“Türklerin Büyük Şairi Öldü”: Yabancı Basında Yahya Kemal ve Vefatı

OĞUL TUNA
KALİFORNİYA ÜNİVERSİTESİ IRVINE KAMPÜSÜ’NDE DOKTORA ÖĞRENCİSİDİR.

“Gitmiş kaybolmuşuz uzakta,

Rü’yâ sona ermeden şafakta…”

Büyük Türk şairi Yahya Kemal Beyatlı, çok sevdiği İstanbul’unun Cerrahpaşa Hastanesi’nde 1 Kasım 1958 sabahı saat dokuzu elli geçe hayatını kaybetmişti.[1] Yaşarken ve ölümünden sonra Türkiye’de çok az kişiye nasip olmuş bir şekilde teveccüh gören şair; öğrencilik, gazetecilik ve diplomatlık gibi türlü vesilelerle Madrid’den Karaçi’ye kadar farklı coğrafyaları dolaşmış ve buralarda gördükleriyle öğrendiklerini şiirine ve düşüncesine aksettirmişti.[2]

https://www.necladursun.com/yahya-kemal-beyatlinin/

Batı ile Doğu şiirini mükemmel bir biçimde harmanlayan eserine yakışır bir şekilde hem Batı’da hem Doğu’da saygı görmüştü. Bu durum, Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk gibi bazı Türk romancıları müstesna olmak üzere şairlerimiz için çok nadirdir. Yahya Kemal’in öğrencilerinden Nâzım Hikmet haricinde, hayattayken yabancı yayıncı ve okur tarafından ilgi görmüş bir Türk şairi bulmak çetin iştir.

Bu kısa çalışmaya başlarken lise yıllarımda her bir dizesini ezberden okuduğum Beyatlı’nın vefatı üzerine ABD ve Avrupa basınında iairin ölümü üzerine çıkmış ilan ve haberlerden derlemeler sunmayı hedeflemiştim. Fakat yukarıdaki argüman ve Yahya Kemal’in kültürümüzdeki kültleşmiş yeri, beni şair üzerine bu memleketlerde ve buraların dillerinde yazılmış metinlerden birkaçını sunmaya zorluyor. Bugün hâlâ kendisi hakkında onlarca kitap, makale yazılsa ve Yahya Kemal külliyatı binlerce çalışmayı aşmış olsa da çokça eksik içeren bu girişimin bu rindi anmak için naçizane bir vesile olacağını umarım.

Batı’da Yahya Kemal Üzerine

Yahya Kemal, yabancı basında sanatkârlığından, şairliğinden önce siyasi mevkilerdeki eylemleriyle tanınmıştı. “Dinsizliğinin arttığı” Paris yıllarından itibaren (1903-1910/12) Yahya Kemal, Fransız ve Avrupalı aydınlardan pek çok önemli isimle dirsek teması kurmuştu.[3] Daha Paris’teki öğrencilik yıllarında kıtadaki Türkçe ve yabancı dillerdeki neşriyata yazıyor, siyasi ve edebi fikirleri yavaşça şekil alıyordu. Ancak çokça okuduğu bu dillerde isminin duyulması 1920’li yıllara rastlar. İlk olarak Lozan heyetinde adını duyurur. Ardından 1923’te milletvekili seçilir, yabancı basın kadar diplomatik ve istihbari teşkilatların da kayıtlarına girer.

1925 yılında Raymond Hervé’nin besteleyip Mekin Mukbil Bey’in tercüme ettiği şiir koleksiyonuna “Yahya Kemal” ismi de girer. Şiiri ilk defa Türkçeye aktaran Habil Sağlam’ın Abdal başlığını verdiği eserin kesin olarak Beyatlı’ya ait olduğunu söylemek mümkün olmasa da Le Derviche nomade (Gezgin Derviş) içerik bakımından Urfa vekilinin diğer çalışmalarını anımsatmaktadır.[4]

Bu dönemde Urfa vekili olarak adından daha çok söz ettirmektedir sanatçı: Muhtemelen Fransızca ve Fransızlara dair bilgisi sayesinde Suriye ile sınırımızın belirlenmesi sürecinde rol almıştır.[5] Yabancı basındaki bu haberleri, Varşova ve Madrid sefirliklerine dair notlar izler.[6]

Le Bien public, 29 Temmuz 1925.

