Emir Gürsu
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tarih Bölümü’nde yüksek lisans öğrencisidir.
Bu makalede, 1535 tarihli Tunus seferinin, V. Karl’ın nazarında hangi etkenler sayesinde Osmanlılar ile diğer karşılaşmalar içinde ayrıcalıklı bir konuma yerleştiğini irdeleyeceğiz. Yazımı, “Habsburg sarayının, Tunus’un fethi için hem askerî hem de sanatsal bir hazırlık yapmasının arkasında yatan saikler nelerdir?” sorusu üzerine inşa edeceğim. Bu sorunun cevabını, seferin zafere dönüşmesinin simgesi haline gelmiş halılar üzerinden vermeye çabalayacağım. Çalışmayı, Tunus seferinin özetiyle başlatıp V. Karl’ın, seferin hatırasını ölümsüzleştirme gayretinin ürünü olan on iki halının içeriğinden bahsettikten sonra, zaferin ve halıların ayrıcalıklı önemi ile kaynaklarıma değinerek sonlandıracağım. Makalenin, halıları dokuyan zanaatkârlarla akdedilen sözleşme ve yazışmalar sayesinde[1] zorlama yorumların kıskacında kalmaktan veya niyet okumasından öteye gidememekten kurtulacağı zannındayım. Ayrıca bu yazı; sanat, ebat ve malzeme bakımından halılar ve resimleri tahlil etme değil; nesneleri, zihniyet tarihinin malzemesi haline getirme amacını taşımaktadır.
Barbaros Hayreddin Paşa, Kanuni Süleyman İran seferinde iken, 1534’te donanmasıyla Tunus’a geldi. V. Karl, İspanya ve İtalya’yı tehdit eden bu donanmayı imha kastıyla, 16 Haziran 1535’te Halku’l-vâd’a (Goletta) ulaştı. Muhtelif sebepler dolayısıyla Osmanlılar 8 Ağustos’ta Tunus kalesini Karl’ın askerlerine teslim etti.[2] Zinkeisen, Avrupa kaynaklarına dayanarak Tunus seferini böyle tasvir ediyor. Bu savaşın Osmanlı tarafını temsil eden Barbaros’un Gazâvatname’sinde ise daha teferruatlı ve süslü ifadelerle dolu bir tasvire rastlıyoruz. Gazâvatname, birincil kaynaklar arasında bulunduğu için çağdaş olmayan Zinkeisen’a nazaran daha ilginç ayrıntılar sunabiliyor. Mesela bu eserde, Hayreddin Paşa Cezayir’e gidecekken rüzgârın Osmanlı donanmasını Tunus’a savurduğu, ancak her ne kadar ilk hedef olan Cezayir menzilinden böyle tesadüfen çıkılsa da Barbaros’a göre Tunus’un, Melik Hasan’ın zulmü yüzünden fethi zorunlu bir bölge haline geldiği yazıyor. Bu kurgu, Osmanlıların iç ve dış meseleleri ele alırken sık başvurdukları “adalet dağıtma ve zulümle savaş” söylemlerinin bir tekrarından ibarettir. Gazâvat’ta ayrıca, Hayreddin Paşa’nın sadece Karl’ın donanmasıyla değil; Papa, Portekiz, İspanya ve Almanların desteğiyle de mücadele ettiğini okuyoruz.

Tunus zaferini simgeleyen halılar hakkında geniş yayınlardan birine dair başarılı bir tanıtım yazısı kaleme alan Veldman, Karl’ın “mülkünü geri almaya” geldiğini düşünmektedir. Ona göre, Mulay Han’ın Karl’ın safında bulunması ve Hristiyanların Barbaros’a karşı ayaklanmaları dengeleri değiştirdi ve nihayet Osmanlılar mukavemete dayanamayarak geri çekildi.[3] Şimdi Karl’ın “mülkünü geri alma” gayesiyle uğrunda tüm imkânlarını seferber ettiği Tunus zaferinin, Habsburg başarıları arasındaki ayrıcalıklı konumunu aydınlatan önemli göstergelerden biri olan on iki halıya temas etmek suretiyle, seferin katmanlı yapısını yukarıdaki özetten daha büyük bir bağlama oturtmaya çalışacağım.
