,

Arkas Sanat Merkezi’ni Gezerken Düşündüklerim

Yakın arkadaşlarımla kendi aramızda sohbet ederken kullandığımız bir deyim var: “sazı eline almak.” Bu deyimi kullandığımızda, karşısındaki ne söylerse söylesin dinlemeden, muktedir bir tavırla  bir şeyler dikte eden amca ve teyzeleri hayal edebiliriz. Sazı yine eline aldı diye söyleniriz haklarında. Bugün de müsaadenizle Yarının Kültürü’nün kurucusu sıfatıyla “sazı elime alacağım.”

Yarının Kültürü’nü kurarken Tanpınar’ı haklı çıkarırcasına politik iklime bir noktada angaje olacağımızı tahmin edebiliyordum. 6 Şubat depremleri ve İBB Başkanı İmamoğlu’nun tutuklanması bu düşüncemi haklı çıkardı. Türkiye’de kültür konuşacak bir ortam kalmıyordu. Ama inatla ve umutla, Pembe Köşk’te muhafaza edilen İsmet İnönü’nün arşivinin Lozan Barışı’nın 100. yılı dolayısıyla açılışını ve önde gelen araştırmacılarımızdan İsmail Kara’nın arşivinin açılışını haftalık yayınlarımızı durdurmak pahasına yayımladık. Aynı şekilde, şimdi yerinde yeller esen Antalya Müzesi’nin yıkımıyla ilgili bir haber yayımladık. Şimdi bu haberlerin yeni bir veçhesiyle karşı karşıyayız, bu yüzden bu yazıyı kaleme alıyorum.

Kişisel Kütüphanelere Hücum!

Eylül ayında peş peşe iki olay yaşadık. İlki, bir gece vakti Resmî Gazete’de yayımlanan bir yönetmelik idi. “Yazma ve Nadir Basma Eserlerin Tespit ve Tescili Hakkında Yönetmelik” başlıklı bir yönetmelik yayımlandı. Bu yönetmelik, 1 Kasım 1928 öncesi yazılan tüm kitapları nadir eser statüsüne kavuştururken koleksiyonerlere, ellerinde bulundurdukları yazmaları devlete bildirme mecburiyeti veriyordu. Yine bu bağlamda, devlet kütüphanelerinde eksik bulunan bir nüshayı, ucu açık ifadelerle ilgili kurum, kişisel mülkü edinme hakkına kavuşuyordu. Son olarak, tüm yazmaların bir arada toplanması fikri bambaşka bir garabet doğuruyordu, birbirinden özel ve değerli Topkapı Sarayı koleksiyonunun herhangi bir cönkle buluşması… Neyse ki uykudaki kültür camiamız gerekli tepkiyi sahaflar üzerinden verdi de metnin düzeltileceğine dair haber duyuldu.

Selimiye’yi Kazımak…

Bunun hemen ardından, Mimar Sinan’ın Edirne’deki mirası Selimiye Camii’nin kubbesine yapılması gereken müdahale gündeme geldi. 16. yüzyılda var olup olmadığını bile bilmediğimiz bir katmanı ortaya çıkarma bahanesiyle kubbedeki en güzel detaylar kazınmaya kalkıldı. Oysa hiç uzağa gitmeye gerek yoktu, Sultan II. Abdülhamid’in İstanbul Üniversitesi’nde saklanan albümlerinde kubbenin en azından yüz küsur yıldır hiç değişmediği açıkça ortaya koyulabiliyor. Taşın, mermerin, kubbenin hafızasındaki yüzyıllık birikimleri silmek, geçmişi korumak ve muhafaza etmek değil, çarpıtmaktır. Yine aynı gelenek içindeki Âkif’in mısraını anmak yerinde olacaktır sanıyorum: “Yıkmak, insanlara yapmak gibi kıymet mi verir?/Onu en çolpa herifler de, emîn ol, becerir./Sâde sen gösteriver “İşte budur kubbe!” diye;/İki ırgadla iner şimdi Süleymâniyye./Ama gel kaldıralım dendi mi, heyhat, o zaman,/Bir Süleyman daha lâzım yeniden, bir de Sinan.

