
1945 yılının Eylül ayında, Yom Kipur’dan bir önceki Şabat günü İzmir
Yahudi cemaati, Kaal Kadoş Talmud Tora Hevra Sinagogu’nda düzenlenecek
bir konferansa davet edilir. Rav David Eskenazi’nin vereceği bu
konuşmaya tüm kadın ve erkeklerin katılımı beklenmektedir. Bu “Komunikado” daveti, Latin harfleriyle ve Judeo-Espanyol dilinde kaleme alınmıştır. Ancak davetin sonunda yer alan kısa ve samimi not, Solitreo alfabesiyle yazılmıştır: “Roga a todos los yehudim ke no gan presa los senyores hazanim visto a eyos aran lo menester a tiempro.”
Türkçesi; “Tüm Yahudilerden, hazanları acele ettirmemeleri rica olunur; zira onlar gerekli olanı zamanında yapacaklardır.”
Yani, oruç açmak için kimse duayı yöneten hahamları acele ettirmesin! Resmî yazışma Latin harfleriyle yapılırken devamındaki samimi not Solitreo harfleriyle yazılmıştır. Bu farklı yazı biçimleri tesadüf değildir. Bu yazıda bu alfabeden bahsetmek istiyorum: Solitreo nedir, bugün dünyadaki ve Türkiye’deki vaziyeti nedir? Bu alfabeyi öğrenmenin, öğretmenin bir anlamı var mı, var ise Türkiye’de geleceği ne olabilir? Fikrimi belirtirken bu alfabeyle haşır neşir olmuş birkaç kişinin görüşlerini de sizlere sunacağım.[1] Eğer varsa, Türkiye’de bu alfabeye nasıl bir gelecek düşünebiliriz? Kendi düşüncelerime ek olarak, bu yazıda Solitreo’yla haşır neşir olmuş bazı kişilerin görüşlerini de sizlerle paylaşacağım.
Solitreo Nedir?
Solitreo, İbrani alfabesinin kıvrak hatlı el yazısı biçimidir. Arap alfabesi için Rika neyse odur diyebiliriz. Tıpkı Latin ve Arap alfabelerinin farklı dilleri yazmak için kullanıldığı gibi, Solitreo da İbranice, Aramice, Judeo-Arapça gibi farklı diller yazmak için kullanılmıştır. Bu yazıya konu olan kullanım, Judeo-Espanyol yani Yahudi İspanyolcası dilindedir.
Küçük Bir Not: Yahudi İspanyolcası Nedir?
1492 Elhamra Kararnamesi ile (öncesinden başlayarak ve sonrasında devam ederek) İber Yarımadası’ndan sürülen Yahudiler Osmanlı topraklarına yerleştiler. Bu göçle getirdikleri o dönemin İspanyolcası, zamanla Osmanlı coğrafyasının dilleriyle, Türkçe, Yunanca, Arapça kelimelerle ve İbranice bazı dinî terimlerle birleşti. Toplumun kendi içinde bu dile verilen ad (yani endonim) hâlâ “İspanyolca”dır. Fakat bu dil, günümüz modern İspanyolcasından (Kasteyano) telaffuz ve kelime dağarcığı noktasında ufak farklar barındırır. Örneğin İspanyolcada ¿Cómo estás? denirken Judeo-Espanyol’da Komo estas? denir. Cevap olarak ise muchas gracias yerine Fransızca kökenli mersi muncho denir, hatta ardından Mashallah! gibi Türkçe bir karşılık verilebilir.
Günümüzde net bir veri bulunmamakla beraber dünya çapında Judeo-Espanyol konuşan elli bin civarı insan olduğu tahmin ediliyor.[2] Türkiye’de bu rakam yaklaşık sekiz bin kişi.
Judeo-Espanyol mu, Ladino mu?
