Taze Bir Öğretmenin İzlenimleri

Hilâl Ahenk Aki

T.C. MEB’de öğretmen.

Okuyacağınız yazı bana pedagoji alanında ışık olan merhum Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’a ithaf edilmiştir…

“Çocukları pek severim. Hayatta her insanın bir zaafı, bir iptilası vardır. Benim tek büyük zaafım da -Niçin itiraf etmemeli…- çocuk sevgisidir! Ve bu aşk yüzünden ışık çevresinde dönen pervane misali öğretmenlik mesleğine tutulup kalışım bundandır.” cümleleriyle başlamış Halide Nusret Zorlutuna, Benim Küçük Dostlarım eserine. Bu cümleleri ilk okuduğumda sadece üç haftalık bir sınıf öğretmeniydim, çok etkilenmiştim. Kendimle bir mukayeseye girişmiş bir şekilde “benim de bu hayattaki zaaflarımdan biri neden çocuklar olmasın ki” dedim. Tabii bu kuru kuruya kendime verdiğim bir söz olmayacaktı, bunun için merak duygumu hep canlı tutacaktım. Öğretmenlik mesleği bana göre başta merak duygusunu diri tutmakla alâkalı bir durumdur; öğrencinin durumunu merak edersin; sınıfta veya okulda bir durum olur, öğretmen olarak onu merak edersin; idarenin ve velinin durumunu merak edersin; eğitim hakkında bir şey görürsün, duyarsın, izlersin veya okursun, bunun sendeki ve öğrencinin üzerindeki etkisini merak edersin… Bu böyle devam eder. Etkisini görmek ve anlamak ancak farklı deneyimler yaşayarak ortaya konulabilir. Farklı deneyimler dememin elbette özel bir sebebi var çünkü şu an okumakta olduğunuz yazıda kendi öğretmenlik deneyimlerimi paylaştım.

Başöğretmen M. Kemal ATATÜRK, kara tahta başında Yeni Türk Alfabesi’ni tanıtırken. (20 Eylül 1928)

2018 yılının Haziran ayında Uludağ Üniversitesi’nden sınıf öğretmeni olarak mezun oldum. Üniversite birinci sınıftan beri hayalim olan akademisyenlik mesleğine Eylül ayında bazı şartları taşıyamadığım için biraz ara verdim. Bunun yerine ailemin bana öğretmenliğin çok yakışacağını, içimde bir yerlerde tabiri caizse patlamaya hazır öğrenme ve öğretme aşkı olduğunu sürekli dile getirmeleri benim bu alana kaymama vesile oldu. 2018 yılının Ekim ayında Millî Eğitim Bakanlığı’nın ücretli öğretmenlik uygulamasına başvurumu yaptım ve beklemeye başladım. Bilmeyenler için belirtmek isterim, kişi buradan ücretli öğretmenlik için tercih edeceği ili ve ilçeyi seçip onay verir, kişinin seçtiği ilçe veya ilçelerdeki bir okulda öğretmen ihtiyacı olduğu an o kişi telefonla aranır ve okulda bir an önce göreve başlaması için çağrılır. Ben de tercihimi yaşadığım il olan Bursa’nın Osmangazi ilçesinden kullanmıştım. 12 Kasım günü Osmangazi Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından arandım, bir ilkokulda öğretmen ihtiyacının olduğu ve hemen gelip işlemlerin yapılması söylendi. Ertesi gün hemen işe başladım. Burada hoş bir not düşmek isterim: biz öğretmenler hiçbir zaman işe gidiyorum demeyiz aslında, okula gidiyoruz deriz. 13 Kasım tarihinde okula geldim, sınıfa girdim, sudan çıkmış balık gibiydim, heyecandan bacaklarım tir tir titriyor, kalbim güm güm atıyordu. Üniversitede gittiğimiz stajlara hiç mi hiç benzemiyordu bir sınıfa sahip olmak. Öğrencilerim gözlerimin ta içine bakıyorlardı, yirmi altı çift göz meraklı şekilde bana bakıyordu. Lisans eğitimimde gördüğüm bilgileri alanda yani sınıf ortamında uygulamak, üzerine yeni bilgiler koymak ve bunların önce kendim üzerinde ardından öğrenciler üzerinde etkilerini görmek şüphesiz en keyif aldığım durum oldu. Yeni bilgileri farklı seminerlere, eğitimlere, konferanslara giderek, üniversitedeki bazı hocalarımla temasa geçerek, kitap ve makaleler okuyarak ve en önemlisi öğretmenler odasında benden kat kat deneyimli öğretmen arkadaşlarımla sohbet ederek edinmeye çalıştım ve bugün dahi çalışıyorum doğrusu. O güzel çocuklarla beraber dört ay geçirdik. Mesleğimin başında o güzel çocuklarla karşılıklı olarak nice güzel duygular ve deneyimler yaşadık. KPSS’ye (Kamu Personeli Seçme Sınavı) girip atanmayı kafama koyduğum günlerde tarih, Ocak 2019’u gösteriyordu. KPSS’ye çalışmaya başladım, ilk kez girdiğim bu sınavda atamayı 0,16 puan ile kaçırdım, fakat pes etmedim. 2020 KPSS ile güzel bir yere atanacağım diyordum o günlerde kendi kendime.

