Destansı Kadın Kahramanlar: Reşad Ekrem Koçu’nun Erkek Kızlar’ı

Zeynep Hazal Sevinç
Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü yüksek lisans mezunudur.

“Sultan Mahmud acı bir tebessüm ile içini çekti, istediği kadar celalli bir padişah olsun, insanların içindeki şeytanî nefsin hiçbir şeyden korkusu yoktu, halk denilen esrarengiz kitlenin içinde kulaklarının asla duyamayacağı ve gözlerinin hiç göremeyeceği kim bilir ne garip ve acayip şeyler oluyordu” (Koçu 56). Bu düşünceler Erkek Kızlar’ın bir öyküsünde Sultan Mahmud’un zihninden geçer. Erkek Kızlar tam da kulakların asla duyamayacağı, gözlerin hiç göremeyeceği türden acayip vakaları okura anlatır. Sultan Mahmud’un zihninden geçenlerden ziyade yazıya şu alıntıyla başlasam ne olurdu? Sıradan, apaçık bir girişten evla ve çarpıcı olurdu sanırım:

Ferhad Ağa Üsküdardan Tophaneye geçinceye kadar Zehir Ali için işitilmemiş, görülmemiş bir idam şekli düşündü. Tophanede Zehir Alinin evvelâ ayak, bacak, diz kemikleri kırıldı, belden aşağısı kanlı bir et külçesi haline geldi. Sonra yarı ölü bir halde yağlı paçavralara sardılar ve bir havan topunun ağzına gülle gibi tıkadılar, ve topun fitiline ateş verdiler.

Bu mel’unu deryâ ve toprak kabul etmez!..

…diyen Ferhad Ağa, Zehir Aliyi bin parça olarak havaya savurdu (Koçu, 97).

Bu satırlar ise eserin son sayfasında geçer. Erkek Kızlar’ın son öyküsünün kapanışıdır bu infaz. İdamlar, baskınlar, avretler, köçekler, civelekler, deliler, korkusuzlar, maskeler, esvaplar… Reşad Ekrem Koçu ve Erkek Kızlar’ı; sıra dışı, capcanlı vakaların tahkiyesi.

Kaynak: https://phebusmuzayede.com/81527-erkek-kizlar-resad-ekrem-kocu-1962-kocu-yayinlari-98-sayfa-16-5-x-24-5-cm-ithafli-ve-imzali-.html

Reşad Ekrem Koçu’yla ilk karşılaşmam sanırım Tarihimizdeki Garip Vakalar eseriyle olmuştu. Sonra insanı kendisine hayran bırakan bir derya, İstanbul Ansiklopedisi. Yarının Kültürü için bir Reşad Ekrem yazısı yazma emeli doğmuştu içimde. Yazı, hangi eser üzerine olmalı diye düşünürken Erkek Kızlar’a rast geldim. Bu fikirden önce miydi sonra mıydı bilmiyorum ama Müze Gazhane’de gittiğim bir sahaf festivalinde karşıma çıktı Koçu ve Erkek Kızlar! Reşad Ekrem Koçu’nun Erkek Kızlar eseri, ilk defa Koçu Yayınları tarafından 1962 yılında yayımlanmış. Eserde yer alan görselleri ise Sabiha Bozcalı resmetmiş. Tarihten mülhem, tuhaf, sıra dışı ve kimi zaman vahşet dolu diyebileceğimiz vakaların anlatıldığı bir hikâye kitabı Erkek Kızlar. Ben de bu yazıda Reşad Ekrem Koçu’nun Erkek Kızlar’daki öykülerinde güçlü, tuhaf, kural dışı kadın başkarakterler üzerinden nasıl bir kurgu oluşturduğunu inceleyeceğim.

İbrahim Voyvoda, Emir Talha, Köçek İbo, Topçu Emin ve Civelek Mustafa. Beş ayrı hikâye, beş ayrı kadın kahraman, beş ayrı “erkek kız”! Aslında tüm bu hikâyelerde “erkek” dünyasının içinde var olan -belki de var olmaya çalışan-, bu dünyada gedikler açan, kanun tanımayan, normları delen, kılık değiştiren, meydan okuyan kadın karakterler inşa edilmiştir. Anlatıcılar bu vakaları çoğunlukta tarihten, müverrihlerden, meddahlardan naklettiklerini ifade ederler; birbirinden farklı bu olayların vuku bulduğu dönemler ise genellikle on altı ile on dokuzuncu yüzyıllar arasındadır. Bu yazıda her bir hikâyeden elbette bahsetmeyeceğim ki merak edenler Koçu’nun tahkiyesini, kendine has üslubunu, yarattığı o acayip dünyayı okusun! Okusun, belki ürksün, belki şaşırsın, büyülensin!