Gazeteci, mebus ve diplomat Yahya Kemal’den sonra sahneye şair Yahya Kemal çıkar. L’Europeen adlı haftalık yayının 15 Ocak 1930 tarihli nüshasında Türk Şairleri Arasında başlıklı ve Madam Roger imzalı bir yazı çıkar.[7] Makalenin büyük bölümünde Tevfik Fikret tanıtılsa bile Yahya Kemal’den admirable styliste (hayranlık veren üslup ustası) olarak bahsedilir. Bu tarihten sonra diplomasi çevreleri kadar sanatçılar ve oryantalistler Avrupa’nın farklı ülkelerinde Yahya Kemal’i anmaya başlarlar. 1908-1923 arasının önemli üç Türk şairinden biri olarak söz edilir kendisinden: O “özgün bir parnasyen”dir.[8]

Söyleşiler, çeviriler, övgüler… her zaman yabancı eleştirmenlerden gelmez. Yahya Kemal’den bahseden bir başka önemli makale, The Islamic Review’ın Nisan 1949 sayısında çıkar. Yazarı Bülent Ecevit’tir. Genç Ecevit, Büyük Türk Şairi alt başlıklı yazıda şöyle yazar: “Türkiye’deki bütün şairler ve şiir sevdalıları Yahya Kemal’e minnettardırlar ve bu minnet zamanla artacaktır. Bunun tek sebebi, Yahya Kemal’in onlara canlı ve taze şiir okuma imkânı vermesi değildir… Aynı zamanda şairin eserinde Türk halkının hayatındaki bu geçiş dönemi için büyük önem taşıyan bazı nitelikler bulunmaktadır.[9] Bu makalenin edebiyatımız, kültür ve siyaset tarihimiz için bir başka önemi de Ecevit’in İngilizceye çevirdiği Düşünce ve Deniz Türküsü şiirleridir:

“Ölmek değildir ömrümüzün en fecî işi, / Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi.”
“İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.”

“Türklerin Büyük Şairi Hayatını Kaybetti”

Yahya Kemal’den beş yıl önce vefat eden Orhan Burian, 1951’de yazdığı İngilizce bir makalede şairin Türk şiirinin “son kırk yılına” damga vurduğunu belirtir.[10] Bu silinmez iz, Associated Press’in 2 Kasım 1958’in başında dünyadaki ajanslara geçtiği şu kısa ve öz metinde hissedilmektedir:

Türk şairi Yahya Kemal dün 74 yaşında hayatını kaybetti. Eski bir milletvekiliydi ve Madrid’de, Varşova’da, Karaçi’de diplomatik görevlerde bulunmuştu.[11]

İngilizce gazetelerin çok büyük bir kısmı bu metni 3 Kasım tarihinde, olduğu gibi yayımladı. New York Times gibi medya devlerinden ABD’nin adı sanı bilinmeyen kasabalarındaki yerel gazetelere kadar her yerde, şaşırtıcı ama evet, her yerde, Yahya Kemal’in vefat haberi geçiyordu.

New York Times, 3 Kasım 1958, s. 37

Türkiye’de Münir Nurettin Selçuk’tan Haldun Taner’e, onlarca, belki yüzlerce sanatçı, Ecevit’in Yahya Kemal’e minnettar olduğunu belirttiği binlerce kişi üzüntüyle şairin cenazesine koşmuştu. Fakat gel gelelim Yahya Kemal, “kırk dokuzunda yine Moskova’da Tseka-parti konukluğu ve on dördünden beri şairlik eden” Nâzım kadar tanınmıyordu yurt dışında. Aşağıda göreceğimiz bu ilgiyi muhtemelen 1950’li yılların ansiklopedik yaşam tarzına ve yazılı basının o devirdeki önemine yormak gerekir.

