Ölüme Giden Şair: Ali Ruhi

Orçun Aydoğdu
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Araştırma Görevlisi

Ali Ruhi, 1270 (1853/1854) yılında Bağdat’ta dünyaya gelmiştir. Köklü bir aileye mensuptur. Dedesi Darbaz Ağa, babası Veys Paşa’dır. Ağabeyi ise Namık Kemal’in Kıbrıs’ta kalebentken rahat bir hayat sürmesini sağlayan Zeynelabidin Reşid’dir. Görülüyor ki Ali Ruhi’nin ailesi hem siyasette hem de edebiyatta oldukça etkindir. Gerek dedesi Darbaz Ağa gerekse de babası Veys Paşa Kıbrıs’ta mutasarrıflık görevinde bulunmuştur.

Ahmet Rasim’in anlattığına göre Ali Ruhi, sohbeti hoş ama hırçın biridir. Her an birine sinirlenebilecek hâldedir. Ruhi’nin yanağındaki çıbandan dolayı, yanağının bir kısmında sakal çıkmamakta ve yanağı çukur kalmaktadır. (Ahmet Rasim, 1980: 99) Bunu bilen edebiyatçılar da müellifi eleştirmek istediğinde, şairin fizikî kusurlarını göz önüne getirmeyi tercih etmişlerdir.

Ali Ruhi’nin hayatı hakkında etraflıca bir malumat söz konusu değildir. Devlet Arşivi’nde yer alan birkaç bilgi, şairin hayatını aydınlatmak için yeterli değildir. Onun biyografisi hakkındaki en ayrıntılı kaynak, ağabeyi Zeynelabidin Reşid’in İbnülemin Mahmud Kemal İnal’a Son Asır Türk Şairleri’ne koyulmak üzere gönderdiği mektuptur. Oradaki bilgilere göre Ali Ruhi, 1876 Sırp İsyanı’nda gönüllü olarak bulunmuştur. Bunun sonucunda da nişan aldığı bilinmektedir. İstanbul’a döndüğünde bir süre belediyede çalışır. Ardından farklı memuriyetlerde bulunur ama tabiatı gereği Ali Ruhi, bir işi uzun süre sürdürememektedir. Oradan oraya atlamayı sever. Şairin böyle bir tavır sergilemesinde şairliğin de etkisi olsa gerekir.

Kaynak: İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri.

Memuriyetten ayrılıp herhangi bir işle meşgul olmayan Ali Ruhi, Mekke’ye gitmeye karar verir. Bununla amacı kalan ömrünü ibadet ile geçirmek ve Kâbe’ye yakın olmaktır. Buradan şairin tasavvufî bir yönünün olduğu da söylenebilir. Şairin Lemeat isimli divançesine bakıldığında, tasavvufî etki açık bir şekilde görülmektedir. Babası Veys Paşa, Ali Ruhi’nin davranış biçimini oldukça iyi bir şekilde anlamıştır. Çünkü şair Mekke’ye giderken babasından izin ister ve babası da ona “tersem ne-resî be-Kâbe…” ile başlayan Farsça bir beyit söyler. (İnal, 1969: 1504) “Kâbe’ye ulaşamayacaksın” manasına gelen bu ifadeler doğru çıkar ve Ali Ruhi’nin Mekke’ye gitmesiyle dönmesi bir olur. Ali Ruhi’nin Mekke macerası Lemeat’ta yer alan birkaç mısra ile sınırlı kalmıştır. Halil Paşazade Mahmud Paşa için yazdığı kasidede yer alan şu beyit müellifin Mekke’ye gidiş nedenini göstermektedir:

İki yıl akdemi gittim idi Beytullah’a

Ederek fikrimi tahsîl-i kemâla mahsûr

Mekke’ye gidişinden iki yıl sonra yazdığı anlaşılan bu beyitte Ali Ruhi, gitme amacını gayet açık bir şekilde ortaya koymuştur. Onun için mühim olan manevî yönünü geliştirmektir. Bunun yolu da Mekke’den, Kâbe’den geçmektedir. Lakin Mekke macerası kısa sürer ve Ali Ruhi tekrardan İstanbul’a döner.