Hani yazının başında merak duygumu dinç tutacağıma dair kendime bir söz verdiğimi yazmıştım ya bu merak duygum o sıralar yurtdışında yabancılara Türkçe öğretmeye kadar gitti. Böyle bir düşünce nereden aklıma geldi inanın hatırlamıyorum ama ikinci öğretmenlik deneyimimin buna benzer bir şey olacağını o günlerde kimse tahmin edemezdi. KPSS çalışmak için yaklaşık on ay ara verdiğim ücretli öğretmenliğe tekrar başvurdum fakat bu sefer tercih ettiğim ilçe Yıldırım idi. Yıldırım ilçesinde okulların durumu Osmangazi ilçesine göre biraz daha alt seviye denilebilir ama ben öğrendiklerimi sınıf ortamında uygulama aşkıyla yanıp tutuşurken her yere giderim düşüncesindeydim. 24 Ekim 2019 günü Yıldırım Millî Eğitim Müdürlüğü’nden arandım ve bir ilkokulda MEB’in PICTES (Suriyeli Çocukların Türk Eğitim Sistemine Entegrasyonunun Desteklenmesi Projesi) projesi kapsamında Suriyeli öğrencilere Türkçe öğretecek öğretmene ihtiyaçları olduğu söylendi. Ben de hiç düşünmeden gidip imzamı attım. Ertesi gün daha önce hiç deneyimlemediğim ama bana büyük katkılar sağlayacağını düşündüğüm görevime başladım. On bir öğrencim vardı, sınıfımız sınıftan çok küçük bir odayı andırıyordu. Sonraları okulun güvenlik görevlisinden öğrendiğim kadarıyla, orası eskiden mutfak olarak kullanılıyormuş, MEB’in Suriyeli öğrencilerle ilgili böyle bir projesi yürürlüğe girince ve haliyle okulda başka bir alan olmadığı için mutfağı sınıfa çevirmişler. Derslerimiz normal okul saatinden farklıydı, biz sınıfça bir saat önceden derse başlardık; bu sebeple okul müdürü, okulun anahtarını bana vermişti. Her sabah altıda kalkar, bir saat yol gider, yedide okulun kapısını açar heyecanla, merakla ve mutlulukla öğrencilerimin gelmesini beklerdim. O yıl yaz saati uygulaması kalktığı için sabahın kör karanlığında okulun kapısını açardım. Sağ olsun güvenlik görevlisi de o saatte benimle gelirdi, hatta ondan daha önce geldiğim de oldu. Öğrencilerim çok az Türkçe bildikleri için onlara birinci sınıf düzeyinde okuma ve yazma dersi yaptım başlarda, onların anlama ve algılama yetileri geliştikçe günlük dilde kullandığımız kalıpları öğretmeye başladım. Haftada bir saat resim, bir saat müzik ve dört saat beden eğitimi ve oyun dersimiz vardı. Resim dersinde de el becerilerini elimden geldiğince geliştirmeye çalıştım, çeşitli çalışmaları beraber yaptıkça çok mutlu ve onore oldular. Müzik dersinde ise bazen Türkçe bazen Arapça şarkılar açıp dans ettik. Bana karşı sevgilerini göstermekte hiç çekinmediler, ben de aynı şekilde onlara karşı hep hoşgörülü ve sabırlı oldum. Birinci dönem sonunda kutlama için küçük bir parti dahi yaptık sınıfta. Benim onlara öğrettiklerimin yanında ben de onlardan çok şey öğrendim. Birinci dönemin sonunda Türkçe Seviye Tespit Sınavı’na girdiler, hepsi sınavı başarıyla geçip kendi okumuş oldukları üçüncü sınıflarına geri döndüler. Hoş bir anı olarak hafızamda ve kalbimde yerini aldı…

