Lehistanlı İhtilalciler: Osmanlı İmparatorluğu’nda Vatan Arayanlar

Kadir Yozkalach
Uniwersytet Wrocławski’de Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans öğrencisidir.

“lehistan’dan gelmiş dedelerimizden biri,

gözlerinde karanlığı yenilginin,

saçları al kana boyalı.

uykusuz geceleri Borjenski’nin

benimkine benzer olmalı.

tıpkı benim gibi o da

çok uzaklarda kalan bir ağacın altında

unutmuş olabilir uykusunu.”

Nâzım Hikmet, Lehistan Mektubu adlı şiirinde büyük dedesi Polonyalı subay Konstanty Borzęcki[1] hakkında bu satırları yazıyordu. Konstanty Borzęcki yahut Osmanlı hizmetine girdikten sonraki adıyla Mustafa Celaleddin Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’na sığınan Leh mültecilerin en önemlilerinden biriydi. Kendisi köklü bir Leh ailesine mensuptu ve Varşova Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitim görmüştü. Harbiye’de haritacılık dersleri vermiş olan bu Leh asilzadesinin hayatı, bir Osmanlı paşası olarak Karadağ’da Sırp isyancılara karşı yapılan bir çatışmada sona ermişti. Borzęcki, Osmanlı hizmetine giren birçok Polonyalı’dan sadece biriydi. Peki Borzęcki ve diğer onlarca Leh aydını Osmanlı topraklarında ne arıyorlardı?

Polonya-Litvanya Birliği, 18. yüzyılın sonunda Prusya, Rusya ve Avusturya tarafından parçalanmış ve üç farklı ilhak (1772, 1793 ve 1795) neticesinde tarih sahnesinden silinmişti. Polonyalıların bu ilhaklara cevaplarıysa durmak bilmeyen isyan hareketleri oldu. Tüm Leh isyanları sert şekilde bastırılmış olsa da Polonya’daki gerilimi düşürmek mümkün olmuyordu. Nihayetinde 1848 İhtilalleri’nin yarattığı hava ile Polonyalılar bir kez daha ayaklandılar. Ayrıca 1848 Macar İhtilali’ne katılıp bir Leh Lejyonu kurarak Macarlara destek oldular. Öyle ki, sonradan Osmanlı hizmetine girecek olan Polonyalı Józef Bem, Macar İhtilali’ne başkomutanlık yapacaktı. Ancak hem Polonya’daki hem de Macaristan’daki ihtilalciler başarısız oldular. Bunun üzerine Polonyalı ihtilalciler Avrupa’nın farklı yerlerine dağılmak zorunda kaldılar. Bu kişilerin bir kısmı ise Osmanlı İmparatorluğu’na yerleşti. Bu hususta özellikle Paris’teki Hotel Lambert grubunun önemli etkisi oldu. Zira Hotel Lambert’te bulunan Leh asilleri, adeta sürgündeki bir Polonya hükûmetigibi çalışıyor ve Polonya’nın bağımsızlığı için Osmanlı İmparatorluğu’nun da dâhil olduğu farklı ülkelerde destek sağlamak için misyonlar yürütüyordu. Hotel Lambert’in sağladığı “network” sayesinde 1848 ihtilalcisi Leh asker ve memurlar Osmanlı hizmetine girmeye başladılar. Bu kişilerin çoğu gayet renkli kişiliklerdi ve Osmanlı modernleşmesine gerek pratik gerekse fikrî olarak önemli katkı sağladılar. Bu girişten sonra Lehistan kökenli bazı Osmanlı aydınları hakkında bilgi vermenin vakti geldi diye düşünüyorum.

