YUNUS EMRE YENEN
KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ LİSANS ÖĞRENCİSİDİR.
15. yüzyılda seferden sefere koşarak komşu ülkeleri sürekli tehdit eden bir hükümdarın herhangi bir dili bilmesi ne anlama gelir? Hükümdarın annesinin uzak topraklardan gelen bir yabancı olması çok dilli olmaya ispat mıdır? Hükümdar tebaasının dilini onlara daha iyi emretmek için mi, yoksa boş zamanlarında yabancı medeniyetlerin klasik metinlerini çevirmek için mi öğrenir? Eline geçen yabancı dillerdeki kitapların hükümdarın kütüphanesinde bulunması bir anlam ifade eder mi? Bu soruları, çağdaşlarınca ve hatta zamanımızda “entelektüel padişah” olarak görülen ve ana diliyle birlikte beş yabancı dil daha bildiği iddia edilen II. Mehmed için sormak gerekir. Bu yazıda II. Mehmed’in çok dilliliğinin ve bunun çevresinde oluşan entelektüel görünümünün peşine düşeceğim.

19. yüzyılın başlarından günümüze kadar olan dönemi inceleyen tarihçilerden çok azı bu soruları sormuştur. En meşhur Osmanlı tarihçileri, padişah için yazılan raporları olduğu gibi kabul etmiş ve şişkin rivayetlerin günümüze kadar gelmesine sebep olmuşlardır. Çizilen portrede II. Mehmed henüz yirmi yaşından gün almadan adeta bir Şarkiyat enstitüsünden mezun olmuş gibi görünmektedir. Sultan ile anılan dillerin listesi kabarıktır. Çeşitli kaynaklardan bize ulaşan bilgilere göre Türkçe, Arapça, Farsça, Keldanice ve İbranice gibi doğu dillerine Yunanca, Latince, Slavca ve Sırpça gibi batı dilleri eşlik etmektedir. Her rivayetin izlediği yol farklıdır, hiçbir rivayette Keldanice/İbranice dilleriyle beraber Slavca/Sırpça dilleri bulunmaz, sayının toplamı (Türkçeyle beraber) altıyı geçmez. Bu da konunun daha derin ve karmaşık olduğu izlenimini doğurur. Hakikaten de öyledir, çünkü çağdaş kaynaklar ya da günümüz tarihçileri bu dilleri öğrenme sebeplerini her zaman için açıklama gayretinde bulunmasalar bile Sultan’ın entelektüel yönünü anlattıklarında bir delil göstermeye gayret ederler. Bu gayretleri sırayla takip edeceğim.
Mehmed’in Sırpçayı ya da Slav dilini (Giacomo de Langusco’da schiavo adıyla bulunan dil) bildiğini iddia edenler, onun bu dili ona analık eden Sırp despotu Durad Brankoviç’in kızı Mara sayesinde öğrendiğini söylerler. Bu, ispatı mümkün olmayan bir iddiadır. Osmanlı sarayında tutsak kalan soylu bir prenses, zamanını göstermelik olarak evlendiği hükümdarın evladına ana dilini öğretmekle geçirmiyor olsa gerektir. Mehmed, başka dillere ne kadar ilgi duyarsa duysun, Sırpça ya da Slav dili olarak bahsedilen dile ana dili olarak edinecek kadar maruz kalmış olamaz. Tarihçiler Babinger ve Christos G. Patrinelis de Langusco’nun güvenilirliğini tartışmaktadırlar. Yine de bu iddiayı göz önünde bulundurmakta fayda vardır. Çünkü Sırpça/Slav dili iddiası herhangi bir süreklilik göstermezken dört yüz yıl sonra sürpriz bir yerde belirecektir.
