Operada Kadın Besteciler ve Kendi Odasını Var Edebilenler

Melissa Aykul
FreIe UnIversItat BerlIn, Fizik Bölümü’nde araştırmacıdır.

İflah olmaz bir sonbahar romantiği olduğum için ekinoksun gelişi ile Nat King Cole’dan Autumn Leaves dinlemeyi severim, öyle ki kimileri için ilkbahar gelmişçesine çocuklar gibi şenim; çünkü bilirim ki sonbahar beni daha neşeli ve çalışkan yapar. Daha ne isterim? İneceğim durak ve evimin kapısı arasındaki süre ise kritik. Adımlarımı ve seçeceğim parçaları öyle ayarlamalıyım ki kapıya vardığımda parçanın da sonu gelmeli. Gelmeyeceğini hissettiğim noktada süratimi düşürmek ya da yolumu uzatmak gerekebilir. Tabii müziği durdurmayıp direkt odama çıkmayı da tercih edebilirim; ama ev arkadaşınızın küçük bir kızı var ve anahtar sesini duyar duymaz sizi kapıda karşılıyor ise bunu yapmak büyük kabalık. Yürümeyi, müzik dinlemeyi ve bu ikisini aynı anda yaparken düşünmeyi çok seviyorum. İşbu yazının konusu da sonbaharın olabilecek en güzel haline geldiği bir ekim günü, West Lafayette’in kırmızıya dönmüş akçaağaçları arasında, sık kullandığım müzik platformunun hazırladığı liste kulağımda, evime doğru yürürken ortaya çıktı. Bu listede Nat King Cole yok. Hayatta sadelikten ve sakinlikten yana olan ben, sanatta Barok döneme bayılıyorum ve o gün, Antonio Vivaldi’den Autumn I Allegro ile yere düşen yaprakları kutluyorum ve diyorum: “Ne de güzel düşmüşsünüz, turuncudan kırmızıya dar bir spektrum ama hoş bir renk paleti.” Demiştim ya, çocuklar gibi şenim. Fakat şu dikkatimi çekiyor; bu listedeki bestecileri çok iyi tanıyorum ama içlerinde tanıdığım bir kadın besteci yok. Orta Çağ’ın buhranında kendini hezarfen olarak var edebilmiş Hildegard von Bingen’i biliyorum, tamam. Fakat bu liste gerek Barok gerek Klasik ve Romantik dönem bestecilerinden oluşuyor ve listede kadın besteci göremiyorum. Kapının önündeyim, müziği durduruyorum ve anahtarı çeviriyorum.

“Kendi kapımın basamaklarına vardığımda, dahası, bir yüz yıla kadar kadınlar korunan cins olmaktan çıkmış bulunacaklar, diye düşündüm. Sonuçta bir zamanlar kendilerinden esirgenen tüm eylemlere ve etkinliklere katılacaklar.” (Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf, Eylül 1929)

O sırada Virginia Woolf da nehir kıyısındaki evine dönüyor. Viktorya döneminin kadına dikte ettiği toplumsal rollere inat, Kendine Ait Bir Oda adlı eserinde edebiyatta neden kadın yazarların sayıca az olduğunu sorgulayıp yazar olabilenlerin de eril tahakküm altında var olabilme çabasını bize oda metaforu üzerinden açıklıyor. Ben de Woolf’tan bir yüz yıl sonra odamın kapısındayım, laboratuvardan eve dönüşlerimde vaktimin çoğunu geçirdiğim, okuduğum, yazdığım, çizdiğim, önünde kırmızıya dönmüş akçaağacı olan odam. Çemberi daraltıyorum, yol üstünde başlayan sorgulamalarım merdivenden çıkarken “Neden kadın opera bestecileri az ve besteci olanlar ne şartlar altında başarılı olabilmiş?” sorularına evriliyor, penceremi hafif aralıyorum, güzel bir esinti var ve bilgisayarımı açıyorum.

Size bu yazıda, bugüne dek karşıma çıkmış tüm kadın opera bestecilerine kısaca yer vermek yerine, odaklandığım iki isimden bahsetmek istiyorum. İlki 17. yüzyıldan Francesca Caccini, diğeri ise Woolf’a da ilham vermiş Ethel Smyth. Tabii önce yaşadıkları dönemde kadın olarak var olabilmeyi ve toplumun kadına bakış açısını açıklamak daha yerinde olur diye düşünüyorum.

