,

Johannes Brahms ve Edebi Eleştiri: Müziğin Edebiyatla Diyaloğu

Bugün, bu hikâyeleri size anlatabiliyorsam bunu geri dönüşüme borçluyum. Görmüş geçirmiş biriyim; size onlarca geçmiş yaşam sıralarım. Bu hayatların ilkinde Mısır’da bir pamuktum. Çuvala konup İskenderiye Limanı’ndan Venedik’e getirildim, diğerleriyle burada ayrılıp Avrupa’ya dağıldık. Sanayi Devrimi’nden mütevellit eğrildim, dokundum, cep cep gezdim, nice gözyaşları sildim ki bunu bizimkinin Sturm und Drang (Fırtına ve Coşku) dönemine denk gelen Genç Werther’in Acıları’nın yarattığı istihdama borçluyum. O dönem bize rağbet çoktu. Nitekim Frankfurt’taki Zeil Caddesi’nden satın alınıp bizimkinin redingotunun cebine girişim de bu döneme rastlar. Çok geçmeden kendimi Weimar’da buldum.

1777’nin sonları olmalı, Weimar’daki saray hayatı onu iyice bunaltmış ve insanların ilgisinden sıkılmıştı. Harz Dağları’na, Brocken zirvesine içsel bir yolculuğa çıkmaya karar verdi. Pek tabii, jeolojiye duyduğu ilginin de bu yolculuğa çıkmasında etkili olduğunu düşünüyorum; ancak Charlotte von Stein’a yazdığı mektuptan görebiliyorsam eğer, bence asıl sebebi Brocken’e duyduğu merak ve doğa karşısında hissettiği acizlikti.

Wernigerode’de Plessing’i ziyaret edene kadar adını gizledi. Werther’e öykünen bu genç, onu oldukça cezbetmiş olmalı ki orada üç ya da dört gün geçirdiğimizi hatırlıyorum. Brocken’e çıkarken rehberler, Torfhaus tarafındaki patikayı tercih ettiler. İşte bu patika, bu yazıya konu olacak olan o şiiri oluşturdu: Harzreise im Winter (Kışın Harz Yolculuğu).

Tırmanış sırasında gruptakilerle konuştuğunu pek hatırlamıyorum, dolayısıyla zirveye çıktığımızda ne hissettiğini doğrudan aktaramam. Benim hissettiğim tek şey ise soğuktu. Size bu yolculuğa dair gösterebileceğim bir fotoğraf yok. Brocken zirvesi, Caspar David Friedrich’i de büyülemiş olacak ki Bulutların Üzerinde Yolculuk, belki de Goethe’nin ziyaret sebebini, insanın doğa karşısındaki acizliğini betimleyen en iyi eser olabilir.

Bulutların Üzerinde Yolculuk – Caspar David Friedrich (1817), Hamburg Kunsthalle.[1]

Weimar’a döndükten sonra masasına oturdu ve Harzreise im Winter’i yazmaya başladı. Bizimki, yazdığı şiirleri yüksek sesle okumayı sever; ben de işbu şiiri, ceketinin cebindeyken dinledim. İzninizle, birkaç dörtlüğünü çevirisiyle paylaşmak isterim.

Aber abseits wer ist’s?
Im Gebüsch verliert sich sein Pfad;
hinter ihm schlagen die Sträuche zusammen,
das Gras steht wieder auf,
die Öde verschlingt ihn.”

“Ama kimdir o, uzaklarda duran?
 Patikası çalılıklarda kaybolur;
 Arkasında dallar tekrar birleşir,
 Çimenler yeniden doğrulur,
 Çorak toprak onu yutar.”

Bu dizelere bakılırsa, çıktığımız bu yolculuğun Goethe’nin iç dünyasında bir dönüşüm yarattığını söyleyebilirim. Bence Brocken’e çıkarken hissettiklerini, bu içsel dönüşümünü doğanın dört mevsimlik devinimine benzetiyor.

Bir diğer dörtlük ise:

“Ach, wer heilet die Schmerzen
des, dem Balsam zu Gift ward?
Der sich Menschenhaß
aus der Fülle der Liebe trank!
Erst verachtet, nun ein Verächter,
zehrt er heimlich auf
seinen eigenen Wert
In ungenügender Selbstsucht.”

“Ah, kim iyileştirebilir;
 Balsamı zehire dönüşen kişinin acılarını?
 Kim sevginin bolluğundan
 İnsana nefreti içen kişiyi?
 Önce hor görüldü, şimdi hor gören o oldu,
 Gizlice kendi değerini tüketiyor,
 Tatmin edemeyen bir bencillik içinde.”

Bu dizeleri muhtemelen Plessing’in içinde bulunduğu ruh haline ithaf etti. Wernigerode’de yaptığımız yürüyüşlerde, Plessing’in oldukça umutsuz ve insanlardan izole olduğunu söyleyebilirim. Vakti zamanında sevgi dolu birinin, melankolik ruh haliyle bir mizantropa evrilişini görüyorum bu dörtlükte.