Giacomo de Langusco’nun raporuna Giorgo Dolfin (başka yerlerde Zorzo Dolfin, Zorzi Delfin adıyla rastlamak da mümkündür) sayesinde ulaşmaktayız. Dolfin, kroniğine Fatih ve Fetih hakkındaki bu raporu eklemeseydi bu rivayete ulaşmamız mümkün olmayacaktı. Her ne kadar de Langusco’nun böyle bir rapor yazıp yazmadığı ve Giorgo Dolfin’in bu raporu çarpıtıp çarpıtmadığı belli olmasa da günümüze etkisiyle bu kayıt önemlidir. Ayrıca de Langusco, Mehmed’e öğretmenlik yapan Chriaco d’Ancona’nın (Cyriacus d’Ancona) bir arkadaşına ve başka bir İtalyan’a işaret eder. Bu kişiler, Mehmed’e Roma Tarihi, Papaların Tarihi gibi eserleri ve Herodot, Livius gibi yazarlarıokuyorlarmış. II. Mehmed’in hükümdarlığı boyunca meclislerinde kitap okuttuğu, bazı kitapların Arapçaya çevrilmesini emrettiği herkesçe malumdur. Bu sebeple II. Mehmed’in bir klasikçi titizliğiyle ünlü alimlerle çalıştığına inanmasam da bu rivayete ve benzerlerine başka yerlerde rastlamak ilgi çekicidir.
De Langusco’nun raporu dışında güvenilir kabul edebileceğimiz bir tanıklık daha mevcuttur: Niccolo Sagundino’nun 1453 yılı bitmeden hazırlayıp Papa ve Aragon Kralı’na sunmuş olduğu rapor. Bu raporda Sagundino, Cyriacus d’Ancona’nın ismini vermez. Julian Raby’nin gösterdiği üzere Sagundino, d’Ancona’yı zaten tanımaktaydı; II. Mehmed’e öğretmenlik yapacak olsa bundan haberi olurdu. Ayrıca de Langusco da dahil olmak üzere diğer batılı tarihçilerin II. Mehmed’in klasik tarihleri okuma alışkanlığı üzerine edindikleri bilgi bu kaynaktan çıkmış gözüküyor. Sagundino’nun raporunun ilgili bölümünü aşağıda görebilirsiniz.[1]
“Genel olarak pek çok ve farklı konuya dair, deyim yerindeyse, devlet yönetimi, edebiyat ve felsefeyle ilgili çalışma yapar. Maiyetinde Arapça bilen, felsefede çok uzman bir adama sahip ki o adam her günün belirli bir vaktinde imparatorun huzuruna çıkma ve ona dinlemeye layık bir şeyler okuma yetkisine sahipti. Birinden Latince, ötekinden de Yunanca öğrendiği iki tane hekimi vardı. Bu kimseleri en yakınında tutarak faydalandı ve onların rehberliğinde eski çağın tarihi üzerine bilgi sahibi olmayı amaçladı. Lakedaimonialıların, Atinalıların, Romalıların, Kartacalıların ve diğer kralların ve imparatorların tarihlerini ezberlemişti. Makedon İskender’den ve Gaius Caesar’dan etkilenerek onlar gibi bir imparator olmayı arzuladı ve bunların tarihlerini kendi diline tercüme ettirdi. Bu tercümeleri okumaktan ve dinlemekten olağanüstü bir zevk alır. Zira onları taklit ederek kendisini onlarla eşit göstermeye çalışır, onlarınkine benzer şan ve şöhret sahibi olma arzusu içinde alevlenip yanmış gibi görünür.”