Opera, ilk olarak Jacopo Peri ile Rönesans’ın sonunda Floransa’da ortaya çıkıyor ve Barok Dönem boyunca Medici ailesinin de desteği ile gelişmeyi sürdürüyor. “Concerto delle donne” adı verilen kadın vokal grupları sayıca artmaya başlıyor. Bu önemli; çünkü Erken Barok Dönemi’ne dek yalnızca erkekler ve rahibeler müzik eğitimi alabiliyor. 1600’lerde Venedik’te yetim çocukların öğrenim gördüğü “ospedale” adı verilen manastırlardan da bahsetmek istiyorum, zira varlıkları beni bir nebze mutlu ediyor. Yetim kız çocuklarına din eğitiminin verildiği bu okullar aynı zamanda konservatuar işlevi görüyor. Örneğin, Ospedale de Medicanti’den, yazdığı bir mektupta kadınların sanatsal duyarlılığını ve zekasını aşağılayan J. J. Rousseau’yu hayran bırakacak sesler çıkıyor, çevre ülkelerden besteciler bu kız çocuklarını dinlemek için Venedik’i ziyaret ediyor. Bir nebze diyorum, çünkü kız çocuklarının bazı enstrümanları çalması hoş karşılanmıyor. Çellonun prototipi diyebileceğimiz “lirone” ya da diğer adı ile “lira da gamma” toplumun nezdinde onları ahlaksız yapan enstrümanlardan yalnızca biri.

Francesca Caccini (1587-1641) (Kaynak: Wikimedia)

Venedik’in zat-ı muhteremleri toplumun kurallarını yazarken Floransa’da Francesca Caccini ilk kadın opera bestecisi olarak ortaya çıkıyor. İlk sahne deneyimini aile üyelerinden oluşan Concerto Caccini topluluğu ile 1. Ferdinando de Medici’nin önünde elde ediyor. Jacopo Peri’nin, Maria de Medici’nin ve 4. Henry’nin düğünü onuruna bestelediği Euridice operasında koroda yer alıyor. Ardından Fransa’dan gelen davet üzerine Concerto Caccini ile turneye çıktığında kendisine 4. Henry tarafından “La Cecchina” adı veriliyor. Saray orkestrasında müzisyen olması için 4. Henry’den davet gelse de ailesi ile Floransa’ya, Riccardi Sarayı’na dönüyor. Burada tanışıp evlendiği müzisyen eşi ile turnelere çıkıyor ve 1625’te, Polonya prensi 4. Ladislaus’un ziyareti üzerine librettosunu Saracinelli’nin yazdığı La liberazione di Ruggiero dall’isola d’Alcina’yı (Ruggiero’nun Alcina Adasından Kurtuluşu) besteliyor. Caccini’nin bu operası günümüze dek ulaşabilmiş tek eseri. İlk operalar mitolojiden beslenirken Caccini’nin eseri, konusunu Rönesans şairi Ludovico Ariosto’nun epik şiiri Orlanda Furioso’nun (Çılgın Orlando) 6., 7. ve 8. kantosundan alıyor. Operanın başlığından anladığımız üzere eserin protagonisti Ruggiero, antagonist olarak ise Alcina’yı görüyoruz. Melissa ise Ruggiero’yu Alcina’dan kurtarmaya çalışan büyücü rolünde karşımıza çıkıyor. Caccini’nin başarısında müzisyen babasının rolü de mutlaka önemli ama hangi dönem olursa olsun klasik müzikte adınızı duyurmak istiyorsanız turnelere çıkmak, çevrenizi genişletmek zorundasınız. Kadının yerinin evi olduğu bir dönemde, erkek egemen bir mesleği icra etmek kolay olmasa gerek. Barok Dönem’de kadınları daha çok operalarda ve madrigallerde vokal olarak görebiliyoruz. Caccini’nin asıl başarısı ise besteci kimliğiyle öne çıkmış olması. Aşağıda, Caccini’nin en sevdiğim aryasını bulabilirsiniz. (Acaba neden?)

Bu yazıda yer vermek istediğim bir diğer isim ise Ethel Smyth (1858-1944). Smyth’in hayatının büyük bir kısmı Londra’da, Viktorya Dönemi’nde geçiyor. Önce Viktorya Dönemi’nden biraz bahsetmek istiyorum. Smyth’in çocukluğunda kızların her zaman daha aşağıda olduğu kabul edilirken oğlanlar bağımsızlıklarını geliştirmeye teşvik ediliyordu. Öyle ki bu dönemde kız çocuklarının yetiştirilmesine dair makaleler ve kitaplar literatüre girmişti. Örneğin; Sara Stickney Ellis’in The Daughters of England (İngiltere’nin Kızları) adlı kitabı ebeveynlere tavsiye niteliğinde idi. Kız çocuklarına ev işleri öğretilir, bilim ya da mühendislik gibi alanlarda eğitim görmelerinin feminenliklerine zarar vereceği düşünülürdü. Ellis’e göre bir noktaya dek entelektüel uğraşlar kabul edilebilirdi, en azından gelecekteki eşini dinlerken konuya yabancı kalmamak için. Toplum için güçlü kadın; dobra, küstah, kibirli, inatçı, topluma aykırı olan demekti. Bilgili ve başarılı olmak ise yalnızca erkeklere atfedilirdi. Buna rağmen bir kadının sanata ve müziğe aşina olması, bilime ve mühendisliğe ilgi duymasından daha kabul edilebilirdi, ne de olsa çocuklarını ve eşini eğlendirebilirdi; ancak yine de sanatta profesyonel düzeyde ilerlemek istemese iyi olurdu çünkü evini, eşini ve çocuklarını aksatırsa toplumun dayattığı ideal kadın imajından aforoz edilirdi.