V. Karl Tunus’a yalnızca askerlerini göndermedi. Bir maiyet ressamı olarak Jan Vermeyen de Tunus seferinin hatırasını ölümsüzleştirmek üzere sefere katıldı. Ressam, 1546-1550 yılları arasında çizdiği Tunus’un Fethi resimleriyle, müteakip yıllarda zaferin “parlak” remizleri arasına girecek devasa halıların dokunmasına ilham verdi.[4] Vermeyen’in karakalem ve suluboya resimleri, 5 metre genişliğinde, 7 ila 12 metre uzunluğunda o iki halıya işlendi. İkisi kaybolan halılar, bugün Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde saklanıyor. Halılarda görselliğin propaganda gücünün yanı sıra, Latince ve İspanyolca mısralarla gözü ve zihni doyuran bir ikna edicilik yaratma amacı sezilmektedir. Hem imparatorluk hem de İspanya topraklarını öne çıkarma çabası, Latince ve İspanyolcanın manzum birleşimiyle belirginleşmektedir. Elinde pusula ve üzerinde mealen şu dizeler bulunan bir tablet tutan Vermeyen de halı üzerinde dikkat çekmektedir: “olaylar aynen yansıtıldı; ülkeden ve sefer hazırlıklarından haberdar olasınız diye tasvirler özünü doğadan almıştır.” Halılara dokunan resimler aracılığıyla Karl’ın değil, seferin bir bütün olarak merkeze alınması ve herhangi bir yazılı eserden daha akılda kalıcı ve teferruatlı olma hedefi büyük oranda gerçekleşmiştir.[5] Öyle ki bu “ulvî” hedefi temin eden halıların dokunmasına öncülük eden Vermeyen için, maaşlı savaş ressamlığı memuriyeti dahi ihdas edildi.[6]
Aşağıda, zikredilen halıların başlık ve içerik betimlemelerinin dökümünü sunarak Tunus’un zaptının övünç aletlerine dönüşen bu külliyatın, âdeta “film şeridi” canlılığıyla askerî hazırlıkları nasıl ölümsüzleştirdiğini açıklığa kavuşturmak istiyorum:
1. İmparator, Birliklerini Barselona’da Topluyor: V. Charles, atının üzerinde askerlerini merkezde toplarken tasvir edilmiştir.
2. Kartaca Burnu Açıklarına İniş: Amiral Andrea Doria’nın sancak gemisi, Karl’ın bulunduğu kıyıya yol alıyor.
3. Kartaca Burnu’ndaki İlk Çarpışmalar: İmparatorluk birlikleri, önce Barbaros’un askerleri tarafından savunulan La Goletta kalesine saldırdı.
4. La Goletta Kuşatması: Barbaros, yaklaşık 5000 Osmanlı ve Mağribî askeriyle, La Goletta’da mevzi almıştı. Sayıca az olmasına rağmen, 14 imparatorluk birliği kaleyi üç hafta boyunca kuşattıktan sonra 14 Temmuz’da ele geçirmeyi başardı.
5. Yem (fodder) Arayışı: Tunus Gölü ve La Goletta Kalesi manzarası barizdir. Su kemeri kalıntılarının arkasındaki bir ormanda, at yemi toplamak için yaptıkları bir keşif gezisinden dönen Marchese d’Alarcon ve adamları, atlı düşman askerlerinin saldırısına uğradı. Ancak imparatorluk süvarileri ve piyadeleri onların yardımına koşuyor. İmparator V. Charles’ın kendisi, atlı mızraklarının solundaki atının üzerinde tasvir ediliyor. Bu kez, en görünür manzarada cesurca çarpışan Osmanlılar bulunmaktadır.