Yine de batılı kaynakların motivasyonları tartışmaya açık olmalıdır. Giacomo de Langusco, Niccolo Sagundino, Theodoros Spandounes, Marin Barleti, Francesco Sansovino ve hatta Sultan’ın kendi tarihçisi Kritovoulos, genç Fatih’i en başından beri Makedonyalı İskender’e ya da Caius [Julius] Caesar’a benzetmişlerdir. Hatta benzetmekle kalmayıp Sultan’ın “bir gün onlar gibi olmayı büyük bir hırsla arzuladığını” ileri sürmüşlerdir. Bu ifadeler II. Mehmed’in çok dilli olmasının batılılara sağlayacağı faydayı göstermektedir. Konstantinopolis’te II. Mehmed’i yenemeyen Batı dünyası onun aslında düşünce dünyasında çoktan Batı’ya teslim olduğunu göstermek istemektedir. Patrinelis’in dediğine göre bunun bir benzerini Osmanlılar ve doğulu tarihçiler de yapmaktaydı, tek fark batılılar kendisini İskender’e ve Sezar’a benzetirken onlar batıyı dize getirmiş büyük doğulu hükümdarlardan Kiros, Serhas ve Hüsrev’e benzetmekteydi. Yukarıda adını saydığım batılıların aksine Bizans İmparatorluğu’nun son dönem devlet adamlarından olan George Sphrantzes Konstantinopolis’in Düşüşü adlı eserinde taze Sultan II. Mehmed hakkında düşmanca tespitlerde bulunur:
“Rahmetli Sultan [II. Murad] yaşlı bir adamdı, şehrimizi fethetmekten pes etmişti ve böyle bir şeyi bir daha denemek için herhangi bir arzusu da yoktu, yalnızca dostluk ve barış diliyordu. Henüz sultan olan bu adam ise genç ve çocukluğundan beri Hristiyanların düşmanıdır, Hristiyanlara karşı birtakım ameller işleyeceğine dair kibriyle tehdit eder.”
George Sphrantzes, çok sevdiği imparatorluğunun yıkılmasıyla uzun yıllardır hizmet ettiği imparatorunu, ailesini ve makamını yani her şeyini kaybetmiş bir adamdı. Sanıyorum, II. Mehmed’i şanlı ve şöhretli Büyük İskender’e benzetmek yerine neden öfke dolu sözlerle konuştuğu gayet anlaşılır bir tutumdur.
II. Mehmed diğer birçok Osmanlı sultanı gibi şiir yazmakla uğraşıyordu. Avnî mahlasını almıştı. Abdülkadir Karahan’a göre hanedanda şair sultanlar II. Mehmed’le başlamıştır. Karahan’ın derlediği divandan günümüze pek bir değişiklik olmamış gibi görünüyor. Fakat II. Mehmed’in bu hususiyeti bizlere ihtiyacımız olan ipuçlarından bazılarını temin ediyor. Sultan’ın divanında bulunan Türkçe şiirler tür ve sayı bakımından kıt olsa da Karahan’a göre devrin Osmanlı şairlerinin kullandığı dile kıyasla daha az Arapça ve Farsça sözcük içeriyor. Avnî’ye isnat edilen Arapça bir şiir mevcut; bunun gerçekte kime ait olduğu ise tartışmalı. Farsça edebiyatta ise durum farklı. Karahan’a göre Avnî yalnız Fars edebiyatından etkilenmekle kalmamış, şaşırılacak şekilde kendisinden bir yüzyıl sonra yaşamış Fuzuli’yi bile etkilemeyi başarmıştır. Farsça şiirleri bulunmaktadır. Türkçe şiirlerinde bile Farsça dil bilgisi kullanımına sıkça rastlanmaktadır. Bazı şiirleri adeta Farsçadan Türkçeye yapılmış çeviriler gibidir. Bu noktada II. Mehmed’in şehzadeyken almış olduğu Arapça ve Farsça eğitim kendisini Avnî’nin şiirlerinde ispat etmektedir.
