerin bir kısmının mülkiyeti işletmecilerdeyken bir kısmının sahibiyse giden Yahudilerin vasi kıldığı Türk Musevi Vakfı. Bu sokaktaki meyhanelerin işletmelerinin Türklerin eline geçmesinde öncül kişiyse, Balıkçı Reşat ve babası Fazlı. Oğlu Nejat Bey’i ayaküstü tutuyorum sohbete, Mudanya’dan yeni gelmiş sardalyaları tasnif ederken:

“İlk babam açmış meyhaneyi buraya, bir iki sene olmuş olmamış, Arap Şükrü Çavuş’a satmış. Sonra adı yürümüş oradan. Mahalledeki Yahudiler balık çok severlerdi, hatırlarım; ben küçükken de babamdan alırlardı… Sazan balığı çok severlerdi. İlk Yahudiler meyhane işletirdiler ama ilk meyhane açan Türk babam… Neydi adı, Vitali’nin yeri vardı, İsrail’e gitti elli yıl evvel. Bir de Şarapçı Liya vardı, Misi Köyü’nden şarap getirtir satardı. Ben yıllar sonra şu lokantayı açtım, alkolsüz ama. Eskiden şu köşede küfeciler beklerdi, adamakıllı sarhoş olanı taşırdılar. Bizim bu dükkânın önünde eskiden çınar ağaçlı bir kahvehane vardı, kafayı çok çekenler ayılırdı orada. Yıkıldı, küçük bir havuz yapıldı. Şimdi o da yok.”

Aylardır araştırıp da bulamadığım bilgileri bir kerede dinleyince ne de mutlu olmuştum. İlerliyorum. Arap Şükrü Çetin’in yerine geliyorum. Tanışık olduğum mekânın işletmecisi Mustafa Bey beni yine misafirperverlikle ağırlıyor. Akşamki müşterilere hazırlanan bembeyaz masa örtülerini, tabakları ve çatal bıçak düzenini gözüyle kontrol ederken ben de çayımı yudumluyorum, başlıyor anlatmaya:

“Balıkçı Reşat işte bu dükkânı satıyor Arap Şükrü’ye. Şükrü, Kurtuluş Savaşı’nda çavuş. Yüzü epey esmerleşmiş cephede, o yüzden ‘Arap’ olmuş lakabı. İlk Ayvalık’ta açıyor mekânını 20’lerde. Orada tutunamıyor, Bursa’ya göçüyor. Sonrası öyle işte. Vefat edince çocuklar arasında miras meselesi oluyor, bir türlü paylaşamıyorlar dükkânı. Dükkânda epey iş yapıyor tabii o devirde. Biri karşıya işte bak, şu dükkânı açıyor (Tabelada ‘Arap Şükrü Yılmaz’ yazıyor.) Ama esas dükkân bu. Sonra buranın işlekliğini görenler de açıyorlar sokak boyunca. Çetin Değişmez’den iki kuşak sonra bana intikal etti işletmeciliği. 97 senesinden beri çalışıyordum ben burada. Eskiden Yunanistan’dan Bulgaristan’dan, hatta İngiltere’den bile bir sürü müşteri gelirdi, 2015’ten beri kestiler ayaklarını, şimdi Arap turistler geliyor içmeye. Atatürk, 30’larda Merinos Fabrikalarını açmaya geldiğinde biraz demlenmiş bu dükkânda, hatırası duruyor halen.”

Arap Şükrü’nün oğlu Çetin Değişmez’in zamanında verdiği röportajdan öğreniyoruz ki, Arap Şükrü’nün meyhanesini almadan öce işlettiği Şar Kulübü kalburüstü bir mekânmış. O yüzden iş başında içmekten imtina eder, dükkânını kapatınca faytona atlar, doğru Yahudilik’in yolunu tutarmış (Akkılıç, 2006). Arkadaşlarının ısrarı üzerine o zamanlar kömürlük olan bu dükkânı kiralamış ve bir meyhane de buraya açmış. Arap Şükrü’nün oğlu Yılmaz Değişmez, İstanbul’daki meyhanelerin yakın takipçisiymiş. İstanbul’a gider, orada gördüğü yeme içme tarzını kendi dükkânına taşırmış. Bu yüzden 60’lardan sonra Bursa meyhanelerinde İstanbul adabı bir dönüşümden söz edebiliriz.