Osmanlı modernleşmesine katkı sağlayan en önemli Leh vatandaşının Mustafa Celaleddin Paşa olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. Girişte kısaca tanıdığımız Mustafa Celaleddin Paşa, bir Osmanlı memuru olarak hem yerli hem de yabancı gazetelere çeşitli siyasi yazılar yazmış ve Osmanlı-Alman yakınlaşmasını ilk savunanlardan biri olmuştur. Bu demeçleri nedeniyle Hüseyin Avni Paşa tarafından erken emekliliğe sevk edilse de kısa zaman sonra orduya geri dönmüştür. Mustafa Celaleddin Paşa’nın en önemli eseri ise 1869’da basılan Les Turcs Anciens Et Modernes (Eski ve Modern Türkler) adlı kitabıdır. Bu kitapta, Türklerin ırksal olarak Hunlar veya Moğollar ile akraba olmadığını; Turo-Aryan adlı bir gruba mensup olduğunu iddia eder. Ayrıca Turo-Aryanların Avrupa-Batı medeniyetini kuranlar olduğunu savunur. Yani Türkler de Avrupa’nın aslî bir parçasıdır. Bu nedenle Osmanlı modernleşmesinin bir yabancılaşma değil, ırksal mirasa bir dönüş olacağını söyler. Ayrıca Arap harflerinin kullanımdan kaldırılması ve kadınların eğitime dâhil olması hakkında fikirlerini açıklar. Mustafa Kemal Atatürk de bu kitabı okuyanlardan biridir ve önemli gördüğü yerlere -örneğin Arap harfleri bölümüne- notlar aldığı bilinmektedir. Nitekim Atatürk’ün Mustafa Celaleddin Paşa için “Bu Polonyalı gerçek altından anıta layıktır” dediği söylenir. Celaleddin Paşa’nın oğlu olan Hasan Enver Paşa da Osmanlı Ordusu’nda görev almış ve Küba Ayaklanması’nı tahlil etmek için Küba’ya gitmiştir. Ayrıca Boxer İsyanı’nda Çinli Müslümanlara gönderilen nasihat heyetinin içinde[2] yine Hasan Enver Paşa yer almıştır.

Mustafa Celaleddin Paşa (Kaynak: Wikimedia)

Gerek Hotel Lambert gerekse Osmanlı İmparatorluğu için önemli görevlerde bulunan Michał Czajkowski ise Leh mültecilerin Osmanlı Devleti’ne sığınmaları ve burada görev almaları konusunda kilit rol oynamıştır. 1830 İhtilali’nden beri Hotel Lambert’in Şark Ajansı temsilcisi olan ve Polonya komiteleri ile Osmanlı Hükûmeti arasında iletişim kuran Czajkowski, 1851’de Osmanlı hizmetine girmiş ve Sadık Mehmed Paşa adını almıştır. Kırım Harbi’nde Leh-Türk Süvari Alayı’na komuta etmiştir. Yaklaşık yirmi sene Osmanlı hizmetinde kaldıktan sonra Rusya’ya giderek hayatı boyunca savunduğu tüm fikirlerin aksine Rusya lehine çalışmaya başlayıp Ortodoks olmuştur. Kısa zaman sonra da bunalımları nedeniyle intihar etmiştir. Mehmed Sadık Paşa’nın oğlu Władysław Czajkowski (Muzaffer Paşa) ise Harbiye’de askerî coğrafya ve mühendislik gibi dersler vermiştir. Ayrıca II. Abdülhamid döneminde kurulan Hamidiye Alayları’nın organizasyonundan sorumlu komutanlardan biri olmuştur. Bunun yanında o dönemde gayet kritik bir bölge olan Cebel-i Lübnan’a mutasarrıf olarak atanmıştır.

Osmanlıcılık tartışmalarına katılmış olan Karol Karski veya Polonyalı Hayreddin Bey, Galatasaray Lisesi’nin kuruluşunda da önemli rol oynamıştır. Leh mültecilerin içindeki bir diğer önemli isim ise Karol Brzozowski’dir. Brzozowski, 1860’larda Güney Balkanların ilk muntazam haritalarını çizmiş; Anadolu’nun haritalanmasında da önemli rol oynamıştır. Askerî fabrikalarda mühendis olarak çalıştığı gibi Arnavutluk ve Makedonya’ya telgraf hattı çekilmesinde de görev almıştır. Midhat Paşa’nın emrinde çalışan Brzozowski, Bağdat’ta modern çiftlikler kurmuştur.

Leh mültecilerinden Nihad Paşa (Seweryn Bielinski) ise Kırım Harbi’nde önemli askerî görevlerde bulunmuştur. Sonrasında Bulgaristan Komiserliği yapan Nihad Paşa, 1878-79 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Bulgaristan’da kalan Türk azınlığın hakları konusunda büyük çaba harcamıştır. Nihad Paşa’nın oğlu olan Alfred (Ahmed Rüstem Bey), 1914’te Birleşik Devletler’e büyükelçi olarak atanmış ve bu ülkeye gönderilen büyükelçi seviyesindeki ilk diplomat olmuştur. Millî Mücadele döneminde Sivas Kongresi’ne katılan Ahmed Rüstem Bey, son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda mebus olmuş; Meclis-i Mebusan dağıtılınca Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin çalışmalarına katılmıştır. Bunun yanında Heyet-i Temsiliye’ye istişare üyesi olarak dâhil olmuştur.