Julian Raby II. Mehmed’in kütüphanesinde bulunan Yunan dilli kitaplar için kapsamlı bir araştırma gerçekleştirmiştir. Bu araştırma neticesinde görmekteyiz ki II. Mehmed’e Bizans sarayının kütüphanelerinden pek bir şey kalmamış gibi. Tarihi tespit edilebilen kitapların kopya edilme tarihleri 1460 ve 1470 yılları etrafında kümelenmekte. Bu durum şüphesiz II. Mehmed’in batı dillerine ve tarihine olan ilgisini göstermektedir. Sultan, bu kitapların kopyalanması ve bazılarının Arapçaya çevrilmesi için emirler vermekteydi. Polybius (Batılılar tarafından muhtemelen Livius tarihiyle karıştırılmaktaydı) ve İlyada gibi Yunanca eserlere ve hatta Musa bin Meymun’un Delâletü’l-ḥâʾirîn adındaki eserine yazılmış İbranice bir kitap da Sultan’ın kütüphanesindeki raflarda yerini almaktaydı. Raby, çoktan Paris’e götürülmüş olan İlyada nüshasının kopyalanma tarihinin II. Mehmed’in Truva kentini ziyaretine isabet ettiğini söyler. Yanında Kritovulos ile bu ziyareti gerçekleştiren II. Mehmed’in İlyada ile iki şekilde ilişkisi olabilir. İlki, ziyaret sırasında Kritovulos kendisine bu kopyadan Truva’yı anlatmıştır ki bu yine Sultan’ın Yunanca bilgisine işaret etmez. İkincisi ise ziyaretten hemen sonra nüshanın kopyalanmasıdır, Sultan bunu Kritovulos ya da Yunan diline hâkim başka biriyle sonradan okumuştur. Bence iki seçenek de II. Mehmed’in ilgisini ortaya koyduğu kadar Yunancaya hakimiyeti ihtimalini zayıflatıyor. Sultan’ın Yunanca eserleri hemen okuyup anlayamadığını hem Kritovulos’un kendisi için yazdığı tarihten hem de Georgios Trapezuntios’un hazırlamış olduğu eseri Arapçaya çevirtip böylece incelemek istemesinden anlıyoruz. II. Mehmed bir zamanlar Yunanca öğrenmiş olabilir. Fakat bu doğru olsa bile dili unutmuştur ya da bu eserleri olduğu dilde inceleyecek kadar kendisine güvenmemektedir.
Meşhur Osmanlı tarihçisi Joseph von Hammer-Purgstall bu meseleyi derinlemesine incelemeye fırsat bulmuş gibidir. Von Hammer’in Spandugino’dan ve Paolo Giovio’dan haberi vardı. Giovio’nun rivayetini asılsız bularak II. Mehmed’in bahsini hükümdarlığının iyimser bir özetini çıkarmakla bitirdi. Fakat bunu meşhur eserinin birinci baskısında yaptı, 1840’ta Almanca basılan ikinci baskıda bu konudaki yargısını değiştirdi, “diller hakkındaki rivayetlerden daha önemli meseleler” olduğunu söyleyerek padişahın büyük imar faaliyetlerinden, şairliğinden bahsetti. Eserinin Fransızca ve hatta Mehmet Atâ tarafından yapılan Osmanlı Türkçesi çevirilerinde ise von Hammer’in iddiaları yerici versiyonu kaldı. Burada çözülmesi gereken son bir düğüm karşımıza çıkmaktadır. Batıda, birkaç yüzyıl boyunca birbirine dolaşan bu iddialar silsilesi von Hammer’in yargısıyla pek tabii nihayete varabilirdi. Fakat başta Namık Kemal olmak üzere Osmanlı ve erken Cumhuriyet tarihçileri von Hammer’in ikinci baskıdaki tutumunu önemsemiş olmalılar, en ufak irdeleme gayretinde bulunmadan.