Judeo-Espanyol için aynı zamanda “Ladino” ve “Judezmo” terimleri de kullanılır. Osmanlı Arşivleri’nde “Yahudice,” “Musevice” ve “İspanyolca” olarak anıldığını da görmüşlüğüm var. Günümüzde Türkiye’de daha yaygın kullanımı “Ladino”dur, fakat Silvyo Ovadya’nın da açıkladığı üzere Judeo-Espanyol terimi daha yerindedir:
“Ladino dinî metinlerin İbraniceden kelime kelime İspanyolcaya çevrilmiş halidir. Gramer yapısı İspanyolcaya uymaz. Örnek verirsek, Pesah’ta okuduğumuz Agada kitabında Ladino örnekleri çoktur. Oradaki cümleler devriktir, çünkü birebir İbraniceden çevrilmiştir. Bu nedenle Ladino ve Judeo-Espanyol farklıdır. Ladino, kelime kelime çeviridir; Judeo-Espanyol ise yaşayan halk dilidir.”[3]
Judeo-Espanyol’un Rika’sı Solitreo: Nerelerde Kullanılırdı?
Judeo-Espanyol metinler el yazısı ile yazılırken ağırlıklı olarak Solitreo kullanılırdı. Matbaanın yaygınlaşması ile beraber Rashi karakterleri daha çok kullanılır oldu. 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde, tüm Osmanlı’nın Avrupalılaşma süreci ile beraber ülkede çeşitli mission civilizatrice okulları açıldı. Bunların arasında Alliance Israélite Universelle de bulunmakta. Başta Alliance okulları olmak üzere Fransızca, İtalyanca, Almanca gibi dillerde eğitim veren misyoner okullarının öğrencileri de Judeo-Espanyol’u yazarken Latin alfabesi kullandılar.
Bunun dışında el yazması mektuplar, defterler ve toplumsal yazışmalarda Solitreo’nun kullanılmaya devam ettiğini görüyoruz. Örneğin 2014 yılında kaybettiğimiz Beki Bardavit, 2007 yılında tamamladığı doktorasında babasının 1908 tarihli Talmud Tora defterlerinde ve aile içi yazışmalarda Solitreo’nun kullanıldığını aktarıyor:
“Babamın Talmud Tora defterlerinin bazı tıpkıbasımlarında üstünde 1908 tarihi yazılı idi ve babam 1894 yılında doğmuştu. Başka birtakım defterler çok küçük olup içinde hem aritmetik, hem Fransızca sözcük açıklamaları vardır. Türkçeden eser yoktur. Yazılar İbranicenin bir nebze kolayı olan Solitreo ile yazılmıştır. Raşi güç bir yazı idi ve İbraniceye benzerdi. Bu yazıyı öğrenmek için okul eğitimi gerekirdi. Ve bu yazı aynı adı taşıyan Raşi adında bir hahamın buluşudur. Solitreo, Raşi’den çok daha kolay bir yazıydı. Solitreo’yu annem, babam ve yaklaşık tüm Yahudiler neredeyse bilirdi. İlk bakışta yine Arapça veya İbraniceye benzerdi ve her iki yazı da (hem Raşi hem Solitreo) sağdan sola yazılırdı. Annem Amerika’daki ağabey, abla ve kardeşleri ile sürekli Solitreo alfabesi ile yazışırdı. Çok hızlı yazar ve anında okurdu.”[4]
Günümüzde aktif olarak Solitreo kullanılmıyor olsa da geçtiğimiz aylarda bu yazıyı kamusal alanda sergilenirken görmek mümkündü. Kasım 2024 – Mart 2025 arasında Türk Musevileri Müzesi’nde “Osmanlı ve Türk Ketubaları (Evlilik Taahhütnameleri)” sergisi düzenlendi.[5] Bu sergide İstanbul, İzmir, Edirne, Sivastopol gibi farklı Yahudi cemaatlerine ait 1830’lardan günümüze uzanan yaklaşık 50 ketuba sergilendi. İmzaların çoğu Solitreo alfabesi ile yazılmıştı.

Tarihin Kilidini Açan Bir Anahtar
Mektuplar, defterler ve toplumsal yazışmalarda bizzat Yahudiler tarafından kullanıldığı için Solitreo, biz tarihçiler açısından özel bir öneme sahip. Adeta E.P. Thompson’ın ortaya koyduğu “aşağıdan tarih,” Carlo Ginzburg‘ın mikrotarih anlayışı ve Michael Firsch’in “anti-tarih” ve “daha-tarih” yaklaşımları çerçevesinde geçmişin kilidini açabilmek için Solitreo nadir ve kıymetli bir anahtar görevi görüyor.