6. La Goletta’nın Zaptı: Küçük bir İspanyol birliğinin elinde tuttuğu Kartaca Burnu’ndaki bir kule, üstün bir güç tarafından saldırıya uğradıktan sonra İmparator, 14 Temmuz’da La Goletta’ya saldırmaya karar verdi. Kaleye yönelen imparatorluk gemileri ve kadırgalar belirgin bir görünüm arz eder. İmparator ve Mulay Hassan, savaşı gemilerin birinden izlemektedir.
7. Tunus Yolunda Meydan Muharebesi: Barbaros’un kaçan birliklerini takip eden imparatorluk ordusu, kavurucu yaz sıcağına göğüs gerdi ve hem araziyi hem de kuyuların yerini bilen Mulay Hassan kılavuzluğunda Tunus’a doğru yürüdü. Tunus’tan yaklaşık üç kilometre uzaktaki bir kuyu, Barbaros’un imparatorluk ordusuna saldırmasıyla başlayan belirleyici savaşın merkeziydi. İmparator, birliklerini akıllıca konuşlandırdı ve düşmanı bozguna uğrattı. Jan Cornelisz Vermeyen, tüm seferin tek meydan muharebesini dikkatlice tasvir ediyor: sağdaki imparatorluk ordusu, Barbaros’un karşısında ve hilal sancağı altında yarım daire şeklinde düzenlenmiş birliklerine doğru ilerliyor.
8. Tunus’un Ele Geçirilmesi ve Yağmalanması: Jan Cornelisz Vermeyen, savaş alanlarını tasvir ederken topografik doğruluğa özellikle dikkat etti. Şehir, rakipsiz bir şekilde[7] ele geçirilmesinin ardından talan edildi. Sakinlerinin mallarına el konuldu ve birçoğu köle olarak satıldı. Vermeyen, bu resme kendisini bir “savaş muhabiri” olarak dahil ederek gerçeğe bağlılığını vurguluyor. Kendisini, eskiz defterini tutarak küçük bir tepede dururken tasvir ediyor.
9. Ordu Tunus’tan Ayrılıyor; Rada’daki Kampa Giren İmparatorluk Birlikleri: Tunus’ta sekiz gün geçirdikten sonra İmparator Rada’ya dönme emrini verdi. Orta sahanın ortasında ata binerken gösterilirken birkaç Mağribi merhamet dilemek için önünde diz çöküyor. İmparator miles christianus’a, çarmıha gerilmiş İsa’yı betimleyen bir sancağı taşıyan süvari müfrezesi eşlik ediyor. Tüm geri çekilme bir zafer yürüyüşü gibi düzenlenmiştir. Bagaj treni ganimeti içerir.
10. Goletta’dan Ayrılış: Bakışlarımız kaleye ve ilk gemilerin yelken açmaya başladığı Kartaca Burnu açıklarında demirlemiş imparatorluk filosuna kayıyor. Ön tarafta ordunun yakında ayrılışı için çeşitli hazırlıklar görülüyor: ölüleri siperlere gömmek, topları ve gülleleri toplayıp gemilere yüklemek. Resmin merkezinde İmparator V. Charles, Mulay Hassan ile müzakere ediyor. Bir siperde oturan Vermeyen, zamanını biraz daha eskiz yaparak geçiriyor.[8]
Çıkarımlar
Makalenin son bölümünü, “Habsburg sarayının, Tunus’un fethi için hem askerî hem de sanatsal bir hazırlık yapmasının arkasında yatan saikler nelerdir?” sorusunu maddeler hâlinde cevaplandırma maksadıyla hazırladım. Başka bir yazımda da belirttiğim üzere, on altıncı yüzyılda evrensel hakimiyet davası güden hükümdarlar, dinî saiklerle savaştıklarını vurgulamayı ihmal etmemişlerdi.[9] Bu bölümde, V. Karl’ın hangi dinî ve siyasî dürtülerle Tunus hamlesine kalkıştığını, halılar aracılığıyla hükümdarlığın ruhânî yönünü nasıl öne çıkardığını açıklamaya çabalayacağım.