Bu yaklaşımlarda muhafazakâr kültüre saldırı anlamında çelişki arayanlara da bir şeyi hatırlatmak isterim: Bu konuda bir çelişkinin olmadığını düşünüyorum çünkü temel dert, gerçekten muhafaza etmek değil; kendi tahayyül ettikleri bir “muhafazakâr nesil” için tarihi, kültürü ve sanatı yeniden kurgulamak. Yani korumak değil, şekillendirmek.

Şimdi İç Ferahlığı

Üst üste gerçekleşen bu iki kültürel olayın dumanı hâlâ tüterken ülkemizdeki bir kültür vadisine çevirelim pusulamızı. Çünkü birazdan anlatacağım mekânı gezerken, sanat eserlerinin, fikirlerin, emeğin nasıl korunup nesiller boyunca aktarılabileceğini gösteren o salonlarda dolaşırken, bir yandan da ülkede olup bitenleri düşünmeden edemedim. Karşıyaka’dan vapura bindiğimde kulaklığımda meşhur Kürdilihicazkar, Karşıyaka’da İzmir’in Gülü çalıyordu. Konak İskelesi’ne vardığımızda da zihnimden güzel İzmir’i İzmir yapan Timur’u, Yüzbaşı Şerafettin’i ve Atatürk’ü anmadan devam edemedim… Sonrasında hava fazla sıcak olduğundan hızlı adımlarla Arkas Sanat Merkezi’nin yolunu tuttum.

Kordon’daki bu asil bina, zamanında Fransa’nın fahri konsoloshanesiyken günümüzde Arkas Holding’in Sanat Merkezi olarak kullanılıyor. Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas’ın himmetiyle birbirinden özel sergilere ev sahipliği yapan merkezde, ben gittiğimde Gelenek ve Modernite: Arkas Koleksiyonu’nda Türk Resmi (1920-1970) başlıklı bir sergi vardı. Sanat tarihçisi ve akademisyen Prof. Dr. Burcu Pelvanoğlu’nun küratörlüğündeki sergiye geçmeden bir noktaya değinmek isterim: Beni, girişte biletimi alırken öğrenci olduğumu beyan etmemi isteyen görevli hanımefendinin misafirperverliği karşıladı ve kendisi biletimi verirken kolonya ikram etti. Yeri gelmişken eklemek isterim, sergi sonunda Arkas Sanat Merkezi’nin kitaplarını satın alırken çalışanların gösterdiği alakaya da teşekkür ederim. Asker Ressamlar sergi kataloğu ne zamandır almak istediğim bir kitaptı. Kitaplardaki baskı kalitesi, İngilizce ve Fransızca tercümeleriyle tüm sergi kataloglarının bu üç dilde yayımlanması beni hayrete gark ettiren detaylar oldu. Şimdi sizlere sergideki bazı eserleri sunuyorum.

Fotoğraf I: Ressam Mihri Müşfik’in Dr. Hulusi Behçet portresiyle başlayan sergi.

Fotoğraf II: Ressam Müfide Kadri’nin otoportresi.

Fotoğraf III: Ressam Feyhaman Duran’ın otoportresi (1908).

Fotoğraf IV: Ressam Hoca Ali Rıza’nın Çubuklu sırtlarından Boğaz manzarası (1924).

Fotoğraf V: Şerif Muhiddin Targan’ın peyzajı. 

Burada ancak seçkisini sunabildiğimiz sergi deneyimini yaşamak için 26 Mart-28 Aralık 2025 tarihleri arasında Arkas Sanat Merkezi’ni ziyaret edebilirsiniz. Yazının sonuna gelirken, Arkas Sanat’ın İzmir Göztepe’de yeni bir binasının açıldığı, ben kitap satın alırken görevli beyefendi tarafından hatırlatıldı. Kendisi, eylül ayı içerisinde ücretsiz giriş fırsatını kaçırmayın diye ekledi. Bana bu sefer kısmet olmadı, bir sonraki sefere oradaki koleksiyonu incelerim. O zamana kadar da çalışma masamı süsleyen Lucien Arkas Bağları’nın İdol’ü ile avunabilirim sanırım…

Muratcan Zorcu

Koç Üniversitesi Tarih Bölümü’nde doktora adayıdır.

Şuna bir yanıt: “Arkas Sanat Merkezi’ni Gezerken Düşündüklerim”

  1. mervedalcik Avatar

    Keyifle okudum

    Beğen

mervedalcik için bir cevap yazın Cevabı iptal et