Margarita Tuna
Fransa Siyasi Bilimler Akademisi (Sciences Po) Uluslararası İlişkiler programından yüksek lisans mezunudur.
Her günüm mis gibi dünya kokan bir kavun dilimi
senin sayende.
Bütün yemişler elime güneştenmişim gibi uzanıyor
senin sayende.
Senin sayende yalnız umutlardan alıyorum balımı.
Yüreğimin çalışı senin sayende.
En yalnız akşamlarım bile duvarında gülen bir Anadolu kilimi
senin sayende.
Şehrime ulaşmadan bitirirken yolumu
bir gül bahçesinde dinlendim senin sayende.
Senin sayende, içeri sokmuyorum
en yumuşak urbalarını giyip
Büyük rahatlığa çağıran türküleriyle kapımı çalan ölümü.
Altı yıl önce Nâzım Hikmet’in şiirlerini ilk okuduğumda, şairin imzasının arkasındaki hikâyeden haberdar değildim. Sonra sanatının ve eserlerinin ona “Türk Puşkin” sıfatı kazandırdığını öğrendim. Şiirlerinin Fransızca ve Rusça tercümelerini okuduktan sonra Türkçe öğrenmeye ve ruhunu yansıttığı dizeleri özgün dilinde okumaya karar verdim. “Mavi gözlü dev” olarak da anılan Türk şairi aynı zamanda komünist, devrimci, adalet savaşçısı ve Türk Cumhuriyeti’yle Sovyetler Birliği’nde halk yazarı idi. Hikmet’in bütün hayatı aşktan ibaretti: Hayatı, kadınları, doğayı, vatanı Türkiye ile ikinci memleketi olan Rusya’yı tutkuyla sevmişti. Aydın ve çok yönlü bir insandı; başından geçen zorlu olaylara ve ağır trajedilere rağmen yüksek mizah anlayışı ve engin neşesiyle herkesi şaşırtıyordu. Ömrü fikirleri yüzünden hapislerde geçen şairin yolu Sovyetler Birliği’ne düştüğünde ise gelecekteki eşiyle ve ilham perisiyle tanışacağından habersizdi.
Şairin İlham Perisi
Vera Tulyakova, Nâzım’ın son karısı ve en büyük aşkıydı. Altmış yaşındaki şaire aşık olduğunda sadece yirmi üç yaşındaydı.
Vera, 19 Mayıs 1932 tarihinde Moskova yakınlarındaki Bolşevo’da doğdu. Ailesi, Tulyakovlar, eski bir tüccar ailesiydi ve Devrim’den önce çok zengindiler. Fakat Bolşevik Devrimi sonrasında zora düştüler. Vera’nın babası Vladimir 1943 yılında İkinci Dünya Savaşı sırasında öldürüldü. Annesi Mariya da varlıklı bir aileden geliyordu. Ne var ki doğum esnasında hayatını kaybetmişti. Ailede yalnızca baba komünist ideallere sahipti, tıpkı Nâzım’ın ileride paylaştıkları gibi.
Yetim olarak büyüyen Vera, 1950’de Gerasimov Sinematografi Enstitüsü’ne (VGIK) girdi.1955’te buradan mezun oldu ve bir senarist olarak kariyerine başladı. VGIK’de senaryo atölyelerine yirmi yıldan uzun süre boyunca yön verdi. Nâzım’la hikâyesi de yine bu alanda, 1950’lerde, animasyon stüdyosu Soyuzmultfilm’de başladı. Buradaki ilk işi bir Arnavut masalı üzerineydi. Fakat ne o ne de meslektaşları Arnavutluk hakkında bir bilgiye sahipti. Bu sebeple bir Türk’e, Nâzım’a, danışma ihtiyacı duydular. Ve şairin ilham perisiyle tanışıklığı böyle başladı.
İlişkileri kısa zamanda çok daha büyük bir aşka dönüştü. Ancak ikisinin de bağlılıkları vardı: Nâzım, Galina Kolesnikova adlı kendisini tedavi eden genç bir doktorla birlikteyken Vera da evli ve bir kız çocuğu sahibiydi. Yine de Nâzım vazgeçmedi ve engel tanımadı. Film stüdyosuna çiçekler, çikolatalarla geldi; sadece sesini duymak için Vera’yı arayıp durdu. Kötüleşmekte olan sağlığı yüzünden bu güzel Sovyet kadınıyla beraber olamayacağından, onunla evlenemeyeceğinden korkuyordu. Vera’nın korkuları ise başkaydı. Nâzım’ın onun başını kapatıp kıyafetlerine karışacağından korkuyordu:
“…ancak resmen evlenmemiz rahatlatacaktı onu.
Fakat artık güvenemiyordum ona. Daha evli değilken böyle yaparsa, evlendiğimizde ülkesinin köylerinde rastlanan kıskanç erkeklerden biri olup çıkacağını düşünüyordum. Bu tür adamlardan kendisi de söz etmişti bana. Bunlardan karılarını öldüren kimileriyle birlikte hapis de yatmıştı. Cahil bir Türk köylüsü gibi davranacak, yüzümü kapattıracak, her şeyi yasaklayacak, beni dört duvar arasına kapatacak ve kendisinden bile kıskanacak gibi geliyordu bana. Ve ayak diriyor, ‘Olmaz,’ -diyordum, ‘devrimden sonraki gibi yaşayalım.’”[1]
Vera, ayrıca ailesine ihanet ediyormuş gibi hissediyordu. Hatıratı Nâzım’la Son Konuşmalar’da anlattığı gibi her seferinde “Hayır” diyordu şairin tekliflerine. Ama günün sonunda yine sevgilisine koşuyordu. Genelde birlikte markete uğrarlardı ve sonrasında Nâzım onu taksiyle evine bırakırdı. Hepsi bu kadardı.
Çaresiz şair, sonunda şair ve yazar dostu Mihail Volpin’e başvurdu. Vera’nın da olduğu bir toplantıda evlilik lehine argümanlarını sundu. Özellikle Tulyakova’nın pasaportundan ürkmekteydi ki devrin yasalarına göre seyahat esnasında Nâzım’la birlikte aynı otel odasında kalamazdı. Aynı şekilde birlikte yurt dışına da çıkamazlardı. Dahası, Nâzım artık fazla vaktinin kalmadığını hissediyor ve ne pahasına olursa olsun sevgilisiyle resmen evlenmek istiyordu. Nâzım’ı dinledikten sonra Volpin Vera’ya döndü ve “Evlen onunla!” dedi. Kısa süre sonra kocasını bırakan Vera, 1960’ta Nâzım’la evlendi.
Üç yıllık evliliklerinden önce ve sonra bazen ayrılıkları oldu, Nâzım siyasi ve sosyal nedenlerle farklı ülkelere gittikçe. Şair bu süre zarfında yazmaya ara vermedi. Ama yalnızlık, Vera’sızlık onu derinden etkiliyordu. Sensiz Paris şiirinde (1958) bunu vurguluyordu:
Sensiz Paris, gülüm,
bir havayi fişeği
bir kuru gürültü
kederli bir ırmak.
Yıktı mahvetti beni
Pariste durup dinlenmeden, gülüm,
seni çağırmak.


