Yunanistan Genel Seçiminin Ardından: Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

Emrah Aslan
Akdeniz ve Hamburg Üniversiteleri Ortak Avrupa Çalışmaları Bölümü’nden yüksek lisans mezunudur.

Yunanistan’da geçtiğimiz Mayıs ve Haziran aylarında gerçekleşen genel seçimler, anketlerin öngördüğünün aksine solun bir hayli zayıfladığı ve Yunanistan’ın demokrasiye geçişinden bu yana en sağ baskın parlamenter aritmetiğin oluştuğu bir denklem yarattı. Oysa anketler, her ne kadar iktidardaki Yeni Demokrasi Partisi’ni ilk sırada gösterdiyse de ana muhalefetteki Syriza’nın yüzde 25-27 bandını zorlayacağını, sosyal demokrat PASOK’u ve komünist KKE’yi hesaba katınca sol partilerin parlamentoda yüzde 40-42 aralığını bulacağını tahmin ediyordu. Fakat sandık sonuçları anketlerden epey farklı gelmiş, Haziran seçiminde üç sol partinin toplam oy oranı yüzde 36’yı ancak bulurken solun en büyük partisi Syriza da yüzde 17’de kalmıştı.

Bu sonuçları gördükten sonra sorulması elzem iki soru var:

  1. Yakın tarihlerde gerçekleşen, 57 kişinin hayatını kaybettiği ve ihmallerden kaynaklandığı ortaya çıktığı için toplumda yaygın bir rahatsızlık yaratan tren kazasının ardından iktidar, gücünü nasıl koruyabildi?
  2. Yunanistan gibi politik olarak heterojenliği derin ve solun güçlü bir ülkede 4 yıldır tek başına iktidar olan bir sağ parti, gücünü nasıl koruyabildi?

Bu soruların yanıtları, aşağıda özetleyeceğimiz gelişmelerde ve dinamiklerde mevcut.

2015 – 2019: Yunan Siyasetindeki Geleneksel Denklemin Bozulması

Yunanistan 2010’lu yılların başında sadece ekonomik değil, aynı zamanda politik spektrumu kökten sarsan bir krize girdi. Uzun yıllar ertelenen ve görmezden gelen sorunlar, kısa bir zaman diliminde ve Yunanistan’ın Avrupa Birliği’ndeki varlığını sorgulatacak ve ülkenin iflası ihtimalini doğuracak şekilde tezahür etmişti. Ülkenin 1974 sonrası dönemde en baskın partilerinden biri olan PASOK siyaset sahnesinden büyük ölçüde silinip giderken Yeni Demokrasi de ciddi bir güç kaybına uğruyordu. Öte yandan siyasetin sağında Altın Şafak, solunda ise Syriza yeni ve popülist birer alternatif olarak güçlenirken Yunan siyasetinde dengeler yeni denklemler üzerinden yürümeye başlıyordu.

Bu şartlar altında Ocak 2015’te yapılan genel seçimde 1974’ten bu tarafa bir ilk yaşanıyor ve merkezdeki Yeni Demokrasi ya da PASOK dışındaki bir parti, seçimi ilk sırada tamamlıyordu. Farklı sosyalist fraksiyonların bir araya gelmesiyle oluşan ve sol popülist söylemlere sahip olan Syriza, yüzde 36’yi aşan oy oranıyla seçimi kazanmıştı. Aynı seçimde Neo-Nazi eğilimleriyle bilinen Altın Şafak da yüzde 6 civarındaki oy oranıyla parlamentoya giriyordu. Bu bağlamıyla 2015 yılını, Yunanistan’da popülist sağ ve solun zaferi olarak okuyabilmek mümkün. Eylül 2015’te gerçekleşen erken seçimde de benzeri sonuçlar çıkmış, küçük bir sağ milliyetçi parti olan ANEL ile koalisyon kuran Syriza, iktidarını korumayı bilmişti. Syriza’nın ANEL ile koalisyon kurarak ülkeyi yönettiği 4,5 yılda, esasında tam da Yeni Demokrasi’nin 2019 ve sonrasında güçlenmesinin nedenlerini bulmak mümkün.

Post-Ekonomik Kriz Dönemi ve Stabilizasyon

Syriza – ANEL koalisyonu, Yunanistan’ın Avrupa Birliği merkezli “acı reçete” motivasyonlu ekonomik programının uygulandığı ve programın yoksullaştırıcı etkisinin toplumu derinden etkilediği bir dönem olarak anımsanabilir. Uzun yıllar gelecekten borçlanarak AB’den gelen fonlarla refah içerisinde yaşayan Yunanistan, 2010 yılında girdiği borç krizinden çıkmak için AB’den gelen ekonomik programları adım adım uyguluyordu. 2015’teki iki seçimi de kazanan Syriza ise, bu programları reddetme üzerine kurulu bir seçim bildirgesiyle zafer kazanmış, ancak 4,5 yıllık koalisyon sürecinde AB programlarını harfiyen uygulamıştı. Toplum nezdinde Syriza’yı inandırıcılıktan uzak kılan ilk ve en önemli kırılma bu olmuştu. Öte yandan Syriza’nın ikircikli hali uluslararası finans kurumlarında ve Batılı ülkelerde de soru işaretleri yaratıyor ve Yunanistan’ın normalleşme sürecini yavaşlatıyordu. Syriza’nın toplumda yarattığı büyük beklentilere karşı uygulamalarıyla aslında klasik bir merkez partisi olduğu düşüncesi, Syriza’yı bir çekim merkezi olmaktan adım adım uzaklaştırmaya başlıyordu.

