Türkiye, 2 Temmuz 2025 günü, uzun süredir beklenen bir adım attı. TBMM’de kabul edilen ve 9 Temmuz’da Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren İklim Kanunu, yalnızca hukuki bir metin değil; Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelesinde, kültürel, ekonomik ve çevresel bir yön değişikliğinin işareti olarak sunuldu. Bu kanun, 2053 net sıfır emisyon hedefi ve yeşil kalkınma vizyonu çerçevesinde hem geleceğin ekonomik yapısını hem de toplumsal değerlerini yeniden tanımlama iddiasını taşıyor.[1]
Neden Şimdi Konuşuyoruz?
Tıpkı bir ülkenin anayasası gibi, İklim Kanunu da kendi zamanının ötesine uzanan bir gelecek tahayyülü ile yazıldı. Ama bu tahayyül, yalnızca doğayı korumayı değil; üretim biçimlerini dönüştürmeyi, kentlerin nefesini değiştirmeyi, toprağın ve suyun dengesini gözetmeyi hedefliyor. Çünkü Türkiye’nin de parçası olduğu Akdeniz havzası, iklim krizinin en sert yüzünü görecek bölgelerden biri. Artık kuraklık, sel, aşırı sıcaklar ve yangınlar yalnızca felaket haberleri değil; kültürümüzü, ekonomimizi ve gündelik hayatımızı yeniden biçimlendiren gerçeklikler.[2] Bu durum, biyoçeşitliliğimizi ve doğal varlıklarımızı tehdit ederken, 2021’de onaylanan Paris Anlaşması ve 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda ülke ekonomisinin enerji üretiminden sanayiye kadar tüm alanlarda köklü bir dönüşüm geçirmesini zorunlu kılıyor. Kırılgan grupları korumak, doğal varlıkları güvence altına almak ve verilen taahhütleri yerine getirmek için güçlü ve kapsamlı bir iklim kanunu artık kaçınılmaz.[3]
Kanunun İçeriğinde Neler Var?
Kanunun omurgasını iki temel eksen oluşturuyor: Sera gazı emisyonlarının azaltılması ve iklim değişikliğine uyum. Bu hedeflere ulaşmak için enerji verimliliğinden yenilenebilir enerji yatırımlarına, karbon yakalama teknolojilerinden su kaynaklarının yönetimine kadar pek çok alanda yasal ve kurumsal çerçeveler oluşturuldu. “Adil geçiş” ilkesi, bu dönüşümün kimseyi geride bırakmaması gerektiğini hatırlatıyor. Kırılgan grupların korunması, yeni yeşil iş alanlarının yaratılması, sosyal adaletin çevresel adaletle birlikte düşünülmesi bu ilkenin özünü oluşturuyor.
Kanunun en çok ses getiren unsurlarından biri, Emisyon Ticaret Sistemi (ETS). Bu sistem, kapsama alınan sektörlerde yıllık sera gazı emisyonlarına bir üst sınır getiriyor; izinler alınıp satılabiliyor, böylece karbonun bir piyasa değeri oluşuyor. Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketi’nin (EPİAŞ) işleteceği bu sistem, AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile uyum sağlayarak Türkiye’nin ihracatçılarının rekabet gücünü korumasını hedefliyor. Resmî açıklamalara göre, bu sayede ton başına 150 avroya çıkabilecek karbon maliyetleri ülke içinde kalacak ve yaklaşık 3 milyar dolarlık bir kaynak, Türkiye’nin yeşil dönüşüm projelerine yönlendirilebilecek.[4]
ETS kapsamında tüm işletmelerin 3 yıl içinde sera gazı emisyon izni alması zorunlu. Bu süre en fazla 2 yıl uzatılabilecek ve sistemin 2030’a kadar tam faaliyete geçmesi planlanıyor. İlk etapta yüksek emisyonlu enerji ve sanayi tesislerine odaklanacak sistemde, tahsisatlar hem ücretsiz hem de açık artırma ile dağıtılacak; güçlü yasal koruma ile piyasada güven sağlarken “kirleten öder” ilkesini zayıflatabileceği eleştirileri yapılıyor. MRV mekanizması ile şeffaf veri akışı sağlanacak, denkleştirme yoluyla karbon kredileri kullanılabilecek; ayrıca ulusal SKDM yetkisi, Türkiye’yi AB’nin karbon vergisine karşı koruyacak stratejik bir araç olarak öne çıkıyor.[5]
Kurumsal Yapılanma
Kanunun merkezinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı İklim Değişikliği Başkanlığı var. Başkanlık, ulusal iklim politikalarını koordine edecek, ETS’yi yönetecek, karbon fiyatlandırma mekanizmalarını düzenleyecek ve yerel iklim planlarını denetleyecek. Her ilde kurulacak İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları, vali başkanlığında toplanacak ve yerel koşullara uygun Yerel İklim Eylem Planları hazırlayacak. Bu planların 31 Aralık 2027’ye kadar tamamlanması gerekiyor.[6] Böylece iklim politikaları, merkezi düzeyin yanı sıra her ilin kendi sosyo-ekonomik ve çevresel koşullarına göre şekillenebilecek.