Vera ve Nâzım yurt dışı seyahatleri esnasında
“Saman sarısı”diyordu Vera’ya Nâzım:
tuttum elinden yürüdük
yürüdük güneşin altında karları çıtırdata çıtırdata
o yıl erken gelmişti bahar
o günler Çobanyıldızına haber uçurulan günlerdi
Moskova bahtiyardı bahtiyardım bahtiyardık.
Fakat bu bahtiyarlık uzun ömürlü olmayacaktı.
Ayrılık
Şairin gittikçe kötüleşen sağlık durumuna rağmen Vera mutluluğunun kısa süreceğini tahmin etmiyordu. Evlendikten üç yıl sonra Nâzım, 3 Haziran 1963’te kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Yaz başında yaşanan bu olayı, o sabahı, Vera Vladimirovna hatıratında büyük üzüntüyle anlatıyor. O sabah uyandığında eşini uyandırmamak için yataktan uzun süre kalkmamıştı. Postacı saat tam 7.20’de gelmişti.[2] Nâzım, her zamanki gibi posta kutusunun çıkardığı metal sesini duyunca kalkmış, yatak odasından çıkıp salona geçmiş, evin girişine geldikten sonra gazeteleri almak için uzandığında ölmüştü. Doktorlara göre düşmeden önce durmuştu kalbi. Ölmeden yazdığı son şiiri de yine Vera için, Vera’nın fotoğrafının arkasına yazmıştı. Genç kadın fotoğrafı ölü kocasının yanında görmüştü.