İstanbul’a dönen Ali Ruhi, Mekke’de bulamadığı huzuru İstanbul’un tarikat âleminde bulmaya çalışır ve kısa sürede pek çok tarikata girer. Bu tarikatlar içinde Hurufilik de vardır. Divançesinde sevgilinin vasıflarını anlatırken Fazlullah’a telmihte bulunması bu bakımdan mühimdir. (Rûhiyâ gördün okur cânâ cemâlin mushafın/ Anladım kim mazhar-ı esrar-ı Fazlullah imiş) Anlaşılıyor ki Ali Ruhi’nin içine girdiği tarikat âlemi, müellifin şiirini beslemiştir. Ayrıca bu âlem sayesinde Farsça ve Arapça bilgisinin de arttığı söylenebilir.

Ali Ruhi’nin hayatındaki önemli kişilerden birisi babası Veys Paşa’dır. Onun ölümü müellifi derinden sarsmıştır. Veys Paşa Kayseri’de mutasarrıfken kimi kaynaklara göre adliye binasının kimi kaynaklara göre de hükümet konağının yıkılmasıyla üzerine düşen bir molozdan dolayı vefat eder. Lemeat’taki kasidelerde şairin ruh durumu açık bir şekilde görülmektedir. Babasının ölmesiyle kendisinin yalnız kaldığını düşünen müellif, acımasız dünyada tek başına kalmasından dolayı sitem etmektedir. II. Abdülhamid için kaleme aldığı kasidede yer alan şu beyitler Ali Ruhi’nin hâlini anlatmaktadır:

Mutasarrıf iken üç yıl oluyor Kayseri’de

Üstüne ev yıkılıp oldu yolunda kurbân

Şimdi ben rûh-ı mücerred gibi tenhâ kaldım

Oldu eczâ-yı ten-i baht ü ümidim rîzân

Karamsar bir ruh hâline bürünen Ali Ruhi, her türlü kötülüğün kendi başına geldiğini düşünmektedir. Dünyada beklentilerini karşılayamadığını ve yalnız kaldığını düşünen şair, yaşadığı buhrandan kurtulmak için uzaklara gitmeye karar verir. Sıradaki durağı Japonya’dır.

Babasının ölümü Ali Ruhi’yi derinden etkiler ve içkiye olan bağlılığı artar. Bunun sonucu olarak rint meşrep bir kişiyle karşılaşılır. İçkiye ağırlık veren, arkadaşlarıyla meyhanede eğlenen ve hayatın gerçeklerini kale almayan bir Ali Ruhi söz konusudur. Recaizade Mahmud Ekrem’in Abdülhak Hamit Tarhan’a gönderdiği bir mektupta yer alan “bir rind-i sagar-keş-i laubali” ifadesi şairin geldiği durumu gözler önüne sermektedir. Böyle bedbin bir hâlde bulunan Ali Ruhi için II. Abdülhamid’in Japonya’ya göndermek istediği gemi tam bir umut kapısı olur. Müellifin tanınmasını sağlayan en önemli olay da bu yolculuk olacaktır.

Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa (Kaynak: İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi)

II. Abdülhamid, Japonya’ya iade-i ziyarette bulunacak bir gemi göndermeye karar verir. Bu konuda oldukça titiz davranmaktadır. Çünkü bu gemi hem Japonya’ya Osmanlı Devleti’nin gücünü gösterecek hem de geminin geçtiği yerlerdeki Türk ve Müslümanların Osmanlı’ya olan bağlılığını güçlendirecektir. Devrin Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa, seyahat için Ertuğrul Firkateyni’nin uygun olduğunu belirtir. Lakin gemi böyle bir seyahat için uygun değildir. Sözünden geri adım atmak istemeyen Bahriye Nazırı, geminin sağlamlığını gösterebilmek için gemi kaptanı olarak damadı Osman Paşa’yı görevlendirir. Gemide bir de şair yer almıştır. Bu şair ise Ali Ruhi’dir. Babasının vefatından dolayı kötü günler geçiren şair, Japonya seyahatini adeta bir kurtuluş olarak görerek seyahate katılmak için başvurur. (DMA, ŞUB.228/2-A) Başvurusu kabul edilen Ali Ruhi, geminin seyahat notlarını tutmakla görevlendirilir.

