Doğu Türkistan Meselesi ve Çin’in Katliamlarının Meşruiyet Dayanakları

aq alwasti qara alwasti

goya zülmet qara tün basti

anıler yene sözdın adaşti

atılar yene sözdın adaşti

qeni kök-böre, kök-böre”

Hatice Nur İçen
Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler yüksek lisans öğrencisidir.

Bundan yaklaşık yetmiş üç yıl önce Çin’in kuzeybatısında yer alan Doğu Türkistan bölgesi, Çin Komünist Partisi’nin kuruluşuyla birlikte işgal edildi. Yani, Çin İç Savaşı’nda komünistlerin milliyetçilere karşı kazandığı zaferin tarihi, aynı zamanda Çin Komünist Partisi’nin kuruluş yıldönümü ve Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği’ne göre işgalin başlangıç tarihi 1 Ekim 1949[1].

Max Weber’e göre, iktidarın meşruiyetini sağlamak ve devam ettirmek için maddi kaynaklardan ziyade inanç gibi manevi ve sürdürülebilir kaynaklara ihtiyacı vardır[2]. İktidarı elinde bulunduran Çin Komünist Partisi, Çin İç Savaşı’ndan sonra etnik, dinî ve siyasi olarak bütünleşik bir Çin yaratma amacıyla siyasi güç kaynaklarından olan para, zaman ve bilgi gibi araçları bu gücün tatbiki amacıyla kullanmıştır. İktidarın meşruiyetini oluşturma ve sürdürme amacıyla bu kaynakları Max Weber’in işaret ettiği inancı inşa etmek için kullanması, Doğu Türkistan’ın özerk ve/ya bağımsız bir bölge olmasıyla çelişmektedir. Nitekim, bu çelişkiyi Doğu Türkistan’ın işgaliyle Doğu Türkistanlı Türklerin eğitim ve medenileştirme adı altında asimilasyon ve soykırıma uğratılması yöntemleriyle gidermeye çalışan bir iktidar partisinden bahsetmek durumundayız. Çin Komünist Partisi, tek parti rejimiyle beraber yasama ve yürütme organlarının tek bir çatı altında toplanmasının ardından Mao Zedong’un reformlarına dayanan politikalarını tekmil etmek amacıyla “Tek Çin” siyasetini gütmeye başladı. Buna göre, uluslararası ilişkiler disiplininin de temeli olan mütekabiliyet esasına dayanarak Çin Halk Cumhuriyeti’nin muhatap ülke tarafından yegane meşru muhatap olarak tanınmasının gerekliliğini iddia etti. Böylelikle, egemenlik hakkını elinde bulunduran aktör olarak Çin Halk Cumhuriyeti, ülke sınırlarının içinde kabul ettiği Doğu Türkistan, Tibet ve İç Moğol gibi coğrafi bölgelerden kendini mesul tutup burada bulunan toplumların Tek Çin’in aykırı birer unsuru olması hasebiyle terbiye edilmesi gerektiğini iddia edebilirdi.

1949’daki Komünist Devrim sonrası Halk Özgürlük Ordusu’nun Doğu Türkistan’ı işgal etme girişimi, 1955’te Doğu Türkistanlı halkın mağlubiyetini ilan etmesinin ardından askeri anlamda son bulunca bölge adı Xingjiang (Sincan/Yeni Bölge) Uygur Özerk Bölgesi olarak değiştirildi[3]. Bölge, 1955 yılında on üç grubun müşterek hakimiyetiyle yönetilen özerk bir bölge ilan edildiği halde, Doğu Türkistan Türklerinin ve diğer etnik grupların kendilerini yönetme ve temsil yetkilerinin bulunmadığı, ayrıca önemli bütün pozisyonların Han Çinli kimselere tahsis edildiği vakidir[4]. Bütün bu ‘siyasi yetkiler bazında işlevsiz kılmanın’ yanı sıra, Doğu Türkistanlı Türklerin etnisite, din, dil, kültür, eğitim gibi alanlarda da “kültürel eğitim” adı altında baskı ve işkenceye maruz kaldıkları ifade edilmelidir.

Çin’in bu eylemlerindeki meşruiyet dayanaklarının en önemlisi, Kültür Devrimi’yle beraber gelen kültür farklılıklarına karşı aşırı tahammülsüzlük politikası neticesinde farklı kültürel arka plana sahip toplulukların Kızıl Muhafızlar tarafından “mürtecilik” mertebesinden “asrî” mertebeye yükseltilmesi gerektiğidir. Kültür Devrimi’ndeki bu kültürel farklılığın, farklılık veya zenginlikten ziyade kapitalizmin insan üzerindeki tahribatının bir sonucu, dolayısıyla modern “eğitim”le giderilmesi gereken bir durum olarak algılandığını söyleyebiliriz.  Mao Zedong’un 1957’de partide yaptığı konuşmada ifade ettiği gibi, halk arasındaki çelişkiler ikna ve eğitim yoluyla çözülmelidir[5]. Mao’nun halktan kastettiğiyse entelektüelleri, eskiden burjuva olanları, köylüleri ve sosyalist rejim inşasını destekleyen herkesi kapsamaktadır. Sosyalist rejim inşası, Mao’ya ve Çin Komünist Partisi’ne göre diyalektik materyalizmin gerektirdiği en makul erektir. Bu ereğe ulaşılması için de bütün halkın -Mao Zedong da dahil- sürekli olarak öğrenmesi, kendini eğitmesi (indoctrination değil self-education), Marksist ideolojiyi özümsemesi gerekir. Halkın ideolojiyi benimsemede yetersiz kaldığı noktalarda ise Marksizm’in Leninist yorumunda olduğu gibi proletaryanın öncüsü olarak Çin Komünist Partisi devreye girer[6].