Erkek Kızlar’ın ilk hikâyesi “amansız kanlı haydut” İbrahim Voyvoda. Bosna’nın Kilissa kasabası ayanından Hüsrev Ağa’nın tek evladı olan Rebia Hatun, bir oğlan çocuğu gibi yetiştirilir. Bu sebeple ona bir türlü kısmet çıkmaz. Fakat gelin görün ki Bosna Valisi Salih Paşa’nın oğlu Cafer Bey’le Rebia Hatun birbirlerine âşık olurlar. Cafer Bey’in ailesi buna razı olmaz, Rebia Hatun gibi bir gelin istemezler. Ve Cafer Bey’e başka bir gelin alırlar. Lakin düğün vuku bulmaz. Çünkü Cafer Bey, Rebia Hatun’a kaçmıştır! Kız, paşa oğlunu dağa kaldırmıştır! Bunların hepsi birer sınır aşımıdır. Silah kullanan, erkek esvabı giyen ve oğlan çocuğu gibi terbiye gören Rebia, diğer Müslüman kızlardan hep farklıdır. “Normal” olarak addedilenin, biçilmiş rollerin hep dışındadır. Nitekim kendi arzusunun peşinden -bu arzu bir vahşete dönüşecek olsa da- gider. Âşık olduğu adamı dağa kaçıran bir kadındır o. Hikâyenin devamında artık kan gövdeyi götürür. Cafer Bey’in oğlu Salih Paşa, adamlarıyla beraber amansız bir takibe, saldırıya başlar.

Böylece ilk vahşet sahnesi karşımıza çıkar. Hüsrev Ağa hanedanından kırk erkek Kilissa sokaklarında asılırlar. Salih Paşa’nın oğlu Cafer Bey de bizzat babasının adamları tarafından öldürülmüştür. Salih Paşa’nın zulmü dinmez; Salih Paşa Hüsrev Ağa’ya kara çalar, hanedanı kâh çınar ağaçlarında astırır kâh kadın kafilesinin ardından azgın sarıcalarını gönderip ırz u namuslarına tecavüz eder. Hüsrev Ağa hanedanının ortadan kaldırılmasından sonra Benaluka dağlarında bir haydut türer. Bu haydut, İbrahim Voyvoda’dır. İntikam, tehditler, gizli mektuplar, katliamlar başlar. Kendisini “Bende-i Hüsrev Ağa İbrahim Voyvoda” olarak tanıtan bu haydut, Hüsrev Ağa hanedanının intikamını almaya ant içmiştir: “Hüsrev Ağa hanedanından Kilissa sokaklarında bîgünah olarak astığın kırk nefer masumun her birine karşılık yüz cana kıymak için ahdettim […] Merd isen vilâyetin askerini topla, olduğum dağlara gel göreyim, kavuğunla kürkünle seni dahi köçek oğlan gibi oynatıp sonra kazığa vurmağa ahdim vardır.” (Koçu, 15)

Baskınlar, çırılçıplak soyulup köçek oğlanı gibi oynatılan, sonra boğazlanan insanlar, kurban gibi kesilen bedenler, ateşe verilen çiftlikler, kadın çocuk ayırt etmeden işlenen cinayetler… İbrahim Voyvoda’nın intikamı âdeta bir katliam şölenine dönüşür. Fakat eşkıyanın bî-payan zulmü de bir sona erişir. Bosna vilayetini yıllarca kasıp kavuran kara esvaplı, zarif, göz kamaştırıcı güzellikte tüysüz bir oğlan olan bu haydut, Rebia Hatun’un ta kendisidir. Vali Paşa’yı kazığa oturtmaya ant içmiş olan İbrahim Voyvoda “namıdiğer Rebia Hatun” sonunda yakalanır, zincirlenmiş ve çırılçıplak hâlde kasabada dolaştırılır, infazı da çengele atılmak olur. Öykünün kapanışında kadın karakter cezalandırılır, öldürülür. Fakat bu bir mağlubiyet değildir. Yasaları delen, dağa kaçan, eşkıyalık eden, intikam alan bu kadın haydut, bir mağlup değil; sıra dışı epik bir kahramandır.