İklim Kanunu ile kurulan Karbon Piyasası Kurulu, ulusal tahsisat planını onaylamak, ETS’de tahsisat dağılımına ve denkleştirme oranlarına karar vermek gibi kritik görevler üstlenecek; gerektiğinde farklı paydaşları sürece dahil edebilecek. Kanun ayrıca, yeşil dönüşümün topluma yayılması için 2026 sonuna kadar tüm eğitim kademelerinde müfredatın güncellenmesini ve genç nüfusun 2030’a kadar düşük karbonlu ekonomi becerileriyle donatılmasını öngörüyor.[7]
Ekonomi, Enerji ve Yeşil Finansman
Kanun, iklim politikasını ekonominin merkezine yerleştiriyor. Türkiye Yeşil Taksonomisi’nin, çevresel hedeflere katkı sağlayan faaliyetleri tanımlayarak yatırımcıya yol göstermesi planlanıyor. Yenilenebilir enerji projeleri, enerji depolama çözümleri, yeşil hidrojen üretimi gibi alanlar, hibeler, yeşil tahviller ve garanti mekanizmalarıyla desteklenecek. Amaç hem enerji sektöründe hem de sanayide karbon yoğunluğunu azaltırken yeni istihdam alanları yaratmak.
Rüzgâr ve güneş kapasitesinin artırılması, temiz teknolojilerin yaygınlaştırılması, enerji verimliliğinin yükseltilmesi kanunun stratejik öncelikleri arasında. Bu hedefler, teknik dönüşümün yanı sıra enerji sektörüne, bölgesel kalkınmaya ve ekonomik politikalara da yansıyacak.
Kanun, yalnızca sanayi ve enerji sektörlerine odaklanmıyor. Karbon yutak alanlarının korunması, tarımda iklim değişikliğine dirençli ürün desenlerinin teşviki, su bütçesini gözeten üretim planlaması gibi hedefler de metinde yer alıyor. Ormanlar, meralar, sulak alanlar yalnızca ekosistemin değil, kültürün de hafızası olarak korunmak isteniyor. Ancak burada en çok dile getirilen eksiklik, iklim kaynaklı afetlerin yol açtığı ekonomik kayıpların nasıl telafi edileceğine dair somut bir mekanizmanın bulunmaması.
İklim Kanunu, liman işletmelerini Emisyon Ticaret Sistemi kapsamına alarak emisyon raporlama, izin alma ve tahsisat teslimi gibi yükümlülükler getiriyor; uyum sağlamayanlara ağır para cezaları ve faaliyet durdurma yaptırımları öngörüyor. AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile uyum, limanların karbon maliyetleri ve yeşil yatırımların finansmanına ilişkin hem yükümlülükler hem de potansiyel yararlar getirebilir.[8]
İklim Kanunu: İyi Mi, Kötü Mü?
Destekleyenlere göre, İklim Kanunu Türkiye için stratejik bir sıçrama anlamına geliyor. Kanunun, özel sektör için öngörülebilirlik sağladığı, yatırımcıların risklerini azalttığı ve Türkiye’yi yeşil teknolojilerde daha cazip bir pazar haline getireceği düşünülüyor. AB ile ticaret yapan sektörler için SKDM’ye uyumun sağlanması, karbon maliyetlerinin ülke içinde tutulması ve bu kaynağın dönüşüm projelerine aktarılması, önemli kazanımlar olarak görülüyor. Yenilenebilir enerji, yeşil istihdam ve temiz üretim alanlarında açılacak fırsatlar, ekonomik büyüme ile çevresel sürdürülebilirliği bir araya getirebilecek.
Bununla birlikte, eleştiriler de güçlü. En temel eleştiri, bağlayıcı mutlak emisyon azaltım hedeflerinin bulunmaması. 2053 net sıfır vizyonu metinde yer alsa da bu hedefe ulaşmayı sağlayacak ara dönem azaltım hedefleri ve net bir fosil yakıtlardan çıkış takvimi kanunda tanımlanmış değil. Bu eksiklik, iklim politikalarının somut bir yol haritasına kavuşmasını engelliyor.
