Bilim kurgu, fantastik kurgu ve distopya gibi bazı edebî türler, kimi okurların veya eleştirmenlerin “ciddiyet” konusunda şüpheyle yaklaştıkları tarzlar arasında yer almaktadır. Victor Hugo, Honoré de Balzac, Fyodor Dostoyevski, Maxim Gorki, Yaşar Kemal, Kemal Tahir vb. yazarların yanında bilim kurgunun esamesi okunur mu hiç? Bilim kurgu, fantastik kurgu ya da distopyanın deyim yerindeyse “hafif” bir edebî tarz olarak nitelendirilmesi birçok eserin küçümsenmesini de beraberinde getirmiştir. Oysa bu edebî türler çoğu zaman tahakküm altına alınmış insanlar için çıkış yolu gösteren birer rehber niteliğindedir. Çünkü bilim kurgu ve distopya gibi edebî tarzlar tahakküm ve rıza üretimi mekanizmalarının nasıl işlediğini açık bir şekilde anlatmaktadır bizlere. Tahakküm ve rıza üretimi mekanizmalarının ifşa edilmesi, iktidar tarafından bastırılmış insan yığınlarının yazarın kaleminden isyan etmesi ve kendini kutsayan egemen bir gücün sorgulanmasının yollarını döşer bilim kurgu ve distopya gibi edebî tarzlar. Bu nedenle sadece edebiyat için değil; aynı zamanda kültür, sosyoloji ve siyaset bilimi için de özel bir anlam taşırlar. Bu edebî tarzların evrenine yapacağımız küçük bir seyahat ne demek istediğimin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
Yüzüklerin Efendisi
Seyahatimiz kapsamındaki ilk durağımız Orta Dünya evreni. Tolkien evreni, fantastik kurgunun müthiş bir örneğidir. Yüzüklerin Efendisi’ne dair meşhur bir söylenti vardır. Bu söylentiye göre dünya ikiye bölünmüştür: Yüzüklerin Efendisi’ni okumuş olanlar ve okuyacak olanlar. Orta Dünya’nın binlerce yıllık tarihine hâkim olanlar bilir ki iki tür “karanlıkların efendisi” bulunmaktadır. Karanlıkların Efendisi namını kazanan ilk varlık tahakküme ve zorbalığa dayanarak hükmetmek isteyen Morgoth’tur. Gerekirse kendisine karşı çıkanları yok etmekten çekinmez. Düşman olarak gördüğü Elflerin Orta Dünya’daki tüm izlerini yok etmek için âdeta yemin eder. Morgoth, Orta Dünya’da kendi iradelerine sahip tüm varlıklardan nefret eder. Kendi iradeleriyle hareket eden canlıları ikna etmek istemez. Bu varlıkların kendi rızaları aracılığıyla boyun eğmesi veya rıza yoluyla Morgoth’a bağlanmaları mevzubahis bile değildir. Morgoth tarafından esir alınan Elfler için hızlı bir ölüm ödüllerin en büyüğüdür. Morgoth, esaret altına aldığı Orta Dünya’nın hür canlılarına eziyet etmeyi sever. Onların ruhlarını karartarak zulmetmek Morgoth’un âdeta yaşama amacı haline gelir. Beren ile Lúthien’in türküsünde Tolkien “esir edilmiş ve işkenceden geçirilmiş Elflerin tüyler ürpertici” hikâyelerine de yer verir (Tolkien, 2019).

Orta Dünya’da Morgoth’tan sonra hüküm süren en kötücül karakter ise Sauron’dur. Peki Sauron’u Morgoth’tan ayıran en temel özellik nedir? Sauron, Orta Dünya’daki canlılardan nefret eden bir efendi değildir. Sauron, mutlak düzenin kurulmasına kendini adamıştır. Sauron’un dünyasında düzeni yaratmanın en kestirme yolu gücü ele geçirmektir. Lakin Sauron’un tasavvurundaki düzen sadece kaba kuvvetle sağlanmaz. Sauron, canlıların iradesine hükmetmek ister. Sauron’un nihai hedefi Orta Dünya’nın hür halklarını yok etmek değildir. Sauron’un esas amacı hür halklara boyun eğdirerek kendi zihnindeki düzeni Orta Dünya’da kurabilmektir. Sauron, yeri geldiğinde kuvvet kullanmaktan elbette çekinmez. Ancak insanları kendi tasavvurundaki düzenin doğruluğuna ikna etmek konusunda çok mahirdir. Sauron’un en azılı düşmanları arasında yer alan Númenórluların acı kaderini hatırlayalım. Sauron, Númenór adasında yaşayan kadim insanların onun gücüne yenik düşeceğini bilir. Númenórluları kaba kuvvetle boyun eğdirmek yerine onları “kötülüğe” tapınmaya ikna eder. Kısacası Númenórlular kendi iradeleriyle korkunç bir karanlığa teslim olurlar. Çok tanıdık geliyor değil mi? Kendi iradesiyle karanlığa, otoriterliğe, sınırsız bir iktidara teslim olan insan sürüleri. Belki de insanlık tarihinin kayda geçirilmeye başlandığı günden beri aynı hikâyeyi binlerce kez yaşadık ve okuduk. Sauron da bu gerçeğin farkındadır. Orta Dünya’daki hür halkların, en azından bir kısmının, kendi iradeleriyle boyun eğeceklerini bilir. Onların rızasını kazanmak Sauron gibi hilekârlıkta ustalaşmış bir efendi için nedir ki? Tek Yüzük hakkındaki o meşhur Elf şiirini bir daha okuyalım:
“Üç Yüzük göğün altında yaşayan Elf Kralları’na
Yedisi taştan saraylarında yaşayan Cüce Hükümdarlar’a,
Dokuz Yüzük Ölümlü İnsanlar’a, ölecekler ne yazık
Bir Yüzük gölgeler içindeki Mordor Diyarı’nda
Kara tahtında oturan Karanlıklar Efendisi’ne
Hepsine hükmedecek Bir Yüzük, hepsini o bulacak
Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak
Gölgeler içindeki Mordor Diyarı’nda” (Tolkien, 2018)