Erkek Kızlar’daki bir başka hikâye Topçu Emin vakasıdır. II. Mahmud’un Yeniçeri Ocağı’nı lağvettiği ve kabir taşlarına kadar yeniçerilerin imhasına giriştiği zamanlar. “Padişahın nazarında en küçük bir uygunsuzluk, yeniçeri ruhunun hortlaması demekti. 1826 ile 1830 arası memleketimizde ve bilhassa İstanbul’da insan hayatının en ucuz olduğu devirlerdendir” (Koçu, 50). Ateşin, cellat satırının, kemendin, ölümün, vahşetin eksik olmadığı bir tarih sahnesiyle anlatıcı öyküye giriş yapar. İşte böyle bir devirde Asakir-i Mansure-i Muhammediyye adıyla yeni bir ordu kurulur, tamamen acemi efradından mürekkep ordu yetiştirilir. Bir gün yakışıklı, dilber bir tüysüz nefer, elleri arkasında bağlanmış hâlde serasker paşa tarafından padişaha yollanır. Sultan Mahmud’un huzuruna getirilen yaverin meramı merak uyandırır; padişah, topçu neferi Emin’e niçin buraya gönderildiğini sorar. Genç nefer “Padişahım, ben erkek değilim, kadınım!” (Koçu, 52) diye söze giriş yapar. Padişahın yeni kurduğu ve üzerine titrediği ordunun içinde erkek kılığına girmiş bir kadın nefer! Anlatıcının, metnin girişinde çizdiği o katı, zalim tarih sahnesine tamamen aykırı bir acayip vaka. Bu hikâye de bir sınır aşımını gözler önüne serer. Sınırları aşan, kanunu delen, kılık değiştiren, kural tanımayan, başkaldıran yine bir kadın karakterdir.

Güzel, şirin ve dilbaz topçu neferi Emin sorguya çekilir; sergüzeştini padişaha anlatır. Genç nefer, padişahın kararıyla Hekimbaşı’ya gönderilir; Emin’in “hakikaten kadın [olduğu] ve bâkire olmadığı” (Koçu, 57) tespit edilir. Meselenin tahkiki başlar ve Darıcalı Emine’nin hazin hikâyesi öğrenilir. Zulüm ve işkence gören, iftiralara uğrayan Emine, “dayak ve korku ile tecennün etmiş” (Koçu, 65) ve evinden kaçmış bir kadındır. Emine’nin tımarhaneden çıkarılıp Kaptan Paşa’yla evlendirilmesiyle ve böylelikle eski kocasının, geçmişinin tasallutundan kurtulup şifa bulmasıyla öykü kapanır. Bu öyküde de düzeni sarsan, erkek esvabı giymekle kalmayıp bir asker, bir topçu neferi kılığına giren, üstüne bir de padişahın karşısında pervasızca konuşan kadın karakter düzene, kanuna meydan okuyan bir cesur kahramandır. Her ne kadar “cünun”luk bir mazeret olsa da padişahın huzurunda, Rami Kışlası’nda, erkek dünyasında bir kadın karakter tüm düzeni tehdit eder.

Reşad Ekrem, Erkek Kızlar’daki öykülerini evden ayrılan, arzusunun peşinden giden, yoldan çıkan, kılık değiştiren, sınırları aşan, kanunları delen, erkek kılığına giren, gizlenen, bazen deliren, bazen eşkıyalık eden kadın kahramanlar üzerinden kurgulamıştır. Bu kadınlar ancak kılık değiştirerek, gizlenerek, erkek esvabı giyerek dışarıya adım atarlar, arzularının peşinden giderler. Dışarıdaki dünyayı, normları tehdit ederler, düzeni bozarlar. Neredeyse her hikâyenin sonunda sırları faş olur. Ya cezalandırılıp öldürülür ya da düzene uydurulurlar. Fakat neredeyse her biri ayrı birer nam salar, sıra dışı ve kural dışı hikâyelerin kahramanı olurlar. Acaba bu kadın kahramanları eski destanlarımıza, masallarımıza gidip onlarla beraber düşünebilir miyiz? Bu erkek kızların, eski anlatılarımızdaki epik kadın kahramanlarla bir bağı var mıdır? Erkek kılığına giren, düzen bozan, aykırı veya asi kadın kahramanlara o anlatılarda rastlayabilir miyiz, dolayısıyla Koçu’nun erkek kızlarını böyle bir geleneğe bağlayabilir miyiz? Tüm bu soru işaretleriyle yazıyı sonlandırıyorum…

Kaynaklar

Koçu, Reşad Ekrem. Erkek Kızlar. Koçu Yayınları, 1962. Baskı.

Yorum bırakın