Farklı fikir ve görüşlerin baskılandığı bugünlerde okuyucularımızdan gelen mektupları yayınlayarak onlara bir ses olmak istiyoruz. “1 Pankart 1 Mektup” serimizde öğrenci eylemlerinden kendine yer bulmuş bir pankartı ve ona eşlik eden bir okuyucu mektubu paylaşacağız.
19 Mart 2025 Çarşamba sabahı. Uykumdan en yakın arkadaşımın çağrısıyla, telaşla uyandım. Bana İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve çok sayıda ismin gözaltına alındığını ve sosyal medyanın erişime kısıtlandığını haber verdi kaygı dolu bir ses tonuyla. Daha o ilk, dostlar arası durum değerlendirmemizde yaşananın ciddiyetini kavradık. Bunun demokrasiye karşı bir sivil darbe girişimi olduğu açıktı. Ne yapabiliriz diye kara kara düşünürken İstanbul’u kapsayan bir gösteri yasağı ilan edildiğini de öğrendik. Derken her şeyin içinden çıkılmaz ve umutsuz göründüğü ilerleyen saatlerde İstanbul Üniversitesi’nden umutları tazeleyen, yalnızca polis barikatlarını değil, Erdoğan rejiminin kırılgan korku duvarlarını da aşan öğrenci kalabalığının tarihî görüntüleri tüm interneti kasıp kavurdu. Toplantı ve gösteri yasağı dinlenmemiş, binlerce öğrenci demokratik taleplerini dile getirmek adına bir araya gelerek polisin kurduğu hukuksuz barikatları aşmıştı. İşte her şeyin değiştiği an buydu. Belki de iktidarın asla hesap edemediği o halk uyanışının fitili İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt kampüsünde ateşlendi.
Ana muhalefet partisi CHP gençlerin korkusuz tepkilerinden cesaret bularak Saraçhane’de toplanma çağrısı yaptı. Biz de arkadaşımla soluğu ilk günden Saraçhane’de alanlardan olduk. İmamoğlu için değil, elimizden alınmak istenen demokratik vatandaşlık haklarımızı korumak için oradaydık, tıpkı on binlerce diğer korkusuz insan gibi. Yine de söylemeden geçemeyeceğim; Saraçhane’yi domine eden çoğunluk kesinlikle gençlerdi. Yaşları 16 ila 25 arası değişen, çoğu üniversite öğrencisi olan bu gençler hayatları boyunca AKP iktidarından başkasını görmemiş, yaşanan derin yoksulluk ve ekonomik krizin etkilerini olanca şiddetiyle hisseden ve en önemlisi önlerinde umut vaat eden bir gelecek tahayyülü göremeyen öfkeli gençlerdi. Zaman zaman ülkede yaşanan gelişmelere karşı vurdumduymaz ve apolitik olmakla itham edilen bu yeni jenerasyon tüm ezberleri bozarak Erdoğan rejiminin demokrasiye karşı giriştiği darbe girişimine güçlü ve kararlı bir şekilde dur dedi. İlk günden itibaren her gün Saraçhane’deki kitlesel protestolarda bu gençlerle iç içe bulunan, kendisi de 25 yaşında bir yüksek lisans öğrencisi biri olarak bu gençlerin ortak talebinin özgür bir yaşam olduğunu söyleyebilirim. Bozkurt işareti yapanı da sol yumruğunu havaya kaldıranı da LGBTİ+ bireyi de muhafazakâr kadını da yan yana ve ortak bir tepkiyle oradaydı.
Hükûmetin demokrasi sınırlarını aşan ve hatta demokrasiyi tehdit eden tutumundan rahatsız olan bu kalabalık en temel vatandaşlık haklarını korumak için sokağa çıkmış ve kaybedecek hiçbir şeyi olmadığını düşünen gençlerdi. Tam umutlar tükendi derken tüm yurda bir umut ışığı yaydılar. Sindirilmiş ve korkutulmuş bir toplumda sokakları hareketlendirdiler. Bunu yaparken de şiddetten kaçındılar. İktidar propaganda mekanizmasını devreye sokarak tamamen barışçıl ilerleyen bu gösterileri çeşitli iftiralarla sabote etmeye çalıştı. Polise asit atıldığı iddiası bunlardan biriydi. Ancak tüm Saraçhane buluşmalarında bulunan biri olarak gönül rahatlığıyla söylüyorum ki eylemciler şiddete asla başvurmadı. Aksine, polis hiçbir vandallıkta bulunmayan ve temel anayasal haklarını kullanan bu gençlere sebepsiz yere saldırdı. Çok ağır müdahalelerde bulundu. Gözaltılar yaptı. Gençlerin dinmeyen ancak şiddet de içermeyen öfkeleri iktidarı korkuttu. Bu dirayetli duruşun karşısında yapabilecekleri tek şeyi yaparak meseleyi saptırmak adına camide içki içildi benzeri klasik yalanlara sarıldılar. Ancak meydanların sesi bastırılamadı. Hatta söylemeliyim ki ana muhalefet de gençlerin tepkilerine kayıtsız kalamadı ve çok ses getiren boykot gibi kararlar gençlerin alanlarda yükselen sesleri dikkate alınarak verildi. Gençlik bir anlamda kurumsal muhalefeti sırtladı ve cesaretlendirdi. Saraçhane direnişini özetleyen en temel niteliğin bu olduğunu düşünüyorum. Örneğin eylemlerin ilk günü, Özgür Özel konuşmasını yaparken sık sık “Özgür, halkı sokağa çağır” sloganlarıyla konuşması bölündü. İlk iki gün bu tepkilere net bir cevap vermeyen Özel, üçüncü gün açık bir sokak çağrısı yaparak tüm muhalefet bileşenlerini mücadeleye davet etti. Bunu bizzat sahada gözlemledim. Gençlerin talepleri belki de uzun yıllardır ilk kez dikkate alındı ve siyaset buna göre şekillendi.
Kısacası, Mart 2025 Protestoları Türkiye’de artık kabına sığmayan, geleceği çalınmış gençlerin öfkesidir, haykırışıdır. Muhalefet bu sel gibi akan tepkiyi arkasına alarak cesaret bulmuş, iktidarın antidemokratik hamlesine karşı sert bir direniş sürecine girmiştir. Meydanlar değişim diye haykırırken Erdoğan rejiminin bu çığlığa ne kadar daha kayıtsız kalabileceği ise muammadır. En önemlisi de Türkiye’de yakın zamanda eşi benzeri görülmemiş organize boykot hareketinin iktidar yandaşı sermayeyi ve bizzat iktidarın kendisini paniğe sevk etmeyi başarmış olmasıdır. Tüm bunların nereye varacağını kestirmek güç olsa da kesin olan bir şey var ki 19 Mart bir kırılma noktasıdır. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı aşikârdır. Kazananın, özgür ve demokratik bir Türkiye talebiyle sokakları ve meydanları dolduran ve bu sivil darbe girişimine dur diyen kalabalıklar olması dileğiyle.
Saraçhane Direnişi’ne dayanışmayla,
İçinizden biri; Birhan Kerem Demirci.


Yorum bırakın