Ama hiç şüphesiz bir ilgi vardır: New York Times’ın ölüm ilanı, şairane bir edayla sadece “Yahya Kemal” başlığını taşır, sanki okur kitlesi bu büyük ismi tanıyacakmış gibi… Yerel Amerikan basınında ise aynı metni içermese rağmen farklılık iddiası dikkat çekmekteydi:

Teksas’ın başkenti Austin’in The Austin Statesman adlı gazetesi “Şair Hayatını Kaybetti” derken Chicago Daily Tribune “Türklerin Büyük Şairi Yahya Kemal Hayatını Kaybetti” diyordu.[12]

Yahya Kemal, Türklerin Önde Gelen Şairi, Vefat Etti,Chicago Daily Tribune, 3 Kasım 1958, B13.

Daha dar kitlelere hitap eden The Indianapolis Star “Türk Şairi Vefat Etti” başlığını atarken St. Louis Post-Dispatch “Türk Şairi Kemal Hayatını Kaybetti” şeklinde geçiyordu haberi. Metin hepsinde aynıydı.[13] The Philadelphia Inquirer, ölüm ilanlarına ayırdığı koca bir sayfada “Yurt Dışındaki Ölümler” kısmına Yahya Kemal’i de sığdırmıştı.[14] San Francisco Examiner, yayımlandıktan yetmiş altı yıl sonraki Türk okuyucusunda ne hisler uyandıracağını düşünemeden, Beyatlı’nın ölüm haberini saç dökülmesi tedavisi reklamının üstüne yerleştirmişti.[15]

San Francisco Examiner, 3 Kasım 1958, s. 11.

Yukarıdaki küçük ölçekli mantık yürütme, yine de üç yüz bin nüfuslu bir şehirde bir pazartesi günü gazetesini açan bir ev kadınının “Türkiye’nin Önde Gelen Şairi Hayatını Kaybetti” haberini gördüğünde hissettiklerini açıklamaya yetmiyor. Çünkü şair bu dünyadan göçtüğünde, Ecevit’in yaptığı gibi ancak tek tük şiirleri çevrilmiş ve Behlül Toygar gibi isimler sınırlı bir çevre için derlemeler yayımlamıştı.[16] Elbette okumuş, mürekkep yalamış, “seçkin” çevrelerde daha geniş yazılar kaleme alınmaktaydı: Şairin dostu Vehbi Eralp’in Fransızca kaleme aldığı anma yazısı Revue de Littérature comparée’de yayımlanmış, İtalyanca yayın yapan Oriente Moderno’da bir kez daha fakat son kez olmak üzere Beyatlı üzerine haber çıkmıştı.[17] Yine de gerçek değişmiyordu: Türklerin büyük şairi gözlerini ilelebet kapamıştı.

*

Yahya Kemal’i Temmuz 2016’da Hâfız-ı Şirazî’nin kabri başında, vasiyeti üzerine kendi kabrine nakşedilmiş Rindlerin Ölümü’nü okuyarak yad etmiştim. Şiiri okumayı bitirdiğimde beklenmedik şekilde alkış işittim. “Şiirin Tanrısı”nın önünde meğer İran Türkleri de varmış. Zaman ile mekânı aşar biçimde bu şiirle bütünlük kurmuşlar meğer.

Şiirin başka dile çevrilebileceği tezine tamamen razı olmasam ve buna rağmen çeviri şiir okumaktan büyük zevk alsam da Yahya Kemal’in yerelliğini göz ardı edemiyorum. Fakat düşünür ve sanatkâr Yahya Kemal’in sınırları kat eden şiir kudreti önünde saygıyla eğiliyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi “Onun dikkati bize öğrettiği için artık biliyoruz ki şehirlerin ve ülkelerin bir sesi vardır. O halde tereddütsüz söyliyelim. Yahya Kemal vatanın ve İstanbul’un sesidir.[18]


[1] Vefatın saatini Nihad Sami Banarlı’dan öğreniyoruz: Yahya Kemal’in Hatıraları (İstanbul: Baha Matbaası, 1960), 147.