Doğu Türkistanlı Türklerin hâlâ Çin Komünist Partisi’nin istediği “eğitilmişlik” seviyesinde olmayışının iki temel sebebi, millet olma bilincini canlı tutan dil ve inanç unsurlarıdır. Yürüttükleri sözüm ona eğitim programında, Mandarin dilinin aslî Türkçenin hakir olduğu propagandasıyla Doğu Türkistanlı Türkleri Mandarin dilini öğrenmeye mecbur bırakma politikası toplama kamplarında da devam etmektedir[7]. Doğu Türkistanlı Türklerin, Türk dünyasıyla bağını canlı tutan, tarihini ve kültürünü yok olmaktan koruyan dillerinin ellerinden alınması ve kullandıkları Arap alfabesinin yasaklanması inanç özgürlüklerine de yapılan bir saldırıdır. Bugün Doğu Türkistan’da camilerin tavuk kümeslerine çevrilmesi, selamlama pratiklerine dahi müdahale edilmesi, ibadetlerin yasaklanması ve dinî herhangi bir sembolün taşınmasının engellenmesi sadece İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ndeki, kişinin inanç özgürlüğüyle değil, aynı zamanda Çin Anayasası’yla da çelişmektedir[8]. Çin Komünist Partisi’nin, ibadetlerin ifası gibi dinî pratiklerin icra edilmesini yasaklamasındaki en temel savı, 11 Eylül saldırılarından sonra kullanışlı hale gelen radikal İslamcı silahlı örgütlerle Doğu Türkistanlı Türklerin bağı olabileceği ve bu durumun ülke bütünlüğünü tehdit etme ihtimali olmuştur. Doğu Türkistan’daki Türklerin bireysel ibadetlerinde dahi “kamu güvenliğini tehdit eden suçlara ilişkin kanuna” atıfta bulunulması, terör, yasal/yasadışı dinî faaliyet gibi ucu açık ifadelerle bu kişilerin terörist olarak tanımlanıp cezaya çarptırılması ve bu kanunsuzluğun ülkenin iç meselesi olarak kabul edilip hesap verilmesi gerekmeyen bir uygulama olduğunun ifade edilmesi, Tek Çin oluşturma yönündeki gayretlerinin önündeki herhangi bir engeli bütün uluslararası anlaşmalara rağmen bertaraf edeceklerini gösterir.[9]

Doğu Türkistan’da bir köyde duvara yazılan “Kılsan da namazı beş vakit, Allah vermez sana etli ekmek” sloganı[10]

Bir rapora göre, aile planlaması adı altında doğum kontrol cihazının yerleştirilmesi, kısırlaştırma için iğne ve ilaçların kullanılması, kadınların hapishanede tecavüze uğraması, Türk kadınların Çinli erkeklerle zorla evlendirilmesi[11], doğum oranında keskin düşüşün gözlemlenmesi Birleşmiş Milletler’in fiziki soykırım kriterini karşılamaktadır ve sistematik bir etnik temizlik faaliyeti olarak değerlendirilmelidir[12].

Doğu Türkistan, Çin için sadece Tek Çin olma yolundaki engel değil, aynı zamanda Çin’in Batı ülkeleriyle karayolu ticaretindeki sınır bölgesidir. Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde yükselen Çin’in özellikle 2013’te ilan ettiği Kuşak-Yol İnisiyatifi’nden sonra[13], birçok Batı ülkesinin Doğu Türkistan politikasını eleştirmeye başlamasının altında yatan sebep ise artık bir egemenlik tehdidi haline gelen projenin bu ülkeler üzerindeki siyasi ve iktisadi anlamda menfi tesirleridir. 2013’ten bu yana Doğu Türkistan’da yapılan soykırıma verilen tepkilerin üst düzey yetkililer tarafından dile getirilmesine rağmen yaptırım gücünün fazla olmamasının sebebi ise, bu tepkilerin, Çin’le hakimiyet savaşını iktisadi alanda sürdüren ülkelerin güncel meselelerle beraber, değişmesi muhtemel dış politikalarının istikrarlı olmamasıdır.