Bu unutulmaya yüz tutmuş yazıyı öğrenmek için bir neden daha var: Reconquista, Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı’nın dağılması ve ulus devletlerin kurulmasıyla olan toplu göçler ya da 1948 sonrası İsrail’e doğru yaşanan hızlı göç gibi nedenlerle Sefarad Yahudileri dünyanın dört bir yanında dağınık yaşar. Bahsi geçen Sefarad Yahudileri, yaşadıkları ulus-devletlerin dillerini ana dil olarak benimsemeden önce, bazen sonrasında dahi, Judeo-Espanyol diliyle, çoğunlukla Solitreo alfabesi ile yazılmış mektuplarla iletişimlerini sürdürdüler. Sadece bölgesel değil, küresel ağları da çalışan tarihçiler için, özellikle haberleşme biçimleri ve duygusal sürekliliği anlayabilmek adına Solitreo’yu öğrenmek büyük önem taşır.
Türkiye’de Solitreo Çalışmaları Var mı, Olmalı mı?
Henüz Türkiye’de Solitreo Çalışmaları alanı veya Solitreo üzerine yapılmış akademik bir çalışma bulunmuyor. Ancak zaman içinde yeterli insan kaynağı ve kurumsal ilgi sağlanırsa yapılması mümkün. Öncelikle bu çalışmaların başlatılması; UNESCO tarafından “tehlike altındaki diller” arasında sınıflandırılan Judeo-Espanyol’un korunması veya en azından toplumsal hafızada yaşatılması için önemli bir adım olur. Bu çaba aynı zamanda Türkiye topraklarında yer alan beş yüz yıllık Sefarad Yahudi mirasının korunması açısından önem taşır.
Solitreo yazısının korunması, yalnızca dil bilimsel bir çalışma değildir, aynı zamanda gündelik hayatın izlerini taşıyan yazışmalardaki hatıraların da korunmasını sağlar. Türkiye Yahudileri ile ilgili araştırmaların çoğu sözlü araştırmalara dayanıyor, fakat yazılı belgelerin sunduğu özgün ve aktarılabilir tanıklıklar göz ardı edilmemeli. Özellikle azalan nüfusu düşündüğümüzde, Nisya İşman Allovi’nin dedikleri önem arz etmektedir: “Bugün müzede belgelenen yaşamlar, bir zamanlar burada yaşayan Yahudi toplumunun hafızasıdır. Bir yüzyıl sonra bu insanlar burada olmayacak. Ama belgeler kalacak.”[6]
Solitreo yazılarını çalışmak yalnızca Yahudi toplumunun kültürel mirasını değil, Türkiye’nin ortak tarihî mirasını da yakından ilgilendiriyor. Bugün Amerika’da, Avrupa’da, İsrail’de yaşayan, Türkiye ve Balkanlar kökenli bir sürü Sefarad Yahudisi’nin hikâyesi aslında Türkiye’nin tarihinin de bir parçası. Solitreo alfabesine ilgi çekmek, onu öğretmek ve korumak, Türkiye’nin kültürel çeşitliliğini sahiplenmenin bir yolu olarak gösterilebilir. Nasıl ki Arap alfabesi, Ermeni alfabesi veya Rum harfleri geçmişimizin bir parçasıysa Solitreo da aynı şekilde bu zengin tarihsel dokunun bir parçasıdır.
Bu kültürel devamlılığın sağlanması iki açıdan önem taşır. Hepimiz kendi aile büyüklerimizden kalan mektupları okuyabilmeyi, onların sesini zamanın ötesinden duyabilmeyi isteriz. Türkiye’de hâlâ yaklaşık on beş bin Sefarad Yahudisi yaşamakta. Her birimizin geçmişiyle ilişkilenebilmesi, yalnızca kişisel aile bağlarımızın kuvveti için değil, toplumsal hafızamız ve kültürel sağlığımız için de gerekli. Fakat bunun yanında, Sefarad Yahudisi olmayanların da bu mirasa sahip çıkmaları önem arz eder. Türkiye’nin çok kültürlü geçmişini tanıması ve bu çeşitliliği korumasının ülkemiz açısından uluslararası alanda olumlu sonuçları vardır. Farklı dilleri ve alfabeleri içeren turlar, belgeseller ya da yayınlar, tarihsel derinliğimizi vurgular ve kültürel üretimimize fark katar. Ayrıca hem yerel hem küresel ölçekte dikkat çeken, özgün ve kapsayıcı bir Türkiye anlatısı inşa edebilir.
