Nesini Söyleyim Canım Efendim?

HATİCE NUR İÇEN
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜ MEZUNUDUR.

Bu yazıyı sevgili dostlarımın depremde hayatını kaybeden ailelerine, Alex’e, Emir’e, Elif’e, Ali’ye ve on binlerce yurttaşımızın anısına adıyorum.

Yattıkları yer incitmesin, Allah rahmet etsin.

Bu yazıyı hem depremzede bir ailenin üyesi hem devleti tarafından sahipsiz hissettirilmiş bir yurttaş hem de öfkesini yöneltecek muhatap bulamamış bir genç olarak yazıyorum. Yazıya nasıl başlayacağımı da yazıda size ne söyleyeceğimi de yazıyı nasıl bitireceğimi de bilemeden oturdum masanın başına. Belki bir dertleşme…

Kaynak: Sputnik

Hayatta kalan tanıdıklarımız için şükretmekten dahi ar ettiğimiz günler yaşadık. Evini düşünemeden enkazdan çıkan yakınlarımızla, haberini alamadığımız sevdiklerimiz için çabaladık. Bazılarının o an yataktan çıkamadığını öğrendik. Bazılarının haberini günler sonra alabildik, bazılarının ise hiç haberini alamadık. Doğup büyüdüğümüz, oyunlar oynayıp sokaklarını köşe bucak arşınladığımız, çınarının altında buluşmalara geç kaldığımız, sevgilerini yarınlara bıraktığımız şehirlerimizin kimisi o an dümdüz oldu, kimisi ise anılarımızı yok ederek yıkılıyor.

Yaşadığımız felaketi dayanılabilir kılmak için söyleyişte normalleştirmeye çalıştık fakat ihmalin boyutu hiçbir zaman dayanılabilir boyutta olmadı. Can kaybetmeyen sevdiğini kaybetti, mal kaybetmeyen akıl sağlığını kaybetti, felaketi yaşamayan ise ülkeye dair inancını, güvenini ve umudunu kaybetti. Başka şehirlerde bir umut yeniden hayat kurmak için tutunmaya çalışanlarsa, bu cinayetin ve ihmalin müsebbibi yönetici kadronun ahlaksızlığına, müsavi bir fırsatçılıkla mağduriyetlerinin üstünde tepinen mülk sahiplerinin kokuşmuş zihniyetine maruz kaldı.

Geçtiğimiz günlerde şehit düşen Kahramanmaraşlı bir askerimizin ailesinin, şehit haberini aldıkları çadırın görüntüsü düşmeseydi, deprem bölgesinde yaşamayan birçok kişi, depremzedelerin hâlâ çadır ve konteynerlerde kaldığının muhtemelen farkında olmayacaktı. Müslüm ve ailesine reva görülen karanlık, depremin ilk saatlerinden beri bütün ülkeye reva görülen belirsizliğin, umutsuzluğun ve çaresizliğin devamı ve hatta katmerlisi. Zira depremin üzerinden bir gün geçtikten sonra insanların Hatay’da yaşanan felaketin boyutundan ancak bir futbolcu vasıtasıyla haberdar olması, Adıyaman’ın yerel yönetici kadrosunun Tanrı’dan korkar gibi korktukları büyüklerine hesap verememe telaşından ötürü felaketi bildirmedikleri için neler yaşandığının birkaç gün sonra anlaşılması gibi bir çarpıklıktan bahsediyorum.

Gittiğimizde ev hissiyle sarılacağımız şehrin yıkıntılarını görmek dahi kalbimizi sıkıştırırken başımıza gelen bu felaketin, ihmalin ve cinayetin üstesinden gelebilmek için zihnimiz bize türlü çıkış yolları sunuyor. Öfkemizi ve hesap sorma isteğimizi kanalize ettiğimiz merkezî yönetim, yönetimin rant peşinde at koşturmalarına müsaade ettiği yerel yönetimler, yerel yönetimlerin türlü hile hurdada müşterek olduğu müteahhit ve sermayedarlar, bu felaketin bile isteye insan eliyle yapıldığı politik bilincin muhatapları ve müsebbipleridir. Maalesef bu yazıda iç rahatlatıcı hiçbir yan yok, yaşadıklarımız cinayetten başka bir şey değildi.