Ethel Smyth (1858-1944) (Kaynak: Metmuseum)

Ethel Smyth böyle bir ortamda çocukluğunu ve gençliğini geçirdi. Her ne kadar ailesi istemese de 17 yaşında Leipzig Konservatuarı’nda müzik eğitimine başladı. Brahms ve Clara Schumann ile tanıştı. Grieg, Dvorak ve Tchaikovsy ile aynı havayı soludu. 1878’de bestelerini kendi ismi ile yayımlatmak istese de reddedildi. 50 yıl önce Fanny Mendelssohn’un erkek kardeşi Felix’in adıyla, Clara Schumann’ın ise eşiyle bestelerini yayımlatabildiği bir dönem için Smyth’inki oldukça marjinaldi. Shakespeare’in Antony ve Cleopatra’sına bestelediği uvertür olumlu eleştiriler aldı, daha sonra bestelediği Mass in D ise Beethoven’ın Missa Solemnis’i ile karşılaştırıldı. 1890’da İngiltere’ye dönüp bir süre ailesi ile yaşadı. Sonrasında Frimhurst yakınlarındaki küçük kulübesinde çalışmalarını sürdürdü. İlk operası Fantasio 1898’de prömiyer yaptı ve sonrasında 2. operası Der Wald, 1902’de Berlin Operası tarafından sahnelendi. Kadınlara en fazla iyi bir eş ve anne rolünün biçildiği bu dönemde, Smyth’in kendi odasını inşa edip yetişkinliğinde bestelediği Der Wald operası, New York Metropolitan Opera tarafından sahnelenen, bir kadın tarafından bestelenmiş ilk opera olacaktı.

Operalarının librettoları Henry Brewster tarafından Almanca yazılmıştı; çünkü Royal Opera, yeni bestecilerin eserlerini sahnelemekten imtina ediyordu. En azından Almanca librettolar ile Kıta Avrupası’nda tanınabilirdi. Başarıyı yakaladığı 3. operası The Wreckers’ın librettosu ise yine Smyth’in Cornwall kıyısında yaptığı bir geziden aldığı notları dostu Henry Brewster’a göndermesi üzerine Fransızca yazıldı, sonra İngilizceye çevrildi. The Wreckers, Musical Times tarafından “Müzikteki harika eserler arasında sayılması gereken, çok az modern operadan biri” olarak nitelendirildi. Tüm bunlar olurken maestrolar ile sorunlar yaşıyordu. Leipzig’teki maestronun, The Wreckers’ın 3. perdesini oldukça karmaşık yönettiğini fark etti. Ertesi gün, birlikte çalıştığı şeflere bu konu ile ilgili notlar gönderdi; ancak geri dönüş alamadı. Bunun üzerine bir sabah partisyonlarını orkestradan geri aldı ve konserini iptal ederek Prag’a geçti. The Wreckers’ın Londra’da sahnelenmesini çok istiyordu. Birkaç arkadaşının araya girmesi ile sahneleyebildi. Londra’daki konserinden etkilenen arkadaşı Mary Dodge’un, daha rahat çalışabilmesi için hediye ettiği evde ölümüne dek yaşadı. 1913’te duyma yetisini kaybetmeye başladı, buna rağmen Fete Galate ve Entente Cardiale ismini verdiği iki opera daha besteledi. Bu süreçte süfrajet hareketinde aktifti. Oy kullanma hakkını isteyen kadınlar için bestelediği The March of the Women (Kadınların Yürüyüşü), süfrajet hareketinin marşı oldu. Bakan Lewis Harcourt’un penceresine taş attığı için tutuklandı ve hapse atıldı. Orkestralarda daha fazla kadının istihdam edilmesi için makaleler yazdı, kampanyalar yürüttü. Besteciliğinin yanında kadın yazarların ve müzisyenlerin biyografilerini yazdı. Woolf’un dostluğundan oldukça etkileniyor ve onunla sürekli fikir alışverişinde bulunuyordu.  Özetle Smyth, döneminin “kadın” anlayışına meydan okudu.