Eleştiriler arasında, kanunun tarım, orman ve su kaynakları gibi iklim krizinden en çok etkilenen alanlarda yeterince somut ve uygulanabilir düzenlemeler içermediği de yer alıyor. Metinde ekosistem temelli uyum, su odaklı planlama ve iklime dirençli ürün desenleri gibi hedefler bulunsa da bunların sahada nasıl hayata geçirileceğine ve iklime bağlı afetlerin yol açtığı kayıpların nasıl telafi edileceğine dair net mekanizmalar tanımlanmamış durumda.[9]
Katılımcılık ve şeffaflık boyutunda da eleştiriler yoğun. Tasarının hazırlanma sürecinde, bilim insanlarının, ilgili meslek örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının görüşlerine sistematik olarak başvurulmadığı, sürecin kapalı kapılar ardında yürütüldüğü ifade ediliyor. Bu durum, kanunun toplumsal meşruiyetini ve uygulanabilirliğini zayıflatan bir unsur olarak öne çıkıyor. Her ne kadar kanun, İklim Değişikliği Başkanlığı’na geniş yetkiler vererek kurumlar arası koordinasyonu sağlama, standart belirleme ve karbon fiyatlandırma mekanizmalarını düzenleme imkânı tanısa da bu yetkilerin nasıl kullanılacağı ve karar alma süreçlerine farklı paydaşların ne ölçüde dâhil edileceği netleşmiş değil. Karbon Piyasası Kurulu’nun gerektiğinde sivil toplum, meslek örgütleri, üniversiteler ve özel sektör temsilcilerini toplantılara davet edebilmesi olumlu bir kapı aralasa da bu katılımın oy hakkı olmadan gerçekleşecek olması, sürecin gerçek anlamda müzakereci ve kapsayıcı bir zeminde ilerleyip ilerlemeyeceğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor.[10]
Adil geçiş mekanizmaları ise kanunda yalnızca prensip düzeyinde yer alıyor. Kömür gibi fosil sektörlerden çıkış sürecinde etkilenecek işçiler, bölgeler ve kırılgan topluluklar için somut bir destek programı, yeniden eğitim planı veya özel fon tanımlanmamış durumda. Meclis görüşmeleri sırasında ETS gelirlerinin %10’unun adil geçişe ayrılacağına dair bir hüküm eklenmiş olsa da bu fonun nasıl yönetileceği ve hangi faaliyetleri kapsayacağı belirsiz.
Biyoçeşitlilik ve ekosistem koruması açısından da kanun eksik bulunuyor. İklim değişikliğine uyumun temel unsurlarından biri olan korunan alanların artırılması veya ekosistem bazlı hedefler metinde somutlaştırılmamış. Bu, ormanlardan sulak alanlara kadar birçok karbon yutağının geleceği açısından kritik bir boşluk yaratıyor. Ayrıca, hedeflerin izlenmesi ve politika araçlarının değerlendirilmesi için bağımsız bir bilimsel danışma kurulu oluşturulmamış olması, karar süreçlerinin objektif ve veri temelli yürütülmesini zorlaştırıyor.