Belki şu dörtlüğe de bakabiliriz:

“Ist auf deinem Psalter,
 Vater der Liebe, ein Ton
 seinem Ohre vernehmlich,
 so erquicke sein Herz!
 Öffne den umwölkten Blick
 über die tausend Quellen
 neben dem Durstenden
 in der Wüste!”

“Eğer senin çalgında,
  Sevgi Babası, onun duyabileceği
  bir nota varsa,
  ferahlat onun kalbini!
  Aç bulutlarla örtülü bakışını,
  binlerce pınara,
  susayanın hemen yanında,
  çölün ortasında!”

Bu dizelerde, kişinin içsel huzura doğa ve ilahi olan ile ulaşabileceğini ve bulutlar ile kaplanmış perspektifin ancak bu şekilde genişleyebileceğini düşünüyor.

Weimar’daki hayatım 1786’ya dek sürdü, ta ki bizimki İtalya seyahatine çıkana kadar. Önce bir paçavra olarak kendimi yerde buldum, sonra bir tüccar tarafından Hamburg’taki kâğıt değirmenine getirildim.

Bin parçaya bölünmüştüm,
preslendim
ve bana ikinci bir hayatı bahşeden bu yerde
kâğıt haline getirildim.

Yazıldım, çizildim,
buruşturuldum,
çöp çöp gezdim.
Döndüm dolaştım,
kendimi yeniden değirmende buldum.

Zarflara girdim, çıktım.
Yırtıldım.

En sonunda Viyana’da
dördüncü hayatıma gözlerimi açtım.
Bulunduğum raftan bir el çekti beni önce,
sonra baktım ki piyanonun üzerindeyim.

Üstümde sıra sıra porteler.
“Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?”

Hamburgluydu, 35+1 yaşında, ismi Johannes Brahms. Üzgün görünüyor ve kimseyle konuşmuyor. Bu yüzyılın tüm “Romantik”leri böyle mi?

Bir aydır üzerime nota karalıyor. Bazen Clara Schumann adındaki bir kadının bu eve gelip gittiğini görüyorum, o da defterine hep bir şeyler yazıyor. Ne zaman kızı Julie’den bahsetse, bizimkinin yüzü değişiyor.

Benden sonraki sayfaları çeviriyor: 45, 46, 47 ve 48. ölçüde durdu, bir şeyler yazacak.

Arkam dönük, ne yazdığını göremiyorum. Sonraki sayfaya fısıldarsam, ne yazdığını söyleyebilir.

48., 53. ve 57. ölçüler hep bir ağızdan bağırıyor:

Aber abseits wer ist’s?
Im Gebüsch verliert sich sein Pfad;
hinter ihm schlagen die Sträuche zusammen,
das Gras steht wieder auf,
die Öde verschlingt ihn.”

Fakat bu dizeler çok tanıdık… Üç yaşam önce, henüz liflerim sağlam ve pamuktan yapılmış bir mendil iken, cebini yuva bellediğim Goethe’ye ait bu sözler. Bu işin sonu nereye varacak bilmiyorum, ama Goethe’nin neredeyse yüz yıldır binlerce genci bu denli etkilemesi ibretle titretiyor, yere düşüyorum.

“Ağustos’ta ne rüzgârı?” diye söylenerek pencereyi kapatıyor.

Neden sonra, hepimizi bir valize atıyor. Bu valizle birkaç şehir geziyoruz önce, kimselere göstermiyor bizi, ta ki Jena’daki prömiyerin provasına kadar. İşte orada, hepimizin birer müsvedde olduğu gerçeğiyle yüzleşiyorum.

Bazen, neden bizi değil de Breitkopf & Härtel’den çıkma o kâğıtları tercih etti diye hüzünlenirim. Kendileri şu sıralar Alto Rhapsody, Opus 53 başlığı ile New York Halk Kütüphanesi’nde sergilenmekte.

Alto Rhapsody, Opus 53’ün el yazması. [2]

“Benim düğün şarkım” dediği bu eser üç bölümden oluşuyor.

Yaylılar, esere do minör tonalitesinde, kasvetli bir atmosfer ile başlıyor. Ardından alto, liede şöyle giriş yapıyor:

Aber abseits wer ist’s?
Im Gebüsch verliert sich sein Pfad;
hinter ihm schlagen die Sträuche zusammen,
das Gras steht wieder auf,
die Öde verschlingt ihn.”

Goethe’nin bu dizeler ile içsel dönüşümünü betimlediğini söylemiştim; ancak Brahms’ın bu dizelerde, hissettiği aşk acısını ve kendi yalnızlığını bulduğunu ve bu yüzden bu şiiri seçtiğini düşünüyorum.