14 Temmuz 1889’da Ertuğrul Firkateyni İstanbul’dan yola çıkar. 4 Kasım 1889 tarihine kadar Ali Ruhi’nin gemide olduğu kayıtlarla sabittir. Devlet Arşivi’nde Veys Paşa’nın Kıbrıs’taki vakfı ve mallarıyla ilgili yer alan bir belgede, Paşa’nın çocuklarının durumunun sorgulanmasından ve yazıya verilen cevapta Ali Ruhi’nin Ertuğrul Firkateyni ile Japonya yolunda olduğunun bildirilmesinden şairin gemide olduğu anlaşılmaktadır. (BOA, HR.TH/92-75) Lakin bu tarihten sonrası Ali Ruhi için muğlaktır. Kimilerine göre şair hastalanmış ve geminin 15 Kasım 1889’da Singapur’a ulaşmasına müteakip tedavi için hastaneye bırakılarak orada vefat etmiş kimilerine göreyse de 16 Eylül 1890’da batan Ertuğrul Firkateyni’nde boğularak ölmüştür. Şair gerek Singapur’da gerekse de geminin batmasıyla vefat etmiş olsun bir mezarı söz konusu değildir. Ayrıca 1889 yahut 1890’da henüz 35 veya 37 gibi genç bir yaşta ölmüştür. Yaşadığı buhranlı hayat, acıklı bir ölüm ile sona ermiştir. Divançesinde yer alan “geç” ve “dahi” redifli gazellerin matla beyitleri şairin adeta ölümünü önceden gördüğünü göstermektedir:

Metâ-ı dehr-i fâni nâ-sezâdır ehl-i tecrîde

Ölürsen de şehîd-i aşk olup kefenden geç

Cân yandı nâr-ı aşkına yansın beden dahi

Âteş-perest-i aşka gerekmez kefen dahi

Kefeni dahi bulunmayan Ali Ruhi’nin günümüze kadar gelmesini sağlayan yegâne eseri Lemeat’tır. Süreli yayınlarda yer alan manzumelerinin bir kısmını topladığı bu divançe, şairin unutulma korkusundan dolayı ortaya çıkmıştır. Bir Tezkiretü’ş-şuara yazmayı düşünmesine rağmen, uğraştığı işte sürekliliği sağlayamamasından dolayı eserini tamamlayamaz.

Sonuç olarak eserlerinden ziyade acıklı hayatıyla tanınan Ali Ruhi, Türk edebiyatının arka planda kalmış önemli isimlerinden biridir. Manzumelerinde geleneği devam ettirmesine rağmen yazdığı beyitlerdeki ahenk başarısı ve az sözle çok şey anlatabilmesinden dolayı tanınması gereken bir şahsiyettir.

KAYNAKLAR

Ahmed Rasim (1980). Muharrir, Şair, Edip. Haz: Kâzım Yetiş. İstanbul: Tercüman Yayınları

Ali Ruhi (1302). Lemeat. İstanbul: Mihran Matbaası

Aydoğdu O. (2021). “Zeynelabidin Reşid ve Ali Ruhi’nin Hayatı, Sanatı, Eserleri (Veys Paşazadeler)” (Yüksek Lisans). Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Deniz Müzesi Arşivi, Devlet Arşivleri, Osmanlı Arşivi.

Enginün İ. (1995). Abdülhak Hâmid’in Mektupları. İstanbul: Dergâh Yayınları.

İnal İMK. (1969). Son Asır Türk Şairleri. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s