Namık Kemal, Fatih biyografisinde bu meseleden bahsederken “Bu zaman-ı inzivânın asarındandır ki Arabî ve Fârisî ve Latin ve Yunânî ve (Arabî’ye medâr-ı kuvvet olduğu için) İbrânî lisanlarını tahsil eyledi ve bu tahsil semerâtındandır ki şark u garbın sevâbık u dekâyıkına kemâliyle vâkıf idi” ifadelerini kullanmış. Dört yüzyıldır Keldanice olarak kaydedilen dil bu şekilde İbraniceye dönmüş oluyor. Üstelik merhum Namık Kemal, iddianın saçmalığına okuyucusunu ve belki kendisini de inandırmak için “Arabî’ye medâr-ı kuvvet olduğu için” ifadesini eklemiş. Bu komik bir açıklamadır. Almanca bilen Felemenkçeyi sırf Almanca bildiği için öğrenmez, Arapça ve İbranice için de bu geçerlidir. Buradan itibaren tarih yazıcılığımızda iki farklı yola ayrılıyoruz: İbraniceyi tercih edenler ve Sırpçayı tercih edenler. Topkapı Sarayı Müzesi’nin müdürlüğünü yapan Tahsin Öz de talihsiz ifadeler kullanmıştır. Öz, sarayda II. Mehmed’e ait nesnelerin listelendiği katalogda Sultan’la ilgili şu bilgileri vermiştir: “Fatih Sultan Mehmed’in Arapça ve Farsça, hattâ Yunanca, Lâtince ve bazı rivayetlere nazaran Sırpça bildiği mevzuubahistir.” Rivayetlerin nereden olduğunu kendisi söylememiş. Fakat bu açıktır, Nihat Sami Banarlı’nın birkaç yıl önce yayımlanan Resimli Türk Edebiyatı Tarihi adlı eserinden alınmıştır bu rivayet. Bu beş dilin beraber bulunduğu çağdaş bir kaynak bulunmadığından rivayet için tamamen uydurmadır diyebiliriz. Fatih biyografileri yazanlar arasından bu rivayete en kuşkucu yaklaşanlardan birisi şüphesiz Halil İnalcık olmuştur. İnalcık, Sultan’ın Arapça ve Farsça bilgisini “anlamak” ifadesiyle ölçmüş ve İtalyanca bildiğini kesinlikle reddetmiştir. Yine de çağımızın tarihçilerinin biyografilerinde bu kısımları doldururken önceki rivayetlerden adeta seç beğen al yoluyla faydalandığını söylemek yanlış olmaz. Yazının sonundaki tabloda kaynaklar arasındaki devamlılık daha barizdir.
Sonuç olarak, II. Mehmed’in kendinden başkalarına olan ilgisi inkâr edilemez. Sultan gerçekten de sanatın ve bilimin hamisi olarak görüleceği eylemlerde bulunmuştur. Bunu yaparken kişisel gelişiminde ne derecede derinlik kazandığını tartıştım. Bence de Karahan ve İnalcık’ın dediği gibi II. Mehmed’in Arapça ve Farsça “anlayamadığını” söylemek mümkün değildir. Sultan, bu iki dili muhtemelen diğer Osmanlı padişahları kadar bilmekteydi. Bununla beraber Sultan’ın sadece Yunancaya bir zaman için aşina olduğu fikrini kabul edebilirim. Sırpça/Slavca iddiasını en başta uzunca tartışmıştım. Latince ile alakalı ciddi dayanaklarımız olmadığı için herhangi bir şey söylemek mümkün değildir. İbranice iddiası kütüphanedeki bir kitaptan ya da Namık Kemal’in açıklamasından yola çıkılarak kabul edilemez. Yarım yamalak bir Yunanca bilgisi II. Mehmed’i batı dostu/hayranı yapmaya yeterli olur mu, bundan da emin değilim.
| TABLO 1 | ||||||
| Arapça | Farsça | Latince | Yunanca | Keldanice/İbranice | Sırpça/Slavca | |
| Niccolo Sagundino | ✓ | ✓ | ✓ | |||
| Giacomo de Langusco | ✓ | ✓ | ||||
| Theodoros Spandugino | ✓ | ✓ | ||||
| Kritovulos | ✓ | ✓ | ||||
| Marin Barleti | ✓ | ✓ | ✓ | ✓ | ✓ | |
| Francesco Sansovino | ✓ | ✓ | ✓ | ✓ | ✓ | |
| Joseph von Hammer-Purgstall | ✓ | ✓ | ✓ | ✓ | ✓ | |
| Namık Kemal | ✓ | ✓ | ✓ | ✓ | ✓ | |
| Nicolae Jorga | ✓ | |||||
| Nihat Sami Banarlı | ✓ | ✓ | ✓ | ✓ | ✓ | |
| Tahsin Öz | ✓ | ✓ | ✓ | ✓ | ✓ | |
| Abdülkadir Karahan | ✓ | ✓ | ||||
| Franz Babinger | ✓ | ✓ | ||||
| Christos G. Patrinelis | ✓ | ✓ | ||||
| John Freely | ✓ | ✓ | ✓ | ✓ | ||
| Halil İnalcık | ✓ | ✓ | ||||
KAYNAKLAR
The siege of Constantinople 1453: Seven contemporary accounts (Translated by J. R. Melville Jones) (1973). Hakkert.