İkinci bölüm şu dizelerle açılıyor:

“Ach, wer heilet die Schmerzen
des, dem Balsam zu Gift ward?
Der sich Menschenhaß
aus der Fülle der Liebe trank!
Erst verachtet, nun ein Verächter,
zehrt er heimlich auf
seinen eigenen Wert
In ungenügender Selbstsucht.”

Burada özellikle “Menschenhaß” (insan nefreti) kelimesine dikkat çekmek istiyorum. Bu kelime, sert ve güçlü bir şekilde birkaç kez vurgulanıyor. Bu bölümde, Julie Schumann’ın nişanlanması üzerine çektiği aşk acısını ve duygu geçişlerini daha dinamik bir şekilde ifade ediyor.

Ve üçüncü bölüm:

“Ist auf deinem Psalter,
 Vater der Liebe, ein Ton
 seinem Ohre vernehmlich,
 so erquicke sein Herz!
 Öffne den umwölkten Blick
 über die tausend Quellen
 neben dem Durstenden
 in der Wüste!”

Burası, eserin aydınlığa kavuştuğu bölüm. Do minörden do majöre geçiş yapıyoruz ve koro, altoya eşlik etmeye başlıyor. Her dinleyişimde içimde bir umut beliriyor. Eserin ilk iki kısmının, çevresinden izole olmuş bir bireyi yansıttığını, onun iç dünyasını gösterdiğini söyleyebilirim. Eserde koro her ne kadar dua işlevi görse de benim için üçüncü kısım, izolasyondan çıkıp topluma karışan bir bireyi de temsil ediyor ve sonunda, Brahms da Goethe gibi içsel dönüşümünü tamamlıyor. Goethe, doğaya ve ilahi olana yönelmenin içsel huzuru sağlayacağını savunurken Brahms müzik ile kendini iyileştirmeye çalışıyor.

Klasik müzik bestecileri adına müzelerin bulunduğu sokak: Komponisten Quartier-Hamburg. Johannes Brahms’ın 1833’te doğduğu bina, 1943’te savaş sırasında yıkılınca aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş.

Jena’dan Hamburg’a yol alıyoruz bu sefer. Ailesinin yaşadığı eve götürüyor bizi ve sonra yola en temiz kâğıtları ile devam etme kararı alıyor. Bütün müsveddeler çöp kutusunu boyluyoruz.

Dönüşüyoruz, bazen uçak oluyoruz, geziyoruz, iki Dünya Savaşı geçiriyoruz. Şanslı olanlarımız arşivlere giriyor. Olur da bir fabrikaya denk gelirsek şeffaf pakete istifleniyoruz. Renk değiştiriyoruz.

Ben en son, 2023’e girerken yeni yıl sofrasında kırmızı bir peçeteydim mesela; iki yıl sonra payıma bej renkli bir burun mendili olmak düştü.

Bugün, bilmem kaçıncı hayatımın son günü ve bir S-Bahn durağında, bu hikâyenin yazarı ile ayrılıyoruz.

KAYNAKLAR

[1]: https://online-sammlung.hamburger-kunsthalle.de/en/objekt/HK-5161

[2]: https://www.omifacsimiles.com/brochures/brahms_alt.html

[3]: Ehrlich, G. (1944). Goethe, Freiheit und Sturm-und-Drang. PMLA59(3), 792–812.      https://doi.org/10.2307/459385

[4]: http://www.goethezeitportal.de/fileadmin/PDF/db/wiss/goethe/stein_goethe_harzreise.pdf

[5]: Jäckel, M. (2004). Konsum und sozialer Wandel. In: Einführung in die Konsumsoziologie. VS Verlag für Sozialwissenschaften. https://doi.org/10.1007/978-3-322-92452-0_6

[6]: Windrich, J. (2012). GÖTTER IM ZWIELICHT: Zur Hymnendichtung des jungen Goethe. Poetica44(1/2), 143–179. http://www.jstor.org/stable/43028527

[7]: Reynolds, C. (2012). Brahms Rhapsodizing: The Alto Rhapsody and Its Expressive Double. Journal of Musicology, 29(2), 191-238. http://dx.doi.org/10.1525/jm.2012.29.2.191 Retrieved from https://escholarship.org/uc/item/14p9938v

[8]: Garlington, A. S. (1983). “Harzreise als Herzreise:” Brahms’s Alto Rhapsody. The Musical Quarterly69(4), 527–542. http://www.jstor.org/stable/741979

[9]: Phillips, R. (2021). Between Hoffmann and Goethe: The Young Brahms as Reader. Journal of the Royal Musical Association146(2), 455–489. doi:10.1017/rma.2021.20

[10]:Faroqhi, S. (2009). Ottoman cotton textiles: The story of a success that did not last, 1500 – 1800. The spinning world : a global history of cotton textiles, 1200 – 1850.

Yorum bırakın