Bir doktor olan Bonkowski Paşa, II. Abdülhamid döneminde Hıfzısıhha Ser-Müfettişi olarak imparatorluğun genelinde koleraya karşı önlemler almaya çalışmıştır. Władysław Kościelski (Sefer Paşa), 1860’larda Genel Süvari Müfettişi olarak süvari birliklerinin ıslahı için uğraşırken Osmanlı hizmetinde Murad Paşa olarak tanınan Józef Bem ise Suriye’deki birliklerin ıslahında görev almıştır. Józef Bem, Suriye’deki isyancı bedevilere karşı başarılı harekâtları esnasında sıtma nedeniyle ölmüştür.

Bir parantez açarak bu kişilerin Türk topraklarında çalışmış ne ilk ne de son Polonyalılar olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Bu konuda farklı ve bir o kadar da ilginç örnekler mevcut. Örneğin 17. yüzyılda Osmanlı müziği konusunda büyük çalışmalar yapmış ve Mecmua-i Saz ü Söz adlı nota kitabını neşretmiş olan Ali Ufkî Bey yahut Wojciech Bobowski, bugün hâlen Polonya sınırları içinde bulunan Gorlice’de doğmuştu. Söylentilere göre bir Tatar akınında esir düşmüştü ve sonradan azat edilmişti. Lehçe, Türkçe, Arapça ve Latincenin de aralarında bulunduğu 10’dan fazla dili bildiği söylenir. Müzik çalışmalarının yanında Türkçe bir gramer kitabı da yazmış ve Kitab-ı Mukaddes’i Türkçeye çevirmiştir.

Daha yakın bir tarihe gelirsek, İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce Türkiye ile Polonya arasında uçak teknolojisi konusunda bir iş birliği başladığını görürüz. Buna pek şaşırmamak gerek, çünkü o dönemde Polonya Hava Kuvvetleri Komutanı olan Ludomił Rayski Harp Madalyası, Mecidiye Nişanı, Liyakat ve İmtiyaz Madalyaları sahibi bir Çanakkale gazisiydi! Rayski’nin babası, Osmanlı topraklarına sığınan ihtilalcilerden biriydi ve bir süre sonra ailesiyle birlikte Avusturya’ya geri dönmüştü. Birinci Dünya Savaşı patladığında Avusturya Ordusu’nda olan -fakat Osmanlı vatandaşlığı bulunan- Rayski, Osmanlı Devleti’nin savaşa girdiğini duyunca Osmanlı Ordusu’na pilot olarak katıldı ve Gelibolu’da iki defa yaralandı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonya’yı terk etmek zorunda kalınca Türk Hava Kurumu’nun Ankara fabrikasında uçak mühendisi olarak çalıştı. THK bu dönemde mülteci durumuna düşmüş olan birçok Polonyalı mühendisi istihdam etti. Hatta bir Polonyalı olan Jerzy Wędrychowski, 1941-1948 arasında Etimesgut’taki uçak fabrikasının müdürlüğünü yaptı.

Polonya Hava Kuvvetleri Komutanı, ‘Turek’ (Türk) lakaplı Ludomił Rayski. Göğüs cebinin altındaki madalya, Osmanlı Harp Madalyası’dır. (Kaynak: Wikimedia)

Asıl konumuz olan 19. yüzyıla dönersek, Osmanlı İmparatorluğu’nun, düşmanları olan Leh ihtilalcilerine sahip çıkması, Avusturya ve Rusya’yı oldukça rahatsız etmiştir. Bu nedenle Osmanlı Hükûmeti, bu mültecileri sınırlardan mümkün olduğunca uzak yerlere iskân etmeye çalışmıştır. Ayrıca bu mültecilerin Selanik, Yanya ve Tırhala gibi Yunan milliyetçiliğinin arttığı şehirlere yerleştirilmesi düşünülmüştür. Yine Polonyalı bekâr mültecilerin Osmanlı sınırları içinde, özellikle de Hersek, Bulgaristan ve Makedonya’da -ki bu bölgeler Balkan milliyetçiliklerinin çatışma alanlarıdır- kendi mezheplerinden insanlarla evlendirilmesi ve iskân edilmesi konusunda talimatlar verilmiştir. Buradan iki sonuca varabiliriz. Birincisi, Osmanlı Hükûmeti, bu mültecileri kullanarak sorunlu gördüğü yerlerde nüfusu kendi çıkarları lehine değiştirmek istemiştir ve ikinci olarak, bu Katolik Leh mültecilerin devlete yerli Balkanlılardan daha sadık olacağını düşünmüştür.