Avnî (2023). Fâtih Dîvânı ve Şerhi (Haz. Muhammet Nur Doğan). Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Babinger, F. (1992). Mehmed the conqueror and his time (W. C. Hickman, Ed.; R. Manheim, Trans.). Princeton University Press.
Barleti, M. (2012). The siege of Shkodra: Albania’s courageous stand against Ottoman conquest, 1478. David Hosaflook.
Doukas (2008). Tarih Anadolu ve Rumeli 1326-1462 (Çev. Bilge Umar). Arkeoloji ve Sanat Yayınları.
Freely, J. (2009). The grand Turk: Sultan Mehmet II conqueror of Constantinople, master of an empire and lord of two seas. I.B. Tauris.
Giovio, P. (1535). Comentario de le cose de’ Turchi, di Paulo Iouio, vescouo di Nocera, a Carlo quinto imperadore augusto. Antonio Blado.
İnalcık, H. (2019). Fatih sultan mehemmed Han: İki denizin hakanı Kayser-i rum ciltli. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Iorga, N. (1902). Notes Et Extraits Pour Servir À L’histoire Des Croisades Au XVe Siècle, Volume 3. Ernest Leroux Éditeur.
Jorga, N. (2018). Büyük Türk Fatih Sultan Mehmed. Yeditepe Yayınevi.
Karahan, A. (2012). FATİH, ŞAİR AVNİ. Türk Dili Ve Edebiyatı Dergisi, 6(6), 1-38.
Kemal (2001). Selâtîn-nâme (1299-1490) (Haz. Necdet Öztürk). Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Öz, T. (1993). Topkapı Sarayında Fatih Sultan Mehmet II.ye Ait Eserler. Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Pala, İ. (1989). Namık Kemal’in Tarihî Biyografileri. Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Patrinelis, C. G. (1972). Mehmed II the Conqueror and His Presumed Knowledge of Greek and Latin. In Viator (Vol. 2, pp. 349–354). Brepols Publishers NV. https://doi.org/10.1484/j.viator.2.301697
Raby, J. (1980). Cyriacus of Ancona and the Ottoman Sultan Mehmed II. In Journal of the Warburg and Courtauld Institutes (Vol. 43, Issue 1, pp. 242–246). University of Chicago Press. https://doi.org/10.2307/751201
Raby, J. (1983). Mehmed the Conqueror’s Greek Scriptorium. In Dumbarton Oaks Papers (Vol. 37, p. 15). JSTOR. https://doi.org/10.2307/1291474
Sansovino, F. (1573) Gl’annali turcheschi : overo vite de principi della Casa Othomana. Enea de Alaris.
Sphrantzes, G. (1980). Fall of the byzantine empire: A chronicle, 1401-77. University of Massachusetts Press.
Thomas, G. M. (1868). Die Eroberung Constantinopels im Jahre 1453 aus einer venetianischen Chronik. Franz in Komm. München 1868 Sitzungsbericht der Bayerischen Akademie der Wissenschaften: 1868,2,1. http://publikationen.badw.de/de/003393227
Tursun Bey (1977). Târîh-i Ebü’l-Feth (Haz. A. Mertol Tulum). İstanbul Fetih Cemiyeti.
von Hammer-Purgstall, J. F. (1840). Geschichte des osmanischen Reiches 2. Conrad Adolf Hartleben Verlag.
[1] Latinceden çeviri için Mete E. C. Öztürk’e ayrıca teşekkür ederim.

Yorum bırakın