Kilis’teki Sinema Geleneği Bağlamından Sinemanın Sosyal Hayat Üzerindeki Etkisi Üzerine Bir Hafıza Çalışması
Sinemanın diğer sanat dallarının aksine toplumun her kesimine ulaşabilmesinin birçok nedenini sıralamak mümkündür. Sinema, henüz doğmasıyla birlikte hızlı bir şekilde kentlere ulaşmıştır. Zira hâlihazırda var olan tiyatro, gösteri salonları veya kafe, restoranlarda gösterimler başlamıştır. Bu nedenle bu tarz bir salona sahip olan her kent, sinema ile hızlıca tanışma fırsatı bulmuştur. “Sinemanın gelişmeye başladığı yıllar göz önüne alındığında, sinemanın en belirgin özelliğinin öncelikle bir ‘kent’ eğlencesi olduğu anlaşılmaktadır” (Kırel, 2018, s. 67). Sinema, gelişmeye devam ettikçe salonlar da sinemaya özel bir şekilde inşa edilmiş ve bu salonlar kent sakinlerinin buluşma alanına dönüşmüştür. Özellikle küçük kentlerdeki insanlar sinemada buluşmayı, daha önce evde veya başka buluşma alanlarında gerçekleştirdikleri ritüellerini sinemada gerçekleştirmeyi tercih etmiştir. “Sinemaya gitmek gündelik yaşamımızda bizi bulunduğumuz yere, kente ve diğer insanlara bağlayan bir eylemdir” (Kırel, 2018, s. 28). Bu anlamda “sinema tam anlamıyla bir kitle sanatıdır […] Tam olarak yalnız yapılan bir faaliyet de değildir. Aileyle, okulla, arkadaş gruplarıyla ve sevgiliyle gidilebilir. Sinema, bütün bu grupların bir arada katılmaktan mutluluk duydukları bir faaliyettir” (Jarvie’den aktaran Kırel, 2018, s. 29). “Ayrıca sinema salonlarında yardım toplantıları, galalar, konserler de düzenlenmektedir. Bu durum salonların sadece film izlemeyle ilişkilendirilmemesi gerektiğini, salonların sosyal hayatın devamını sağlayan önemli ritüellerin de mekânı olduğunu gösterir” (Kırel, 2005, s. 229). Hatta bazen sinema salonlarının film izlemek dışında toplu olarak yapılan ritüellere ev sahipliği yapmasının yanında seyirciye gerçek anlamda bir deneyim sunduğu da tespit edilmiştir.
Sinema deneyimi, kişilerin sinema salonunda film izlerken yaşadıkları her türlü seyir deneyimini kapsar. Bu deneyim içinde filmi, çeşitli kimliklerde ve bilinçliklerde izlemek; salondaki diğer izleyicilerle ortak bir deneyimi paylaşmak, karanlık salonda, projektörün aydınlattığı beyaz perdedeki görüntüleri izlemek, bir tür sözleşme yapmak; izleyicilerle film aracılığıyla etkileşmek; perdedeki karakterlerle duygusal bir ilişki geliştirmek; film aralarında yemek, içmek; sinema mekânıyla farklı bir ilişki yaşamak; film sonrası filme dair duygu ve düşünceleri çevreyle paylaşmak gibi pratikleri barındırır (Akbulut, 2014, s. 4-5).
Görüldüğü gibi sinema deneyimi birçok farklı etkeni içeren bir edimdir. Fakat bazen tüm bu deneyimleri içinde barındıran daha kapsamlı alışkanlıkların da yaşandığı gözlemlenmiştir. Bunun en spesifik örneği ise altmışlı-yetmişli yıllarda ülkemizin henüz küçük bir ilçesi olan Kilis’te yaşanmıştır. 1960 ile 1980 yılları arasında Kilis’teki sinema salonları, evlenen çiftlerin düğününe ev sahipliği yapmıştır. Televizyonun yavaş yavaş sinema seyircisini eve kapatması, ülkede gelişen politik atmosfer gibi genel sebepler ve ilçe özelinde yaşanan bazı talihsizlikler, bir süre sonra bu alışkanlığın son bulmasına sebep olmuştur. Sadece o dönem yaşayan kuşağı değil aynı zamanda bir sonraki kuşağı da dilden dile dolaşan efsanesiyle etkisinde bırakan düğün sineması, Kilis’te ilk açılan sinema salonunun sahibi Haşim Özyurt’un fikriyle serüvenine başlamıştır. Bu yirmi yıllık süreç, gerek o dönemi bizzat deneyimleyen annem Şenel Büdüş ile yapılan, gerekse bu konu hakkında daha öncesinde yapılmış çeşitli derinlemesine görüşmelerden faydalanılarak ele alınmıştır. “Bir kişiyle geçmişinde yaşadığı olaylar, inançlar, duygular hakkında yapılan görüşmeleri” (Neuman’dan aktaran İlbuğa, 2021) kapsayan sözlü tarih araştırması olarak nitelendirebileceğimiz bu görüşmeler, unutulmaya yüz tutmuş bir süreci bir nebze de olsa aydınlığa kavuşturmanın en etkin yöntemlerinden biridir.
Tuba Büdüş tarafından hazırlanan Kilis’teki düğün sinemasını konu alan raporun tamamına aşağıdan ulaşabilirsiniz.


Yorum bırakın