[2] Yahya Kemal hakkında devlet okullarından bilgi yarışmalarına defalarca kez duyduğumuz fakat tekrar ettiği ölçüde doğru olan Doğu-Batı sentezi mevzuunun en güzel aksettiği anlardan biri de sanırım şairin ölmeden saatler önce kendisiyle meşgul olan Fatma Devrim Hanım’a söylediği şu cümledir: “Sultanım, ben hiç iyi değilim! Pek fenayım! Büyük bir angoisse duyuyorum!” [İtalik bana ait.]: Abdülhak Şinasi Hisar, Yahya Kemal’e Vedâ (İstanbul: Yapı kredi Yayınları, Mart 2006), 73.

[3] Banarlı, 80-81. Dine dönüşü hakkında 1912’de İstanbul’a avdetinden itibaren yazdığı şiir ve yazılar elbette yeterli fikir vermektedir.

[4] Salih Şeref, “Yahya Kemal Beyatlı’nın Abdal adlı şiiri gün yüzüne çıktı”, Anadolu Ajansı, 31 Ağustos 2021. https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/yahya-kemal-beyatlinin-abdal-adli-siiri-gun-yuzune-cikti/2351470

[5] “La délimitation de la frontière syrienne”, Le Bien public, 29 Temmuz 1925, 1.

[6] Le moniteur des consulats et du commerce international, 1 Mayıs 1926, 6; Le moniteur des consulats et du commerce international, 1 Ağustos 1929, 6.

[7] Habere göre makale önce Correspondance’ta yayımlanmıştır: L’Europeen, 15 Ocak 1930, 9. Roger, Birinci Dünya Savaşı öncesinde Türkiye’ye seyahat etmiş İsviçreli bir yazardır (1874-1953). Bu kısa çalışmanın konusu dışında kalsa da Roger’nin aynı makalede yer verdiği Ahmed Haşim’in Parıltısının ilk kıtasının Fransızca tercümesine yer vermek isterim:

Un fleuve comme du feu coulait

Entre mon âme et cette âme-là ;

Mon attitude lui a parlé sans rien dire

De cette blessure inattendue de l’amour.

[8] Maurice Heim, “Les lettres turques contemporaines”, Ambassades et légations, 1 Temmuz 1936, 22. Yazara göre bu devrin diğer iki önemli şairi Haşim ve Ziya Gökalp’tir.

[9] Bülent Ecevit, “Yahya Kemla Beyatlı: A Great Turkish Poet”, The Islamic Review, Nisan 1949, 47.

[10] Orhan Burian, “Turkish Literature in Our Time”, Books Abroad, Sonbahar 1951, 325.

[11] “Yahya Kemal”, New York Times, 3 Kasım 1958, 37.

[12] “Poet Dies”, The Austin Statesman, 3 Kasım 1958, 6; “Yahya Kemal, Turks’ Leading Poet, Dies”, Chicago Daily Tribune, 3 Kasım 1958, B13.

[13] “Turkish Poet Dies”, The Indianapolis Star, p. 30; “Turkish Poet Kemal Dies”, St. Louis Post-Dispatch, p3B.

[14] The Philadelphia Inquirer, 3 Kasım 1958, 12.

[15] “Turkish Poet Dies”, San Francisco Examiner, 3 Kasım 1958, 11.

[16] Yahya Kemal Beyatlı, Selected Poems, çev. S. Behlül Toygar, 2. baskı. (İstanbul: İstanbul İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi Talebe Neşriyat ve Yardım Bürosu Yayınları, 1965).

[17] H. Vehbi Eralp, “Yahya Kemal : Le poète et l’homme”, Revue de Littérature comparée 85, 1961, 237-250; C. D. R. ve V. V. “Morte del poeta turco Yahya Kemal Beyatlı”, Oriente Moderno, Yıl 38, No. 12 (Aralık 1958), 1004-1005.

[18] Münir Süleyman Çapanoğlu, İstanbul Şairi Yahya Kemal (İstanbul: Yeni Matbaa, 1958), 117.

Yorum bırakın