Nasıl Yapmalı? – Tarihçilere Bir Çağrı
Şu anda Solitreo alfabesi herhangi bir örgün eğitim müfredatında yer almıyor. Ancak üniversite seviyesinde bu eğitimi almak mümkün. Bar Ilan Üniversitesi’nde Salti Enstitüsü, Washington Üniversitesi’nde Stroum Merkezi ve Oxford Üniversitesi Nadir Yahudi Dilleri Programı (Oxford School of Rare Jewish Languages) Judeo-Espanyol dersleri sırasında bu alfabeyi öğretiyor. Türkiye’de Sefarad Kültürü Araştırma Merkezi gibi kurumların geçmişte düzenledikleri çalıştaylarda Solitreo’ya değinildi, fakat dil şu anda herhangi resmi bir kurumda öğretilmiyor.
Gayriresmi çalışmalarla YouTube üzerinden halka açık bir şekilde bu alfabenin nasıl okunacağı anlatılıyor. Örneğin Washington Üniversitesi David Bunis ile beraber, yazının temel özelliklerini İngilizce olarak anlatan videolar yayımladı.[7] Ben de EcdadFest adlı YouTube serimde amatör bir şekilde bu yazının nasıl okunabileceğine dair ipuçları paylaşıyorum. Bu videolar insanların ilgisini çekmek ve genel kültürde bu alfabenin varlığına dair farkındalık oluşturmak adına faydalı. Ancak, esaslı ve sürdürülebilir bir katkı için Solitreo’nun üniversite düzeyinde ve müfredat kapsamında öğretilmesi gerekir.
Avrupa ve Amerika’da Solitreo belgeler ile yapılan çalışmalar Yahudi Çalışmaları alanında yürütülüyor. Örneğin Fransa’da Cahiers du Judaïsme gibi yayınlar, INALCO gibi kurumlar bu alana yer veriyor. Mevcut durumda Türkiye’de bu alanı açmak pek olası değil. Bunun hem yapısal bürokratik nedenleri hem de uzman eksikliği gibi pratik engelleri var. Şu an ülkemizde Solitreo’yu okuyabilen kişilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Yusuf Altıntaş, Can Evrensel Rodrigue, Dr. Siren Bora gibi nadir değerlerimiz var. Uzun dönemde yerli Solitreo uzmanlarımızın yetişmesi, ancak yurt dışından gelen bilginin aktarılmasıyla mümkün olabilir.
Bu noktada, Solitreo’nun hangi disiplinler içinde ele alınabileceği sorusu önem kazanıyor. İlk akla gelen dört alan tarih, dil bilimi, kültürel miras ve sosyoloji. Özellikle Tarih bölümü öğrencileri halihazırda farklı dillerdeki belgeleri incelemeye alışkın olduklarından Solitreo’ya ilgi duyabilir ve bu alanda derinleşebilir. Osmanlı Türkçesi, Latince, Antik Yunanca, Japonca gibi araştırma dillerinin yanına Solitreo da eklenebilir. Öğrencilerin yeni bir yazı sistemini tanıması ve çözümlemeye başlaması filolojik becerilerini geliştirir. Farklı yazı sistemlerinin birbiriyle karşılaştırılması, özellikle yazım tarzı açısından Solitreo’nun rika ile gösterdiği benzerliği düşünürsek, transkripsiyon sürecindeki sezgisel becerileri artırabilir.
Nasıl Saklamalı? – Dijitalleşmek Bir Çözüm Olabilir
Günümüzde dijital arşivler erişilebilirliğiyle ve sürdürülebilirliğiyle araştırmacılar için pratik bir mecra. Son zamanlarda Solitreo belgelerin arşivlenmesi ve üzerine çalışılabilmesi için yapılmış en dikkat çekici çalışmalardan biri, Teksas Üniversitesi bünyesinde Brian Kirschen’ın hazırladığı “Documenting Judeo-Spanish” projesi.[8] Bu projenin kapsamında Solitreo ile yazılmış mektuplar, günlükler, şiirler ve toplumsal tutanaklar bulunmakta. 25 tane belgenin Latin harfli transkripsiyonu, İngilizce çevirisi ve sesli okuma kayıtları dijital olarak erişime açık.