Polonyalı mültecilerin Osmanlı hizmetinde âdeta kendi vatanlarına hizmet edermiş gibi çalışmasının arkasında şüphesiz ki Osmanlı İmparatorluğu’nu Rusya ve Avusturya’ya karşı bir müttefik olarak görmeleri yatar. Güçlü bir Osmanlı İmparatorluğu’nun Lehistan’ın bağımsızlığı için bir fırsat yaratacağı kanaati Leh liderlerin kafasındaydı. Öte yandan Osmanlıların bu mültecileri devlet gelenekleri gereği Rusya ve Avusturya’ya teslim etmek istememesi Leh mültecileri için ayrı bir sempati kaynağıydı. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu, mültecileri koruması sayesinde Avrupa’nın liberal çevrelerinden büyük destek toplamış ve mülteciler meselesi Kırım Harbi’ne giden yolda Batı desteğinin kazanılmasını sağlayan etkenlerden biri olmuştu.

Saydığım isimlerin dışında 1860’larda Avrupa’daki Jön Türkler ile yakın temasta bulunmuş olan Marian Langiewicz (Langi Bey) veya II. Meşrutiyet döneminde yaptığı yayınlar ile Mısır ve Tunus’taki Müslümanları Osmanlı tabiiyeti altında birleşmeye çağırıp Trablusgarp Harbi’ne gönüllü olarak giden Seyfeddin Bey (Tadeusz Gasztowtt) gibi diğer önemli Leh şahsiyetlerinin yanında adları pek duyulmamış daha birçok küçük rütbeli Leh subay ve memur 1830’dan itibaren Osmanlı hizmetine girerek özellikle ziraat, eğitim ve askeriye alanlarında önemli işler başarmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu’nun eğitimli kalifiye iş gücü ihtiyacının had safhada olduğu bu merkezileşme ve sanayileşme döneminde Leh mültecilerin Osmanlı hizmetinde bulunmaları modernleşme hareketine destek olduğu kadar yeni bir soluk da getirmiştir. Zira çoğu Avrupa’da yüksek eğitim almış ve çok farklı konularda meslekî uzmanlık kazanmış olan bu Polonyalılar Osmanlı ülkesine her anlamda yeni bakış açıları sağlamıştır. Öte yandan Osmanlı idaresinin kendisine tamamen yabancı olan bu kişileri -kimilerinin din değiştirmemesine rağmen- çok ciddi askerî ve idari mevkilere getirmesi de 19. yüzyıl Osmanlı kozmopolitliğinin farklı bir boyutudur.

Kaynaklar

Baş, O. F. 2014. “THK Uçak Fabrikası ve Polonyalı Mühendislerin Rolü,” Mühendis ve Makina, cilt 55, sayı 659, s. 36-42. ‌

Çavdar, N. and Budak, B. (2022). Osmanlı Modernleşmesinde Bir Mühtedi: Mustafa Celâleddin Paşa (Konstanty Borzecki). In: XVIII. Türk Tarih Kongresi, 1-5 Ekim 2018. XVIII. Türk Tarih Kongresi.

Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü (2015). Yoldaki Elçi Osmanlı’dan Günümüze Türk-Leh İlişkileri.

Gümüş, M. (2015). Leh ve Macar Mültecilerinin Osmanlı Devleti’ne Sığınması Beyin Göçü Olarak Değerlendirilebilir mi? Tarih Okulu Dergisi, (23).

Olszowska, K.W. (2021). Polish Contributors to the Modern Turkish State. Prace Historyczne, 148(4), pp.813–823. Doi: https://doi.org/10.4467/20844069ph.21.052.14028.

Płaza, J. (2020). Konstanty Borzęcki. O tym, jak polski imigrant współtworzył Turcję.  https://klubjagiellonski.pl/2020/01/20/konstanty-borzecki-o-tym-jak-polski-imigrant-wspoltworzyl-turcje/. Zajac, G. (2009). 19. Yüzyıl Türk Avcılığında Polonya İzi: ‘Kara Avcı’. Acta Turcica, 1(1).


[1] General Borzęcki, aynı zamanda Oktay Rıfat Horozcu’nun da büyük dedesidir.

[2] Bu heyetin içinde Bülent Ecevit’in dedesi olan Müderris Mustafa Şükrü Efendi de vardı.

Yorum bırakın