2020 yılında korona pandemisi başlamadan evvel, Ocak ayında KPSS çalışmalarıma tekrar geri döndüm. Mart ayında Cumhurbaşkanı’nın KPSS’yi Eylül ayına ertelediğini öğrendiğimde çalışmalarıma hız verdim ve yoğun bir kampa girdim diyebilirim. Sınav 20 Eylül’deydi ve ben Eylül ayında ücretli öğretmenliğe tekrar başvurdum. 18 Eylül günü Yıldırım Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından arandım ve ücretli öğretmene ihtiyaçları olduğu söylendi. Bu teklifi de hiç düşünmeden kabul ettim. 20 Eylül günü KPSS’ye girdim, ertesi gün işbaşı yaptım. Tabi o zamanlar eğitim çevrimiçi olarak Zoom üzerinden yapılıyordu. Bu deneyimin de bana birçok şeyler katacağını düşünerek yola çıktım. Söylemeden geçmeyeyim, KPSS Ekim’in 22’sinde açıklandı ve ben yetmiş dokuz puan alarak alanımda 1816. olmuştum. Öğrencilerim dördüncü sınıftılar, 2021’nin Haziran ayında mezun oldular, ben ise meslek hayatımda ilk defa mezun öğrenci verdim. O yaz MEB, Telafide Ben de Varım isimli bir çalışmanın başlayacağını duyurdu. Eğitim bilimleri konusunda kitaptan öğrendiklerimizin bir yere kadar bize katkı sağlayacağı, önemli olan saha yani sınıfta/okulda bulunmanın önemini orada da fark etmiş olacağım ki bu telafi eğitimine hemen ismimi yazdırdım. Müdür beyden masal anlatıcılığı kursunu talep ettim fakat ben atandığımda benim işime daha çok yarayacağına inandığı okuma ve yazma kursunu bana verdi. İnanır mısınız, bu okuma ve yazma kursu gerçekten de gelecekte benim işime yaradı. Temmuz’un başında bu kursa üniversiteden ilk okuma ve yazma dersini veren hocam ziyarete geldi, öğrencilerime masallar okudu, onlarla kovalamaca oynadı, onlarla sohbet etti. 5 Temmuz’da başladığımız okuma ve yazma kursunu 27 Ağustos’ta tamamladık. Okuldaki müdür yardımcım beni çok sevmiş ve takdir etmiş olacak ki kimi görse “Hilâl hocayı Siirt’e göndereceğim, orada öğretmenlik yapacak” diyordu ve öyle de oldu. Atama zamanında kırk tercih hakkımın yirmi ikisini Siirt’teki ilkokullardan kullandım. Sağ olsun bana çok yardımcı oldu, bugün dahi desteğini sürekli arkamda hissettiğim bir insan kendisi.