“O sabah, henüz evden götürmemişlerken seni, pasaportunu istettiler. İlk kez ceketinin cebine soktum elimi. Cüzdanının içinde buldum pasaportunu, açtım ve eski bir fotoğrafımı gördüm içinde onun. 1957’de ‘portre’ değiş tokuşu yapmıştık seninle, anımsarsın. Sen kendininkinin arkasına ‘Vera kızıma’ diye yazmıştın kurnazca ve okla yaralı, ağlayan bir yürek çizmiştin. Ben hiçbir şey yazmamıştım kendiminkinin arkasına.
O sabah rasgele elimde çevirirken fotoğrafımı, arkasından senin küçük harfli el yazınla yazılmış şiirin çıkıverdi karşıma:
Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Ölsene dedi bana
Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm
Şimdi durmaksızın, bu şiiri ne zaman yazdığını düşünüyorum Nâzım? Bir ip ucu ver, yardım et anlamama.”

Hatırat ve Sonrası
Nâzım’la Son Söyleşi yalnızca Vera’nın hatıratı değil, aynı zamanda bu dünyayı çoktan terk etmiş kocasıyla baş başa verip ona içini döktüğü bir metindir. Nâzım’sız kaldığında otuzlu yaşlarının başındadır. Önünde daha uzun bir ömrü olsa bile artık ilham verdiği büyük şair yanında olmayacaktır. Bu sebeple yazmayı, yaşadıklarını ve tanıklık ettiklerini anlatmayı sadece bir görev olarak görmez; bu aynı zamanda onun acısını aşması için de bir yöntemdir.

Telif hakkına sahip fotoğraf.
Bu dünyadan ve geride bıraktığı eserden tatmin olmuş bir şekilde ayrıldı Vera. 2001’deki vefatından az önce kızına “Bu kitabı yazan genç ve cesur kadına büyük saygı duyuyorum” demişti. Kızı Anna’nın aktardığına göre Vera, Nâzım’ın kabrini şair öldükten sonraki ilk yıl her gün ziyaret etmişti. Bu ziyaretlerden önce şairin sevdiği çiçeklerden seçer ve mezarına bunları bırakırdı.[3] Toprağa dokunur, garip bir yüz ifadesi takınır ve dalar giderdi. Bir süre sonra kendine gelip veda vakti çattığında ise “Yarın görüşürüz, Nâzım” derdi.
Genç ve cesur kadın uzun yıllar kanserle mücadele etmiş, Türkiye’den Sovyetler Birliği’ne akın eden sanatçı ve Nâzım sevdalısı dostları ağırlamış ve ölene dek başucundan şairle beraber Paris’te çektirdikleri üç kareyi ayırmamıştı.[4] Şimdi ikisi birlikte uyuyorlar.

Aşklarının üzerinden altmış yılı aşkın zaman geçmesine rağmen Nâzım’ın şiirleri ve Vera’nın satırları bu ilişkiye tanıklık ediyor. Bu ilişki sayesinde bugün Nâzım’ın olgunluk ve geç dönem şiirleri arasında en yetkin ve en tutkulu mısralara sahibiz. Aşkın gücü hakikaten inanılmaz: Bir Türk şairi ve bir Rus yazarının hissettikleri ve yaşadıkları kalbi en donuk insanda bile fırtınalar yaşatmaya yetiyor.
[1] Vera Tulyakova, Posledni razgovor c Nazımom (Moskova: Vremya, 2009), 150. Kaynak metin Rusça olmasına rağmen buradaki alıntılar Ataol Behramoğlu’nun Tulyakova’nın hatıralarını tercümesindendir (Nâzım’la Son Söyleşimiz, İstanbul: AD Yayıncılık, 1997, 281.)
[2] Tulyakova, çev. Behramoğlu, age, 305.
[3] Tulyakova, Posledny razgovor c Nazymom, 383.
[4] Tulyakova, 396.

Yorum bırakın