            Yukarıda da bahsedildiği üzere, Çin, Doğu Türkistan’daki politikalarını, “eğitim” yoluyla Tek Çin idealine ulaşma yönünde ülkenin iç meselesi gibi yansıtırken, uluslararası anlaşmalar gereğince bu uygulamaların bir ideoloji tatbiki değil bir topluluğun ırk, din gibi aidiyetleri dolayısıyla sistematik bir kırımından başka bir şey olmadığını görmekteyiz. Doğu Türkistan’da yapılan soykırımın şiddeti Çin’in artan ticaret potansiyeliyle denizaşırı ülkelerdeki söz sahibi pozisyonundan bağımsız olarak da ele alınıp Çin’e yönelik yaptırımların artması için soykırımın “soykırım” olarak tanınması gereklidir. Bu durum, uygulanacak ambargonun kapsamının genişliği ve niteliğine bağlı olarak da azalan siyasi ve iktisadi etkisiyle beraber Çin’in, Doğu Türkistan’daki soykırıma bir son vermesi üzerinde yapılacak müzakere ihtimalini artıracaktır.

Uygur Özerk Bölgesi’ndeki kampların uydudan tespit edilen haritası[14].

[1] Çin işgalinin 72.yılında Doğu Türkistanlar protesto etti, https://udtsb.org/tr_tr/cin-isgalinin-72-yilinda-dogu-turkistanlar-protesto-etti/, erişim tarihi: 21.11.2021.

[2] Max Weber, Toplumsal ve Ekonomik Örgütlenme Kuramı, İmge Kitabevi Yayınları, 1995, s. 312.

[3] Abdugheni Sabit, “Doğu Türkistan tarihinin özeti ve Çin işgali”, https://www.mepanews.com/dogu-turkistan-tarihinin-ozeti-ve-cin-isgali-8917h.htm, erişim tarihi 22.11.2021.

[4] Gardner Bovingdon, Heteronomy and Its Discontents: “Minzu Regional Autonomy” in Xinjiang. içinde Morris Rossabi (Ed.), Governing China’s Multiethnic Frontiers (pp. 117–154), University of Washington Press, 2004, s. 117.

[5] On The Correct Handling Of Contradictions Among The People, Selected Works of Mao Tse-tung, 1957, https://www.marxists.org/reference/archive/mao/selected-works/volume-5/mswv5_58.htm, erişim tarihi: 22.11.2021

[6] Lenin, Parti’yi proletaryanın öncüsü olarak konumlandırdı. Öncü Partiyi (vanguard party) sosyalist mantaliteyi edinirken ve sınıf çıkarlarının nerede yattığını anlamaya çalışırken proletaryaya liderlik ve akıl hocalığı edecek bir merkezi parti olarak tasarladı. Maoculukta da ÇKP, tek parti rejiminin yegane temsilcisi olarak Kültür Devrimi’ni tamamlamak üzere tasarlanmıştı. Tanım ve ayrıntılı bilgi için bkz. https://www.britannica.com/topic/vanguard-of-the-proletariat ve The Leninist Concept of the Revolutionary Vanguard Party, https://www.marxists.org/history/etol/newspape/socialistvoice/partyPR46.html, erişim tarihi: 22.11.2021.

[7] China: “Like We Were Enemies in a War”: China’s Mass Internment, Torture, and Persecution of Muslims in Xinjiang, Amnesty International, 2021, erişim tarihi: 22.11.2021 https://www.amnesty.org/en/documents/asa17/4137/2021/en/, s. 80.

[8] China: “Like We Were Enemies in a War”: China’s Mass Internment, Torture, and Persecution of Muslims in Xinjiang, Amnesty International, 2021, erişim tarihi: 22.11.2021 https://www.amnesty.org/en/documents/asa17/4137/2021/en/, s. 26.

[9] Michael Clarke, Widening the Net: China’s anti-terror laws and human rights in the Xinjiang Uyghur Autonomous Region, International Journal of Human Rights, 14(4), 2010, s. 542-558, s. 548.

[10] Doğu Türkistan Raporu Kültürel Asimilasyon ve Etnik Soykırım, Uygur Akademisi, s. 36, https://www.akademiye.org/ug/wp-content/uploads/2020/10/Dogu-Turkistan-Raporu-Uygur-Akademisi.pdf, erişim tarihi 23.11.2021.

[11] Çin’in Doğu Türkistan’da Kadınlara Yönelik Uyguladığı İnsan Hakları İhlalleri, Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği, 2021, s. 13.

[12] Adrian Zenz, Sterilizations, IUDs, and Mandatory Birth Control: The CCP’s Campaign to Suppress Uyghur Birthrates in Xinjiang, The Jamestown Foundation, 2020, s. 24.

[13] Konuralp Ercilasun, Korona Salgını Öncesinde ve Sonrasında Pekin Diyor ki, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, 2020, s. 19.

[14] The Xinjiang Data Project, ASPI’s International Cyber Policy Centre, erişim tarihi 22.11.2021: https://xjdp.aspi.org.au/map/.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s