Bu şiir ile hür halkların iradesine hükmetmek isteyen bir canlının niyetleri anlatılır. Sauron’un yüzükleri bahşettiği insanlar gönüllü bir şekilde O’na boyun eğen kişilerdir. Sauron tarafından insanlara bahşedilecek gücü samimi bir şekilde arzularlar. Sauron’a kendi rızasıyla boyun eğen insanlar istedikleri her şeye sahip olurlar. Ancak bir süre sonra gölgelerin içinde solmaya ve fiziki görünümlerini kaybetmeye başlarlar. Çünkü artık kendi özgür iradeleriyle hareket edebilecek bir noktada değillerdir. Sauron’un iradesinin bir parçası haline gelmişlerdir. Tolkien bize nasıl bir yol göstermiş olabilir? Deniz Erksan’ın belirttiği gibi “zaman ve mekânın ötesine geçip, bulunduğumuz yere dışarıdan bakmak” aslında büyük bir nimettir (Erksan, 2018). Tolkien rıza üretimi veya tahakküm aracılığıyla hüküm sürmenin farklı biçimlerini zamanın ve mekânın ötesine geçerek anlatır.
Stanislaw Lem Evreni
Lem’in yaşam öyküsü bize çok şey anlatmaktadır. Polonya’nın işgalinden sonra tutuklanan ve toplama kampında yaşayan Lem, boyun eğmek zorunda kalmanın ne demek olduğunu en iyi bilen yazarlardandır. Lem sadece tahakküm altında yaşamak zorunda kalmaz, aynı zamanda saf kötülüğün ve gücün de mağduru olur. Toplama kampında yaşadığı süre boyunca toplu dayak sahnelerine ve kara dumanların çıktığı krematoryumlara da göğüs gerer (Bilimkurgu Kulübü, 2015). Nazi rejiminin çökmesinin neticesinde Lem’in rahata erdiğini düşünmeyin lütfen. Demir Perde’nin bir parçasına dönüşen Polonya’da yaşayan Lem’in başı bürokrasi ile sürekli derde girer. Hatta Lem, Gelecekbilim Kongresi adlı kitabında bürokratik elitler ve halk kitleleri arasındaki ilişkiyi mizahi bir şekilde ele alır. Toplumsal rıza ve tahakküm üretme mekanizmalarını mükemmel bir şekilde anlatır. Kitaba göre yönetim, halkı teselli etmek istediği zaman “tesellim”, köleleştirmek istediği zaman “kölemisin”, bir olaya odaklanmalarını istediğinde de “dikkatonamid” isimli ilaçları verir (Bilimkurgu Kulübü, 2015). Kitabımızın meşhur başkahramanı Ljon Tichy çarpıcı bir eleştiri yöneltir: “İnsanlar kendilerine dayatılan her şeyi kabul etmeyeceklerdir” (Lem, 2020). Eleştiri oklarının hedefindeki yöneticimizin/bürokratımızın cevabı ise ironiktir. Yönlendirmenin yaşamın bütün katmanlarında görüldüğünü söyleyen bürokratımız kitlelerin rızasının ne kadar önemli olduğunun farkındadır.