Kanunun en çok tartışılan yönlerinden biri Emisyon Ticaret Sistemi (ETS). ETS’nin temel mantığı, yüksek emisyonlu sektörlerde bir üst sınır belirleyip izinleri alınıp satılabilir hale getirerek toplam emisyonları kademeli olarak azaltmak. Ancak kanunda bağlayıcı azaltım hedeflerinin bulunmaması, kimlere ücretsiz tahsisat verileceğinin net olmaması ve karbon denkleştirme (offsetting) uygulamasının sınırlandırılmaması, sistemin amacına ulaşmasını güçleştirebilir. Avrupa Birliği örnekleri, güçlü kamu politikalarıyla desteklenmeyen ETS’lerin etkin olamadığını gösteriyor. Bu nedenle bazı uzmanlar, sistemin “kirletme hakkı” yaratarak atmosferi metalaştırabileceği ve iklim adaletini sağlamaktan uzak kalabileceği uyarısında bulunuyor. Kamuoyunda zaman zaman dile getirilen, kanunun “yapay gıdaları teşvik edeceği, tarıma ciddi sınırlamalar getireceği, yeni vergiler yükleyeceği veya suya erişimi yasaklayacağı” iddiaları ise gerçeği yansıtmıyor. Kanunda bu yönde spesifik düzenlemeler yok. Tarım başlığında, ekosistem temelli uyum yaklaşımları, doğa temelli çözümler ve su bütçesini dikkate alan planlama araçları öngörülüyor. ETS de bireyleri değil, şirketleri hedefliyor. Ancak bu alanlarda belirtilen hedefler genel ifadeler düzeyinde kalıyor; somut mekanizma ve uygulama adımlarının ileride çıkarılacak yönetmeliklerle netleşmesi bekleniyor.[11]
22 Temmuz 2025’te CHP, İklim Kanunu’nun da aralarında bulunduğu bazı yasal düzenlemelerin kamu yararına aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuruda, kanunun tüm maddelerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması talep edildi.[12]
Sonuç
İklim Kanunu, yalnızca teknik düzenlemelerden ibaret değil; toplumsal ve ekonomik dönüşümün yönünü belirleyen bir çerçeve niteliği taşıyor.Eğer uygulama süreci şeffaf, kapsayıcı ve güçlü hedeflerle desteklenirse; Türkiye’nin kentleri daha temiz, üretim süreçleri daha verimli, toplumsal değerleri daha çevre odaklı olabilir. İklim Kanunu, sadece çevre mevzuatı değil; gelecek nesillerin dünyaya nasıl bakacağı, doğayı nasıl algılayacağı ve kalkınmayı nasıl tanımlayacağı konusunda bir pusula.
Bugün atılan bu adım, bir başlangıç. Eksikleri tamamlandıkça, katılımcılığı güçlendikçe ve toplumsal sahiplenme arttıkça, kanun kâğıt üzerindeki maddelerden çok daha fazlası olabilir. Belki de ileride, 2025’te çıkarılan İklim Kanunu, Türkiye’nin hem iklim kriziyle hem de kendi kalkınma paradigmasıyla yüzleştiği bir dönüm noktası olarak hatırlanacak. Ve bu hatırlama, yalnızca yasama tarihine değil, kültürel hafızamıza da kazınacak.
Av. Ayşe Özge Erceiş
Panthéon-Assas Üniversitesi Hukuk Bölümü Doktora Adayı
DİPNOTLAR
[1] Türkiye’nin İlk İklim Kanunu: Yeşil Dönüşümde Yeni Bir Çağ, https://yesilbuyume.org/turkiyenin-ilk-iklim-kanunu-yesil-donusumde-yeni-bir-cag/
[2] Çanakkale’de bir yangın daha: Alevler büyüdü, vatandaşlar tahliye edildi, uçuşlar durduruldu!,https://t24.com.tr/haber/canakkale-bir-kez-daha-yangin-tehdidi-altinda,1254767
[3] 10 Soruda Dünyada ve Türkiye’de İklim Kanunu, https://www.greenpeace.org/turkey/blog/10-soruda-dunyada-ve-turkiyede-iklim-kanunu/?gad_source=1&gad_campaignid=22796975989&gbraid=0AAAAA-5DqM_PbxZ7i-IeFNM5J7nPtykBq&gclid=Cj0KCQjwqebEBhD9ARIsAFZMbfzx9CKRsfMBn0SS_LiQC3NgKlX0J1eYyd72Pdm2lUlPipTvsC3TOGgaAnONEALw_wcB
[4] Ak Partili Altunyaldız İklim Kanunu Değerlendirdi, https://www.aa.com.tr/tr/politika/ak-partili-altunyaldiz-iklim-kanununu-degerlendirdi/3640630
[5] Op.cit., not 1
[6] İklim Kanunu ile temiz enerji sektöründe finansal teşviklere erişimin artması bekleniyor, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/iklim-kanunu-ile-temiz-enerji-sektorunde-finansal-tesviklere-erisimin-artmasi-bekleniyor/3626149#
[7] Op.cit., not 1
[8] İklim Kanunu ve Liman İşletmeleri https://www.hukukihaber.net/iklim-kanunu-ve-liman-isletmeleri
[9] İklim Kanunu Tarım İçin Ne Getiriyor, https://www.akasyam.com/amp/iklim-kanunu-tarim-icin-ne-getiriyor-200134/
[10] İklim Kanunu yürürlüğe girdi: Çevre örgütleri düzenlemeyi neden eleştiriyor?, https://www.bbc.com/turkce/articles/cy9x8y09pzvo
[11] Op.cit., not 9
[12] Son Dakika… CHP’den İklim Kanunu’nun iptali için AYM’ye başvuru, https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/son-dakika-chp-den-iklim-kanunu-nun-iptali-icin-aym-ye-basvuru-2420339


Yorum bırakın