Sanatkârların himayesi, evrensel bir tahakkümün gerçekleşmesi için şevki diri tutan ve üstünlüğün en yakına dahi gösterilmesi anlayışının bir tezahürü olan icraat arasındadır. Sanatçılar, hükümdarlar tarafından ısmarlanan görkemli eserler vücuda getirerek onların faaliyetlerini ölümsüzleştirirler. Bu eserler hem hükümdarın öldükten sonra anılmasını sağlar hem de yapıldığı dönemde onun âmâline hizmet eder. Açık ve seçik deyişle hükümdar, en yakınındaki saray çevresine bu eserler yoluyla temas ettiği için meşruiyetini onlara bu şekilde kanıtlamayı diler. Yazımız özelinde halıların oturduğu bu âmâle hizmet zeminine, siyasî araç olarak kullanılan her sanat eseri oturtulabilir. Aşağıda maddeler altında sunacağımız Tunus zaferine hayatî önem bahşeden etkenler, Karl’ın halılar yoluyla çevresini neye inandırmayı ve ölümünden sonra nasıl anılmayı arzu ettiğini gösterir niteliktedir.
Veldman, Hendrik Horn’a atıfla, Tunus seferini gerekli kılan çok çarpıcı bir etkenden, “haçlı ruhundan” bahseder. Horn, V. Karl’ın, 8500 pound gibi hatırı sayılır bir meblağı, görsel sanatların hâmisi olmadığı halde Tunus halılarına yatırmasını, bu seferin “ilk haçlı seferi” olması münasebetiyle açıklar. Karl, sanatçıları himaye etmekle tanınmadığı halde, hayli yüksek bir parayı Tunus zaferini ölümsüzleştirmek üzere gözden çıkarmaktan kaçınmamıştır. Bu cömert yatırım, delice para saçmaktan son derece uzak, eserin istisnailiğini doğrulayan bir düşüncenin ürünüdür. İmparator, Osmanlıları Tunus’tan eli boş döndürmeyi alelade bir askeri başarı saymıyor, mücadelesini “kâfire karşı haçlı seferi” olarak algılıyordu.[10] Öyle ki, halılar da “haçlı ruhunu” boydan boya aksettiriyor, imparator “kâfirlerin kırbacı” özelliğiyle betimleniyordu.[11] Bununla birlikte, 9. halıda göze çarpan miles christianus, yani Hristiyanlığın eri (İslâmî karşılığı “Seyfullah” olabilir) ifadesi, hem ilk haçlılar hem de Aziz Paulus’un mektubuna dek uzanan bir geçmişin izini taşır.[12]
Elbette halılar, Karl’ın Tunus’a yüklediği anlamı çözmenin tek aracı kabul edilemez. Bu yüzden, imparatorun aklında “haçlı kimliği” ve bununla bağlantılı olarak “şövalyelik” tasavvurunun perçinlendiği zamanlara göz atmak, Tunus zaferine giden sürecin düşünsel yapısını anlamaya yarar sağlayacaktır. Karl, Burgondiya sarayında geçirdiği çocukluk yıllarında, Orta Çağ’ın ülkü ve kadim davranış şekillerinin meczi sayılan şövalyelik kavramıyla yakınlık kurmuştu. Üstelik bu yakınlık, çocuksu bir hayranlığın fevkine çıkmış, Karl, Olivier de Marche’nin Le Chevalier Délibéré adlı eserini 1540’ta çevirterek merakını ileri yaşında arttırarak korumuştur.[13] Karl’ın şövalyelik ile çocukluğuna dayanan ünsiyeti, imparatorluğu elde ettikten sonra güdeceği siyasete yön vermiş olabilir. Ancak onun “kâfirle savaş”ı görev haline getirdiğinin daha somut bir delili vardır. İmparatorun Tunus seferi arifesinde, Habsburg saray tarihçisi Giovio, Hristiyanları Müslümanlara karşı savaşmanın gereğine ikna etme amacıyla Commentario başlıklı kitabını yazmıştır.[14] Tunus seferini “haçlı kimliğiyle” izah etmek mantıklı olmakla beraber, söz konusu bağdaştırmanın doğurduğu iki meseleyi göz ardı etmek mümkün değildir. Meseleleri “haçlı seferi tanımı” başlığı altında toplayabiliriz. Buradan hareketle ilk olarak Habsburgların, Müslüman askerlerle ittifaka rağmen, Tunus’taki savaşı nasıl haçlı seferi kabul edebildiği meselesini; ardından Karl ve çevresinin, Osmanlılara karşı düzenlenen çoğu seferin “haçlı ruhu” taşıdığı halde, Tunus’taki muharebeyi sırf haçlı seferi olarak nitelemekle onu nasıl müstesna bir mevkiye oturtabildiğini kısaca ele alalım.