Sonunda gerçek öğretmenliğe adımımı atacak bir şekilde 3 Eylül 2021 tarihinde Siirt’in Pervari ilçesindeki merkez ilkokul olan Mustafa Kemal İlkokulu’na atandım. İçimde gerçek bir sevinç ve merakla atandığım yere doğru yola çıktım. Güzel bir tarih olan 9 Eylül’de göreve başladım, öğrencilerim ikinci sınıftı. Bu öğrencilerimin de gözlerindeki ışıltıyı ve sevgiyi her gün içimde hissederek okulumun yolunu tuttum ve tutuyorum. Okuma ve yazmanın önemine inandığım için ilk olarak onların okuma durumlarını tespit ettim. Sırayla yanıma çağırarak gösterdiğim bir metni okumalarını istedim. Sonunda yirmi öğrencimden sekizinin okuma ve yazma konusunda desteğe ihtiyaçları olduğunu fark ettim. Başta okul müdürümüzden ve ardından bu sekiz öğrencimin velilerinden izin alarak her Salı günü okuldan sonra bir saat kalarak öğrencilerime okuma ve yazma kursu yapmaya başladım. Sonra bir akşam kafede oturduktan sonra giderken orada bir kitaplığın olduğunu gördüm. Kitapları karıştırırken bir kitap ilgimi çekti, ismi Pervari’den Süzülen Öyküler idi. İçinde geçmiş yıllarda ortaokulda okuyan bazı öğrencilerin yazmış oldukları şiir ve öyküleri mevcuttu. Kitabın içeriğine baktığımda bu kitabın bir proje kapsamında yazıldığı ve projeyi yönetenlerden birinin de o sıralar Pervari İlçe Millî Eğitim şube müdürü olduğunu gördüm. Tesadüf o ki, şube müdürümüz o an kafede oturmuş arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Ben de elimde kitapla hemen onun yanına gittim ve kendisiyle tanıştım. Yapmış oldukları kitap projesinin nasıl gerçekleştiğini sordum ve ben de öğrencilerimle böyle bir proje yapmayı düşündüğümü ve eğitim yazılarının olduğu bir kitapta iki yazımın olduğunu söyledim. Beni daha iyi tanımak istediğini belirterek bana birtakım sorular sordu. İkinci sınıf okuttuğumu öğrendiğinde, okuma ve yazma konusunda sıkıntı yaşayan öğrencilerin olup olmadığı, eğer varsa nasıl bir strateji yürüttüğümü sordu. Ben de böyle öğrencilerimin olduğunu ve onlara her Salı günü okuldan sonra bir saat kurs yaptığımı belirttim. Bu kursu gönüllü bir şekilde yaptığımı öğrendiğinde bu kursu Halk Eğitim Merkezi üzerinden açabileceğimi, emeğimin karşılığını almam gerektiğini belirtti. Güzel bir sohbetin ardından oradan ayrıldım, eve yürürken içim içime sığmıyordu. Ertesi gün bu konuyu okul müdürümüzle konuştum, o da Halk Eğitim Merkezi ile iletişime geçti. Kursa 27 Kasım günü başladığımız kursumuzu Cumartesi ve Pazar günü ikişer saat yaparak 15 Ocak günü bitirdik. Bu kurs devam ederken MEB’in üçüncü ve dördüncü sınıfta okuma ve yazma ve matematik konusunda desteğe ihtiyacı olan öğrencilere yönelik İYEP (İlkokullarda Yetiştirme Programı) adındaki kursuna da başladım. Bu kursu daha önce yapmamış biri olarak bu deneyimin de bana çok şey katacağına inanarak yola çıktım. Yedi öğrencim vardı, sınıfta masaları birleştirip akran öğrenmesini de ön planda tutarak kursumuzu tamamladık.

Benim kendi öğrencilerime dönecek olursak; öğrencilerimin okulun başlarında akran zorbalığı, çevrelerindeki eşyalara zarar verme, eşyaları birbirleriyle paylaş(a)mama, dersi dikkatli bir şekilde dinleyememe, derse odaklanamama gibi iyi olmayan huyları vardı. Bu süreçte gerek okul idaresinin gerek velilerin desteği ve gerekse benim ailemin de bana karşı verdiği motive, öğrencilerimle beraber nasıl bir yol izlemem konusunda bana bir yol haritası çizdirdi. Öğrencilerimle daha fazla iletişime geçerek, örneğin Rehberlik saatimizde onlarla konuşarak, dertlerini, isteklerini dinleyerek önemli bir yol katettik. Öğrendiğim yeni bilgileri onlarla paylaşarak hem kendimin hem de onların merak duygularını canlı tuttum, sınıf kitaplığımıza değişik değişik ve güzel kitaplarla dergiler alarak onların okuma sevgilerinin gelişmesini sağladım ki bu bence onlara yaptığım en güzel yatırım idi. Çünkü, bir gün Serbest Etkinlik dersimizde E. ve N. isimli öğrencilerimi sınıf arkadaşlarını halıda toplamış, onlara kitap okurken görmüştüm ve çok duygulanmıştım. Bu asla unutamayacağım bir anı olarak bende kaldı. Başka güzel bir anı ise, eşyalarını ve sınıfın oyuncaklarını paylaşma ve onlara zarar vermeme konusunda birbirlerini uyarmaları idi. Güzel öğrencilerim bu yıl üçüncü sınıfa devam edecekler, hissediyorum ki onlar biraz daha büyümüş, akıllanmış ve sevecen olacaklar. Bitirirken şüphesiz ki biz öğretmenlerin o çocuklara bir şeyler öğrettiklerimizden çok onlardan da öğreneceğimiz nice güzel şeyler olacaktır. İtalyan Rönesans ressam, heykeltıraş, mimar ve şair Michelangelo’nun seksen yedi yaşında söylediği çok değerli bir sözü var: “Hâlâ öğreniyorum.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s