Smyth’in The Wreckers operasının uvertürünü bu linkten dinleyebilirsiniz:

Latincede “boş zaman” anlamına gelen sevdiğim bir kelime var: “otium”. Otiumu en verimli şekilde kullanmanın yolu; kişinin, yapmakla mükellef olduğu işlerden arta kalan zamanını entelektüel uğraşlarına ayırabilmesi. En azından benim için. Fiziksel ya da zihinsel emeğin gerektiği bir alanda kendini var edebilmek de otiumu en verimli şekilde kullanabilmekten geçiyor. Francesca Caccini ve Ethel Smyth kendi odasını var edebilenlerden ve Woolf haklı; kadının kendine ait bir odası olabilmeli ki entelektüel uğraşına ayırabileceği otiumu olsun. Yukarıda alıntıladığım cümlelerde bir yüz yıl sonrasından umutlu, kadınların kendilerinden esirgenen tüm eylemlere ve etkinliklere katılabileceğini düşünüyor. Kırmızı yapraklı akçaağacı gören odamda, oturduğum noktadan Eylül 1929’a baktığımda iyimser olmakta da haklı. Çalıştığım alanın en iyi okullarından birinde, kimilerinin “erkek mesleği” olarak gördüğü havacılık mühendisliğinde araştırma yapıyorum, kendime ait bir odam var, otiumumu kendimce en doğru şekilde kullandığıma inanıyorum. Fakat içinden geldiğim toplumun nezdinde fikirlerimin, merakımın ve literatüre katkımın bir ehemmiyeti olmadığını gördüğüm anlar da oldu. Naif, sakin, sade ve “erkek gibi kadın” değilseniz hoş geldiniz, Hugovari bir sefilliğin içindesiniz, belki de Sefiller’de bir yan karaktersiniz. Bunun yanında toplumun kadına yüklediği sorumluluklar, onları kendilerini gerçekleştirmekten, kıyıda köşede bulduğu otiumunda çevreye kulak tıkayarak ilerleyebilmekten alıkoyuyor.  Toplumun nesilden nesile çeyiz gibi taşıdığı sıfatlar sandığından payıma düşenler de kibirli, ukala ve asi oluyor. Bilgisayarımı kapatıyorum, West Lafayette’de güneş batıyor, odamın içi serinlemiş. Ben penceremi kapatana dek kırmızı bir akçaağaç yaprağı masama düşüyor.

Not: Okuyucuya ipucu vermeyi pek tercih etmem; ancak bu yazıda vermek istiyorum. Sonbahar boyunca akçaağaç yaprağı sarıdan kırmızıya renk değiştiriyor. Kırmızı akçaağaç yaprağı ise Japon kültüründe sabrı ve dayanıklılığı sembolize ediyor.

Kaynaklar

Woolf, V. (2022), Kendine Ait Bir Oda, İstanbul, İletişim Yayınları.

Gorham, D. (1982), The Victorian Girl and The Feminine Ideal, London, Routledge Library Editions: Women’s History.

Cusick, S. G. (2009), Francesca Caccini at the Medici Court, Chicago, IL, The University of Chicago Press.

Clements, E. (2005), Virginia Woolf, Ethel Smyth, and Music: Listening as a Productive Mode of Social Interaction, Baltimore, MD, The John Hopkins University Press.

Moon, M. S. (2014), The Organ Music of Ethel Smyth: A Guide to Its History and Performance Practice, Bloomington, IN, Indiana University Press.

Beer, A. (2016), Sounds and Sweet Airs: The Forgotten Women of Classical Music, London, Oneworld.

Letzter, J., Adelson, R. (2000), French Women Opera Composers and the Aesthetics of Rousseau, Feminist Studies Inc.

McVicker, M. F. (2011), Women Composers of Classical Music, London, McFarland.

Colin, C. A. (1994), Exceptions to the Rule: German Women in Music in the Eighteenth Century, Los Angeles, CA, UCLA Historical Journal.

Alexander, R. J., Savino, R. (2004), Francesca Caccini’s Il Primo Libro Delle Musiche of 1618, Bloomington, IN, Indiana University Press.

Tonelli, V.M. (2013), Women and Music in the Venetian Ospedali, East Lansing, MI, Michigan State University.

Wiley, C. (2013), Music and Literature: Ethel Smyth, Virginia Woolf, and “The First Woman of Write an Opera”, Oxford, Oxford University Press.

https://www.classicfm.com/discover-music/periods-genres/baroque/francesca-caccini-earliest-opera-woman-composer/

https://www.metmuseum.org/art/collection/search/21426

Operada Kadın Besteciler ve Kendi Odasını Var Edebilenler” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s