Samatya’yla, Tatavla’yla ya da Asmalımescit’le kıyaslanamaz Arap Şükrü. Çünkü onlar İstanbul’un, bu sadece Bursa’nın. Bursa’da geçmişi yüzyılları aşan tek yer burası. Şehrin doğu tarafında, yani Setbaşı’ndaki Ermeni Mahallesi’nde de günümüze ulaşmayan bir meyhane kültürünün olduğunu hatırlatayım.

Kuruçeşme Mahallesi’nin aşağı yukarı beş yüz yıllık serüvenini kısıtlı ve bölük pörçük kaynakları bir araya getirip anlatmaya çalıştım. Sokaklar, evler, içindekiler değişiyor; kubbeler, minareler, kuleler değişiyor; hem de zamanın korkunç çarklarında öğütülerek dönüşüyor. Kuruçeşme’nin şimdiki sakinleri, eski sakinlerine dair bir şey hatırlamıyor, sorduğum sorularla benden yeni şeyler öğrenip şaşırıyorlar bile. Şimdi Arap Şükrü’de yaşanmış-lıklardan kalan taneleri solurken buruk bir faslın vakti, siz müziğin lezzetinin tadına varın satırlarımdan…

K A Y N A K L A R

Özer Ergenç, XVI. Yüzyıl Sonlarında Bursa, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2006.

Kâmil Kepecioğlu, Bursa Kütüğü, 4. Cilt, Bursa Kültür A. Ş., 2010.

Avram Galanti, Türkiye’de Yahudiler, İstanbul Tan Matbaası, 1947.

Osmanlı Devlet Arşivleri, A. DVNSMHM.d.18, 231, Hicri: 16, 08, 979. Miladi: 3 Ocak 1572.

Eremya Çelebi Kömürcüyan, İstanbul Tarihi, 17. Asırda İstanbul (Çeviren: Hrand D. Andresyan), Eren Matbaası, 1988.

İsmail Yaşayanlar, Osmanlı Dönemi Bursa Otelleri, Nilüfer Belediyesi Yayınları, 2013.

Agah Enes Yasa, 1794’te Bursa Ermeni Kilisesi’nin Kundaklanması, Agos Gazetesi, 2022, Alındığı URL: https://www.agos.com.tr/tr/yazi/27329/1794te-bursa-ermeni-kilisesinin-kundaklanmasi .

Heath W. Lowry, Seyyahların Gözüyle Bursa 1326-1923, Eren Matbaası, 2004.

Halil İnalcık, Bursa Araştırmaları (Haz. Yusuf Oğuzoğlu), Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2012.

İklil Selçuk, State Meets Society: A Study of Bozahane Affairs in Bursa, 2011, İn Amy Singer Ed. Starting with Food: Culinary Approches to Ottoman History, Brill.

Hüdâvendigâr Vilayeti Salnamesi (1287-1335)

R. Cesar Cervati, Annuaire Oriental (ancien indicateur oriental) du commerce de l’industrie, de l’administration et de la magistrature. (Salname-i Şarki) 1889 ve 1904 Yıllıkları, Annuaire Oriental Limited. Şark Ticaret Yıllıkları’nı haritalandıran, yıllar ve kentler arasında karşılaştırma imkânı sağlayan bir proje olarak bkz: Anatolia19th Century Project, URL: https://anatolia19.com/map/index.

Yılmaz Akkılıç, Bursa’da Yakın Zamanlar, Bursa Ticaret Odası ve Gazeteciler Derneği Yayınları, 2006.

Yorum bırakın