Benzer bir modelin Türkiye’ye uyarlanması mümkün. Her ne kadar nadir de olsa Osmanlı Arşivleri’nde Solitreo ile atılmış imzalara rastlanabiliyor. Bunun yanında 500. Yıl Vakfı Müzesi arşivinde bulunan Solitreo mektuplar, defterler ve kitaplar üzerine yazılan notlar da dijitalleştirilebilir. Vakfın başkanı Silvyo Ovadya da İzmir, Karataş, Kemeraltı gibi bölgelerde çok sayıda tarihî evrak olduğunu; bunların toplanıp bir müzeye dönüştürülebileceğini ifade ediyor. Belge sahiplerinin evrakları vermek istememesi, maddi beklentiler ve fon eksikliği gibi engeller aşıldığında bu projeyi başlatmak mümkün olabilir.
Transkripsiyon yani el yazısı metinlerin harf çözümlemesi ve okunması dijital beşeri bilimler alanının en çok gelişmekte olan çalışma sahalarından birisi. Bugün Solitreo yazmak isterseniz, Google Fonts kütüphanesinde bu alfabe için hazırlanmış bir yazı tipi bulunuyor. İleride OCR (Optik Karakter Tanıma) teknolojileri alanında projeler yürütülebilir. Örneğin Technion Üniversitesi’nde Solitreo metinlerin OCR ile çözümlenmesine yönelik bir deneme yapıldı.[9]
Bu tür projelerin gelişmesi NLP (Doğal Dil İşleme) uygulamalarında da Judeo-Espanyol çalışmalarındaki verimi artırabilir. Judeo-Espanyol ile Türkçe arasındaki çevirilerin süreçleri otomatikleşebilir ve hızlanabilir, bu da kültürel mirasın dijital analizi alanında gelişme sağlar. Örneğin, Benjamin Charles Germain Lee’nin yürüttüğü proje, Judeo-Espanyol basınındaki reklamları ve haberleri makine öğrenmesi ile tarayarak trend analizleri yapıyor. [10] Uzun vadede dijital tecrübemiz arttıkça, eksik veya hasarlı metinlerin tamamlanması kolaylaşır ki bu Solitreo diliyle yazılmış mektuplarda sıkça rastladığımız bir durum.
Sonuç
Türkiye’de Solitreo çalışmalarına dair mevcut durum, biraz umut, biraz umutsuzluk ve yoğun bir sorumluluk barındırıyor. 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi müdürü Nisya İşman Allovi bu yazı sistemine ait belgelere nadir ulaşıldığını, Solitreo okuyabilen insan sayısının çok az olduğunu, artık toplum içinde dilin neredeyse hiç bilinmediğini, dolayısıyla kolay öğrenilmediğini belirtiyor. Silvyo Ovadya ise, bir ihtimal dahi olsa, bahsettiğimiz sorunlar aşılırsa, müzeleşme, akademik eğitim, dijital arşivleme ve diaspora işbirlikleriyle bu alanın geliştirilebileceğine inanıyor. Ancak bu alanda çalışmak isteyen araştırmacıların yalnızca Solitreo’yu değil, Judeo-Espanyol dilini, Fransızcayı ve İbraniceyi de bilmeleri gerektiğini vurguluyor: “Nasıl ki eskiden hahamlar özel okullarda yetişirdi, şimdi de araştırmacılar aynı özenle yetiştirilmeli.”
Türkiye’de bu alanda ilerlemek isteyen araştırmacılar için internet üzerindeki kaynakları kullanmak şart. Ben de bu süreci yaşayan biri olarak, Rachel Bortnick’in önderliğindeki Ladinokomunita gibi forumlardan, Kirschen’ın Documenting Judeo-Spanish projesinden, Enkontros Del Alhad gibi seminer serilerinden ve OSRJL (Oxford School of Rare Jewish Languages) kurslarından faydalandım. Bu platformlar dil becerilerini geliştirmek için harika başlangıç fırsatları sunuyor. Ancak uzun vadeli, kalıcı bir katkı sağlamak için bu çabaların akademik bir çerçeveye oturması gerekiyor. Bunun için de nitelikli kişiler yetiştirmek çok önemli.