V. Karl’ın hem Müslüman olan Mulay Han’la iş birliği yapıp hem Tunus seferini “haçlı seferi” sayması çelişki oluşturmuyor mu? Von Ledebur, asıl gayesi Osmanlılara üstünlük kurmak olan imparatorun, Müslümanla, Müslümanın yardımını alarak savaşmanın kılıfını, Hristiyanları “zulümden kurtarma” bahanesiyle bulduğunu iddia etmektedir. Tarihçiye göre, Barbaros’un esir ettiği 20.000 Hristiyan, seferin kaçınılmaz hale gelmesinde kıvılcım vazifesi gördü. İmparator, dindaşlarını “düşmanın” elinden kurtarmak uğrunda, zaruret halinde mübah sayılan “kafirle ittifak silahına” başvurdu.[15] Haçlı seferi tanımına zıt düşüyormuş gibi görünen “dinsizle iş birliği”, Tunus zaferi öncesinde böyle meşrulaştırılmak istenmiştir.
Şimdi, Osmanlılarla savaşın haçlı seferine dönüşmediği durumların istisna teşkil ettiği halde, Tunus’ta “haçlı kimliğiyle” hareket edilerek zaferi ayrıcalıklı bir konuma yerleştirmenin tersliği meselesini tetkik edelim. Seferin hazırlık süreci, meselenin aydınlanmasını sağlayabilecek bir ipucu içeriyor. Şöyle ki, Hristiyanların ekseriyetle papanın davetiyle “küfrü temizlemeye” giriştikleri bilinmektedir. Fakat 1535 tarihli Tunus muharebesi, Karl’ın talimatıyla diğer Hristiyanların katıldığı bir hareketti. Dolayısıyla İmparator en dindar, en hakiki koruyucu vasıflarını üzerinde toplama maksadıyla Tunus yolunda papanın ruhaniyetinden pay almaya çalışmıştır. Daha veciz bir ifadeyle “papaya rağmen haçlı seferi” sayabileceğimiz söz konusu girişim, evrensel hakimiyet yarışında birkaç Hristiyan rakibi bulunan Karl’ın kendisini var etme gayretinin neticesidir.[16] O halde Karl’ın, Osmanlılara karşı haçlı seferi düzenlemeyi âdet haline getirmiş Avrupa ordularının Tunus’ta niçin farklı bir iş yaptığını görmek istemesini, “en büyük Hristiyan” mesabesine ulaşma yolculuğuyla açıklayabiliriz.
Şövalyelik ve “haçlı ruhu” bölümünden sonra, Tunus’a atfedilen ayrıcalıklı önemin altında yatan diğer saikten, Reconquista’dan bahsedebiliriz. Sylvia Houghteling, Tunus Zaferi Halıları’na dair derinlikli araştırmasında, söz konusu nesnelerin malzeme ve üreticilerine yakından bakmak suretiyle Tunus seferine başka bir boyut kazandırmıştır. Onun makalesi, tarihçilikte görsel malzemenin yazılı kaynaklardan daha konuşkan olabileceğini ortaya koyması bakımından da son derece ibret vericidir. Houghteling, halıların dokunduktan sonra boyandığı boyaların cinsini tespit ederek İmparatorun zihninde yatan niyetleri gün yüzüne çıkarmayı hedeflemiştir. Tarihçinin nazarında V. Karl, halıları, “emperyal İspanya”yı inşa etme ve “Yeniden Fetih”i yineleme hedeflerinin kıymetini aşılama aracı olarak kullanıyordu.