Geçtiğimiz günlerde Kazakistan’da olan 7 büyüklüğündeki depremde takip ettiğim kadarıyla elliden az insan yaralandı. Yine çok yakın zamanda Japonya’da gerçekleşen 7.6 büyüklüğündeki depremdeki ölü ve yaralı sayıları yüzer küsur. Depremin hem jeolojik hem de tarihî olarak su götürmez bir gerçek, beklenen bir afet olduğu ülkemizde ise bu sayıları telaffuz etmek bir yana, hâlâ yakınından haber alamamış, yakınını vücut bütünlüğü sağlanamadan toprağa vermiş, vefat eden sevdiklerine son görevini yerine getirmek için iş makinelerine yalvarmak zorunda kalmış onlarca aileden söz edebilirim. Depremin birinci yıl dönümünde Türk vatandaşları olarak bizlere hâlâ ölü, yaralı, kayıp sayısı kesin olarak bildirilmedi. Depremden birkaç ay sonraki genel seçimin her şeyden daha önemli olduğu varsayımına benzer şekilde, depremin birinci yıl dönümünde de insan canı, yerel seçim propagandasına indirgenecek bir sayıdan ibaret kaldı. Bu nedenle, ülkenin en eski kurumlarından birinin kış şartlarında depremzedelere zaten yeterli olmayacak çadırları satmak üzere depoda tuttuğu, yapılan bağışların ve yirmi seneden uzun süredir toplanan deprem vergilerinin yerini bulmadığı, depremin yaşandığı illerin birçoğunda hâlâ elektrik, temiz su ve barınmaya erişimin kısıtlı olduğu göz önünde bulundurulursa devlete failed tanımlaması yeterli olmayacaktır.

Maalesef üzerinden bir sene geçen bu felaketin istisnasız her yurttaşta açtığı yara, henüz sağalmadı. Faillerden hesap sorulmadı, suçlular cezasını çekmedi, depremzedeler yitirdiklerini geri alamadı. Bugünden geriye baktığımızda ise depremden bir gün önce, bu toplumsal travmanın muhatapları olmadığımız normale en yakın günleri yaşadık son kez. Bir daha hiç yaşanmamış olamayacağını düşününce, telefonun ucundaki çığlık ve haykırışları, enkaz altında yardım istemek amacıyla kullanılan haberleşme araçlarının bile isteye yasaklandığını, insani yaşam şartlarının hâlâ tedarik edilmediğini düşününce öfkemiz ve kinimiz diri kalıyor.

Ancak bir yandan da Türk milletinin neoliberal kapitalist düzenle sarılmış, enflasyonist politikalarla onurlu yaşamdan mahrum bırakılmış, yurdunun bütünlüğüne kasteden siyasal çıkar gruplarının türlü dalaverelerine maruz kalmış her bir ferdinin, bu ülkenin kurtuluşu için bir alaz olduğunun ve olacağının bilincindeyim. Nitekim yöneticiler ve sermaye sahiplerinin, zaten harap ve bitap düşmüş bu milletin üzerine bir kürek toprak atarkenki şeytani hırslarının fersah fersah ötesinde bir dayanışma örneği gösteren siviller, bazı sivil toplum örgütleri, dernek ve vakıflar ise Türk milletinden yegâne fahir ve servet olarak bahseden büyük Türk’ün ferasetini bir kez daha doğruladı. Bu felakette beni ayakta tutan yegâne motivasyon, Halaskargazi Mustafa Kemal Atatürk Paşa’nın Türk milletine inanırken takındığı kuşkusuz tavrı oldu. Nasıl ki kurtuluş mücadelemizde o gayya kuyusundan bizi kurtaran milletin azim ve kararı idiyse bu gayya kuyusundan da bizi kurtaracak yine Türk milletinin azim ve kararı olacak.

Yorum bırakın