Sadece Solitreo bilmek akademik çalışma için yeterli midir? Dr. Siren Bora’ya göre kesinlikle hayır: “Solitreo sadece bir alfabeden oluşan bir bilmece ve onun çözümünden ibaret değildir. Onu okuma becerisini kazanmak için yeterli koşullara sahip olmak gerekir. Yahudiliği, Yahudi tarihini, bölgesel Yahudi tarihlerini, İbraniceyi ve bölgesel dilleri ve alfabeleri bilmeden bu alfabeyi çözmek, sadece basit bir çevirmen unvanı kazanmayı sağlar. Dolayısıyla tek başına bu alfabenin öğretimi boşlukta asılı kalan kimliksiz bir yapbozdan ibarettir.”[11] Hocamızın dediği gibi, Solitreo çalışmalarının anlam kazanabilmesi için bu çalışmaları bağlamına oturtabilmek çok önemli. Bunun için de nitelikli kişilerle çalışmak ve nitelikli bir çalışma alanı yaratmak gerekiyor.
Sonuç olarak, tüm zorluklara rağmen bu konuda umutluyum. Akademik alanda çoğu zaman Batı’nın gerisinde kaldığımızı düşünüyoruz. Oysaki yavaş ilerlememizin sebebi olan Türkiye’nin karmaşık tarihsel dokusunu, geç kalmışlığın değil çok katmanlı bir zenginliğin yansıması olarak da görebiliriz. Coğrafyamız olağanüstü bir kültürel miras barındırıyor.iz bu mirasın hangi alanına dikkatimizi verirsek o alanda derinleşme fırsatı yakalarız. Şahsen Solitreo’nun bu dikkati hak ettiğini düşünüyorum. Bu yazıyı okuyanların sayısı bugün beş kişiyken yarın on kişi olursa, bu bile çok kıymetli bir kazanım olacaktır.
Defne Özözer
[1] Ege Yahudiler tarihi uzmanı Dr. Siren Bora’ya, 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi Müdürü Nisya İşman Allovi’ye, 500. Yıl Vakfı Başkanı Silvyo Ovadya’ya ve Can Evrensel Rodrigue’e paylaşımları için çok teşekkür ederim.
[2] Nüfus sayısına erişebileceğimiz resmî bir kaynak bulunmuyor. Etnologue internet sitesine göre güncel sayı 51.000. 2014’te UNESCO’ya göre bu sayı 100.000 idi. https://www.unesco.org/en/articles/unesco-conference-highlights-place-judeo-spanish-heart-cultural-diversity-and-intercultural-dialogue#:~:text=Headquarters on 6 June)
[3] Silvyo Ovadya ile 03.04.2025 tarihli görüşmemizden alıntılanmıştır.
[4] Bardavit, Beki. “JUDEO-ESPANYOL ATASÖZLERİNDE 1850-1950 ARASI ÇORLU MUSEVİLERİNİN GÜNLÜK YAŞAMI.” Istanbul Üniversitesi, 2007. S.48-49
[5] https://www.muze500.com/tr/gecmis-etkinlikler/detay/osmanli-ve-turk-ketubalari-evlilik-taahhutnameleri-sergisi-schneidertemple-turk-musevileri-muzesi-ve-izmirde-sergilendi.html
[6] Nisya İşman Allovi ile 17.04.2025 tarihli görüşmemizden alıntılanmıştır.
[7] https://jewishstudies.washington.edu/sephardic-studies/how-to-write-soletreo-ladino-alphabet-with-david-bunis/#:~:text=Soletreo%20is%20the%20written%20alphabet,Bunis
[8] https://texlibris.lib.utexas.edu/2021/08/read-hot-and-digitized-documenting-judeo-spanish/#:~:text=The%20Documenting%20Judeo,text%20in%20Romanization%20of%20Judeo
[9] https://sipl.ece.technion.ac.il/projects/project-details/?prj_id=7306#:~:text=In this work%2C two architectures,improved results%2C some of these
[10] https://www.degruyterbrill.com/document/doi/10.1515/9783110744828-010/html?srsltid=AfmBOopHJDe5yPYI6XTCyCNLEtU6aeeZqxKaJSEPTjUb4pjYUEDRHNSD#:~:text=The Digital Humanities and the,order to argue how
[11] Siren Bora ile 06.10.2024 tarihli yazışmamızdan alıntılanmıştır.

Yorum bırakın