Halıların imal edildiği Granada ipliği, sırf değerli bir malzeme değil, halılar vasıtasıyla çizilmek istenen siyasî resmin ana unsuruydu. Granada ipliğiyle dokunan bu eserler, Habsburgların Kuzey Afrika hülyalarına ışık tutuyordu.[17] V. Karl’ın halıları ürettirmek üzere seçtiği Granada tüccarı ve o toprağın mahsulü olan iplik, imparatorun “işgal edilmiş” Tunus’u, tekrar “Hristiyan diyarı” haline getirme düşünün mücessem delilidir. Bu düşün, Karl’ın haleflerine de miras kaldığı anlaşılmaktadır. Öyle ki 1630’larda, IV. Philippe on iki halıyı, 718’de Kuzey İspanya’nın Müslüman ordusundan kurtarılışını işleyen resimlerin arasına yerleştirdi.[18]
Makalemde, Tunus seferini Osmanlılar ile “bir başka karşılaşma” tavsifine değer kılan etkenleri, Habsburgların hummalı askerî ve sanatsal faaliyetlerinin birleşimi olan Tunus Zaferi Halıları’nda aradım. Araştırmam sonucunda verebileceğim hüküm şu ki, Tunus halıları, evvela Habsburgların Osmanlılarla savaşın “farz” olduğuna inanması ve bu inançla savaşma şevkini diri tutmasının yanı sıra, “haçlı ruhu”nun, “imparatorluk İspanyası”nın ve “Yeniden Fetih”in hatırasının ölümsüzleşmesini temin etmiştir.
Kaynaklar
Atçıl, Zahit. “İtalyanca Osmanlı Kronikleri ve Osmanlı Tarihi Kaynakları” Osmanlı’da İlm-i Tarih Sempozyumu’nda sunulan bildiri, İSAM Konferans Salonu, İstanbul, Aralık 16-17, 2022.
Barbaros Hayreddin Paşa Gazavâtnamesi ve Zeyli. Haz. Abdullah Gündoğdu, Hüseyin Güngör Şahin ve Dilek Altun. İstanbul: Panama Yayıncılık, 2019.
Emecen, Feridun. Kanuni Sultan Süleyman ve Zamanı. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınevi, 2022.
Gürsu, Emir, “16. Yüzyılda Dünya Hakimiyetinin Meşruiyet Kaynağı Olarak Din ve Propaganda.” Journal of Turkish Studies 56 (2021): s. 143-151.
Houghteling, Sylvia. “Tapestry as Tainted Medium: Charles V’s Conquest of Tunis.” Contamination and Purity in Early Modern Art and Architecture. Haz. Lauren Jacobi ve Daniel M. Zolli. Amsterdam Üniversitesi Yayınları, 2021.
Kiss, Tamás, “Instead of attacking the Turks…:The 1535 War of Tunis in Habsburg Imperial Propaganda.” Medium Aevum Quotidianum 68(2014): s. 66-88.
Kunst Historisches Museum Wien. “Past Exhibitions.” https://www.khm.at/en/visit/exhibitions/2015/emperor-charles-v-captures-tunis/ (erişim 21.01.2023)
Veldman, İlja M., “Jan Cornelisz Vermeyen, Painter of Charles V and His Conquest of Tunis: Paintings, Etchings, Drawings, Cartoons and Tapestries by Hendrik J. Horn.” Simiolus Netherlands Quarterly for the History of Art 1-2(1992): s. 96-102.
von Ledebur, Katja Schmitz, “Emperor Charles V Captures Tunıs: a Unique Set of Tapestry Cartoons.” Studia Bruxellae 11(2019): 387-404.