PASOK’un siyaset sahnesinden silindiği, Syriza’nın inandırıcılığını kaybettiği ve Neo-Nazi Altın Şafak liderlerinin cezaevine gönderildiği bir ortamda Yeni Demokrasi Partisi, 48 yaşındaki genç siyasetçi Kiryakos Mitsotakis’i genel başkanlığa getiriyordu. Eski başbakan ve Yunan merkez sağının sembol isimlerinden Konstantinos Mitsotakis’in oğlu olan Kiryakos Mitsotakis, Amerika’da eğitim almış, dünyaya açık, genç bir liberal siyasetçi olarak modern ve dünyaya entegre olmuş bir Yunanistan söylemiyle yola çıkmıştı. Bu şartlar altında 2019 genel seçimlerine giden Yunanistan’da Yeni Demokrasi, yüzde 40’a yaklaşan oy oranıyla tek başına iktidara geliyordu ve Mitsotakis, salt çoğunluğa sahip şekilde Başbakan oluyordu.

Kaynak: REUTERS/Louiza Vradi

Mitsotakis’in iktidara gelişi, özellikle AB kurumlarında ve uluslararası finans çevrelerinde büyük bir rahatlama sağladı. Ekonomik olarak Yunanistan’ı liberalleştirme vizyonundan bahseden, kamu kapsamlı olarak sektörünün küçülmesini ve özel teşebbüsün desteklenmesini öncelikli hedef olarak gören bir iktidarla çalışmak, Batılı ülkeler ve kurumlar için Yunanistan’ı daha cazip hale getiriyordu. Bu nedenle 2019’dan bugüne kadar devam eden süreçte Yunanistan, 2019 öncesine kıyasla daha yoğun yabancı sermaye girişini sağlamış, yükselen kredi notları ile daha ucuz faizlerle uluslararası kredilere erişebilir hale gelmiştir. Tüm bu gelişmelerin en önemli yansıması ise, şüphesiz toplumun ekonomik alım gücünün hissedilir düzeyde artması ve 2010 borç krizi sonrasında oluşan yoksulluk ve ekonomik küçülme travmasının ilk kez tersine dönmesiydi. Ayrıca Yeni Demokrasi’nin, Syriza’nın aksine programıyla uygulamaları arasında derin farklar olmadığı için, seçmen nezdinde de bir inandırıcılık krizi bulunmuyordu. Bu bağlamıyla 2019’da Yeni Demokrasi iktidarıyla başlayan dönemi, 2010 borç krizi sonrasındaki normalleşme ve krizden çıkma dönemi olarak görmek gayet mümkündür. Seçim sonuçları da bu sınıflandırmanın toplumda epey karşılık bulduğunu göstermektedir.

Solun Bitmeyen Savaşları

2019 sonrasındaki en önemli gelişmelerden bir tanesi, Yunan solunun ciddi bir parçalanma sürecine girmesiydi. 2015’te solun gerçek öncüsü ve en güçlü partisi olduğunu ilan eden Syriza’nın adım adım güç kaybettiği bu süreçte, 2010 borç kriziyle siyaset sahnesinden silinen PASOK biraz toparlanırken komünist KKE de yüzde 8’i zorluyordu. 2023 itibariyle her üç partinin toplam oy oranı ancak yüzde 37’yi bulurken solun mevcut görüntüsü derin bir dağınıklık ve yenilgi halinden başka bir şeyi göstermiyor. Tarihsel olarak sol hareketlerin ve partilerin güçlü olduğu, ayrıca her zaman iktidar olmaya yakın bir güce sahip olan Yunanistan siyaseti, ilk kez bu kadar sağa kaymış halde bulunuyor. Soldaki ağır bölünmeyi gayet iyi okuyan Mitsotakis, bir taraftan partisindeki milliyetçi ve muhafazakâr çizgideki kanadı idare ederken öte yandan daha merkezci ve ilerici figürlere ve söylemlere de yer vererek tam anlamıyla bir merkez siyasetçisi olmayı ve küskün sol seçmenin bir kısmından da oy almayı başarmış görünüyor. Söz gelimi Mitsostakis’in geçtiğimiz aylarda evlilik eşitliği düzenlemesini destekleyen bir açıklama yapması[1] gibi çıkışlar, onu açıkça partinin ilerici ve liberal kanadında konumlarken merkezdeki kararsız seçmenden ve soldaki küskün seçmenin bir kısmından oy almasını sağlıyor. Kiliseyle yakın ilişkileri olan ve ciddi bir muhafazakâr tabana ve siyasî figürlere sahip bir parti için kimi ilerici siyaset iddialarının kolay olmadığını, Mitsotakis’in bu dengeyi oldukça iyi yönettiğini vurgulamak gerekiyor.

Sonuç Yerine

Yunan toplumu, ekonomik anlamda ağır travmalar getiren 2010 borç krizinin ardından ekonomik büyümeyi ve artan alım gücünü sağlayan, uluslararası kurumlarla ve Batılı devletlerle istikrarlı ilişkilere sahip, siyasî bölünmüşlükten ve çekişmelerden uzak bir görüntü çizmeyi başarmış bir siyaseti tek başına iktidarda tutmaya devam ediyor. Ne tren kazasındaki ihmaller ne de Mitsotakis’in 4 yılı aşkın süredir iktidarda olmasının getireceği olası iktidar yorgunluğu, bu denklemi değiştirecek bir etkiye sahip olamadı. Yakın gelecekte de Yeni Demokrasi’nin gücünü azaltacak ve onu iktidardan düşürecek güçlü bir sol dalganın yaşanma ihtimali pek mümkün görünmüyor. 1974 sonrası dönemin en sağa kırmış günlerini yaşayan Yunanistan, bir süre daha bu yolda ilerleyecek gibi görünüyor.


[1] https://www.ekathimerini.com/news/1214741/mitsotakis-says-government-plans-to-legalize-same-sex-marriage/

Yorum bırakın