Lem’in bilim kurgu romanlarında çok ciddi bir bürokratik vesayet ve sistem eleştirisi görürüz. Lem, milyonlarca insanın rıza üretimi yoluyla nasıl boyun eğdirildiğini en iyi bilenlerdendir. Aden isimli romanında insanların nasıl gönüllü bir şekilde boyun eğdiklerini bütün çıplaklığıyla tasvir etmiştir: “Bu, istedikten sonra, fiziksel herhangi bir şeyden çok daha berbat bir işkence aracı olabilir. İzole etmek, baskı altında tutmak ve zor kullanmadan zorlamak… Eğer bir zalim dikta süreci onun için eski güzel günler anlamına geliyorsa başka türlü bir şeyi düşünmek bile istemiyorum” (Lem, 2021). Ben bu satırları okurken oldukça etkilenmiştim. “Zalim bir dikta sürecinin eski güzel günler olarak” anılmasını düşünebiliyor musunuz? Bir dikta döneminin insanların zihninde meşrulaşabilmesi için kaos, savaş veya kıtlık gibi çok büyük felaketlerin yaşanması gerekir. O felaketlerin arkasından gelebilecek herhangi bir düzeni, isterse bir diktatörün eliyle şekillenmiş olsun, kaosa tercih edecek milyarlarca insan var. Bu durumu iyi gözlemleyen Lem, insanlardan fazla beklentisi olmayan bir yazardır. Lem, bilim kurgunun aynı zamanda bir siyasi eleştiri metnine dönüşmesini olanaklı kılmıştır. Bilim kurgu eserleri arasında Lem’inkiler kadar kuvvetli siyasi ve teolojik eleştirileri bulabileceğimiz kitapların sayısı sınırlıdır.

Sona Yaklaşırken
Bilim kurgu/fantastik kurgu romanlarında ya da distopyalarda kıyamet senaryoları sıklıkla karşımıza çıkar. Kâh evrenin uzak bir köşesinden gelen uzaylılar getirir bu sonu, kâh kontrol edemediğimiz doğa olayları. Belki de başka bir soru sormamız gerekir. İnsanlığın sonunun gelmesi için dünyanın dışından gelecek canlılara ya da doğa olaylarına ihtiyacımız var mı? İnsanlık kendi rızasıyla da kıyamete giden yolları döşeyemez mi? Walter Trevis tarafından yazılan Dünyaya Düşen Adam isimli bilim kurgu romanında aşağıdaki diyalog mevcuttur:
“Bryce: Kendi yıkım şeklini seçme hakkı yok mu insanlığın?
Newton: İnsanlığın böyle bir hakkı olduğuna gerçekten inanıyor musunuz?
Bryce: Evet. Hayır. Bilemiyorum. İnsanın yazgısı diye bir şey var mı? İnsanın kendini yaratma hakkı, kendi yaşamını yaşama ve bunun sonuçlarına katlanma hakkı…” (Trevis, 2022).

Newton’ın sorduğu sorunun benim nezdimdeki cevabı belli. Evet, insanın kendi yıkım şeklini seçme hakkı vardır. Ayrıca insanoğlu kendi yıkım şeklini seçerken bunun sonuçlarına katlanma yükümlülüğüne de sahiptir. Sınırsız bir güce gönüllü şekilde boyun eğmeyi tercih eden insanların/ulusların hikâyeleri çok şey anlatır. Tarih boyunca süregelen bu hikâyelerin en edebî şekilde anlatıldığı türler arasında yer alır bilim kurgu, fantastik kurgu ve distopya. Kimi zaman bu hikâyeler mutlu şekilde biter. Kimi zamansa, distopyalarda olduğu gibi, bu hikâyelerin sonunda insanoğlunu gaddarlık ve vahşet bekler. İnsanoğlu gibi durup yorulmadan kendi kıyametini arayan başka bir tür daha var mıdır? Zannımca hayır. Ancak yine de ümit her zaman vardır. Gandalf’ın “Hiçbir zaman fazla umut yoktu, sadece bir budalanın umudu” sözleri hatırımdan çıkmıyor. Tarih kitaplarından ders çıkarmak yerine bilim kurgu veya distopyalardan faydalanmaya ne dersiniz? Belki bizi de bir budalanın umudu kurtarır.
Gizem Magemizoğlu
Ankara Üniversitesi’nde doktora öğrencisidir.
Kaynaklar
Bilimkurgu Kulübü (2015). “Bilimkurgu Edebiyatının Aristokratı: Stanislaw Lem”, https://www.bilimkurgukulubu.com/edebiyat/bilimkurgu-edebiyatinin-aristokrati-stanislaw-lem/.
Erksan, D. (2018). “Sunuş”, Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği, İstanbul: Metis Yayınları, s. 15-18.
Lem, S. (2021). Aden. İstanbul: Alfa Yayınları.
Lem, S. (2020). Gelecekbilim Kongresi. İstanbul: Alfa Yayınları.
Tolkien, J. R. R. (2019). Beren ile Lúthien. İstanbul: İthaki Yayınları.
Tolkien, J. R. R. (2018). Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği. İstanbul: Metis Yayınları.
Trevis, W. (2022). Dünya’ya Düşen Adam. İstanbul: İthaki Yayınları.


Yorum bırakın