Wikipedia. “Miles Christianus.” https://en.wikipedia.org/wiki/Miles_Christianus (erişim 06.01.2023)
Zinkeisen, Johann Wilhelm. Osmanlı İmparatorluğu Tarihi II. Çev. Nilüfer Epçeli. İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2011.
[1] Katja Schmitz von Ledebur, “Emperor Charles V Captures Tunıs: a Unique Set of Tapestry Cartoons,” Studia Bruxellae 11(2019): 389.
[2] Johann Wilhelm Zinkeisen, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi II, çev. Nilüfer Epçeli (İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2011), s. 543-545.
[3] İlja M. Veldman, “Jan Cornelisz Vermeyen, Painter of Charles V and His Conquest of Tunis: Paintings, Etchings, Drawings, Cartoons and Tapestries by Hendrik J. Horn,” Simiolus Netherlands Quarterly for the History of Art 1-2(1992): s. 97-98; Barbaros Hayreddin Paşa Gazavâtnamesi ve Zeyli, haz. Abdullah Gündoğdu, Hüseyin Güngör Şahin ve Dilek Altun (İstanbul: Panama Yayıncılık, 2019), s. 50-52.
[4] Veldman, “Vermeyen,” s. 97.
[5] Veldman, “Vermeyen,” s. 98.
[6] Von Ledebur, “Tunis,” s. 388.
[7] “Rakipsiz ele geçirme” ifadesini bir gönderme olarak değerlendiriyorum. Tunus seferinde Habsburglar, Kanunî’nin Viyana Kuşatması ve Alaman seferinde imparatorluk ordusunu karşısında bulamadığı için alaya almasına mukabele etmektedirler. 1532’de Güns Kalesi’nin ele geçirilişinden sonra, Kanunî, V.Karl’ın kardeşi Ferdinand’ın elçilerine, imparatoru kastederek “uzun zamandır üzerime yürüme niyetinden bahsediyor, cesareti varsa muharebe edelim” mealinde bir cevap vermişti. Bkz. Feridun Emecen, Kanuni Sultan Süleyman ve Zamanı (Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınevi, 2022) s. 202-203; Zinkeisen, Osmanlı, s. 520.
[8] Von Ledebur, “Tunis,” s. 403-404.
[9] Emir Gürsu “16. Yüzyılda Dünya Hakimiyetinin Meşruiyet Kaynağı Olarak Din ve Propaganda,” Journal of Turkish Studies 56 (2021): s. 147-149.
[10] Veldman, “Vermeyen,” s. 98.
[11] Sylvia Houghteling, “Tapestry as Tainted Medium: Charles V’s Conquest of Tunis,” Contamination and Purity in Early Modern Art and Architecture, haz. Lauren Jacobi ve Daniel M. Zolli (Amsterdam Üniversitesi Yayınları, 2021), s. 184.
[12] Wikipedia, “Miles Christianus,” https://en.wikipedia.org/wiki/Miles_Christianus (erişim 06.01.2023);Von Ledebur, “Tunis,” s. 404.
[13] Tamás Kiss, “Instead of attacking the Turks…: The 1535 War of Tunis in Habsburg Imperial Propaganda,” Medium Aevum Quotidianum 68 (2014): s. 72, 88.
[14] Zahit Atçıl, “İtalyanca Osmanlı Kronikleri ve Osmanlı Tarihi Kaynakları” (Osmanlı’da İlm-i Tarih Sempozyumu’nda sunulan bildiri, İSAM Konferans Salonu, İstanbul, Aralık 16-17, 2022).
[15] Von Ledebur, “Tunis,” s. 388.
[16] V. Karl’ın Tunus hamlesinin, hangi yolla “kendine mahsus bir haçlı seferi” mahiyeti kazanabildiğini anlamamı sağlayan hocam Tuğba İsmailoğlu Kacır’a teşekkür ederim.
[17] Houghteling, “Tunis,” s. 185, 191.
[18] Houghteling, “Tunis” s. 190.

Yorum bırakın